Ayşe ZORLU
Örtülemeyen başörtüsü

Örtülemeyen başörtüsü

 

Başladı yine tartışmalar. Kaldıkları yerden hiçbir şey değişmemişçesine.

Aynı bildik basmakalıp ifadeler yasağı savunanlarda… Aynı korku paranoyaları bitmeyen… Aslından bağı koparılmış kavramlarla yapılan aynı kördöğüşü.

Ve medya. Odalarımızın başköşesine daha bir kurulmuş gibi bugünlerde. Öyle ya, çatışmadan beslenen doğasına yeni gıdalar buldu… Gizli kameralar, karşındakini savunmasız yakalamanın verdiği üstünlük duygusuyla, başörtülü avına çıkmış adeta…

Başka bir kanalda şöyle bir soru soruyor ana haber spikeri: "Ne gerek vardı şimdi? Ülkenin bu gerginliğe ihtiyacı mı vardı?"

Elbette, ne gerek vardı canım? Beklesindi başörtülüler. Yıllardır bekliyorlardı ne de olsa ideallerini, ümitlerini başka baharlara erteleyerek… Birçoğu anne oldu okul sıralarından atılıp. Şimdilerde, kendilerine niye onun gibi başörtüleri olan ablaların okullara alınmadığını soran çocuklarına, uygun cevap aramakla meşguller… Kendilerinin bile yıllardır arayıp bulamadıkları cevabı… Okul sıraları artık çok uzakta onlar için…

Arkadan gelenler ise aynı duygusuz, sert  yasak duvarına toslamaya devam ediyor. İçlerinden gidenler oldu. Ezansız ülkelerin semalarına doğru uçtular… Hasretlerine hasret eklediler. Ana, baba, kardeş derken  vatan hasreti… Öz vatanlarında üvey evlat  muamelemsi görerek, gözyaşlarını içlerine akıtıp gittiler… Giderken de bazıları gibi "giderim ha!" bile diyemediler. Çünkü bilirler  ki,  sitem etmeye bile hakları yoktur  onların… Matemdir onlara düşen… Başı sonu, ucu bucağı belirsiz  bir matem  bulutuna sararak duygularını ve sessizliği bir zırh gibi geçirerek üzerlerine, gittiler. O  kadar uzağa sürgün oldu ki bazıları… İçlerinde tek umudu okuduğunu görmek olan kanserli babasının son nefesine yetişemeyenler oldu… Bazıları okudukları ülke okullarının başarı tarihine geçtiler… Ama bizim yasakçı medyamızda iki satır haberle olsun yer verilmedi başarılarına… Şaşırmadılar… Çünkü yine bilirler ki, bizim medyamız "başörtüsü" ve "başarı"yı  yan yana getirmez yayın politikaları gereği(!)

Gidemeyenlerin bir kısmı  bıraktılar okullarını  sessiz sedasız, bir yerlerde "Kardelen Ayşe Kampanyaları" devam ederken… Onların karı, delmelerine  imkân vermeyecek kadar sertti. Bir yasak duvarı örülmüştü karın üstüne… O kampanyalar, onların mahallesine uğramadı hiç zaten. Evlerine çekildiler onlar da. Bir kısmı ise her şeye rağmen yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Kimi açarak başlarını, kimi peruk takarak, okullarına, işlerine ve aslında hayata devam etmeye çalışıyorlar. İçerde açıp, dışarıda kapatmanın ruhlarında açtığı derin darbelerle, içlerindeki mad cezirlerle hayat kavgasının ortasındalar onlar… Çalışan kadın, çalışan anne, çalışan eş olmanın bütün  sorunlarının ve sorumluluklarının üstüne, bir de bu ayrımcılığı her gün iliklerine kadar hissederek  hayat kavgası vermekteler. Onların da ödenecek faturaları, okul taksitleri, kiraları, hasta yakınları var…  Ve bir de kendilerini  sürekli tehdit olarak gören birileri… Gün geçmiyor ki bir gazetede, kendilerinden bahsedilmesin… Birkaç yıl önce bir köşe yazarı, kendilerine  bütün ahlaksız kelimeleri sıralayarak saldırmıştı… Şimdilerle bir bayan "başörtülü gördüğü zaman ruhunun sıkıldığını" ifade ediyor. Kızıyla birlikte "tecrit odaları" kurmaktan bahsediyor. Bir dönemin ikna odalarının yeni versiyonu olsa gerek. Olur, tabi, niye olmasın? Belki yalan makinesine falan da bağlarsınız. Gerçekten inandığı için mi örtüyor, yoksa siyasi simge olsun düşüncesiyle mi? Di mi ya? Ne iyi olurdu? Testten geçenlerin tek tip ve tek renk başörtüsü takmasına yüksek müsaadelerinizden onay çıkardı belki kerhen de olsa… Ama yine de onları gördüğünüzde yüzünüzü böcek görmüş gibi buruştururdunuz. Onlara ikinci sınıf vatandaş olduklarını her fırsatta hissettirirdiniz… Testi geçemeyenlerse zinhar bu ülkede yaşamasınlar zaten. Suudi Arabistan ne güne duruyor(!)

Aman canım, alıştılar onlar böyle Ergün aşağılanarak yaşamaya "Köpekler ve türbanlılar giremez!"  tabelalarının altında… Hal böyleyken ne gerek vardı şimdi ağzımızın tadını kaçırmaya, ülkeyi germeye?

Affedersiniz ama siz kimsiniz? Sizler? Yani  oturdukları rahat koltuklarında asıl "gerilenler"? Bir grup mutlu azınlık… Yoksa Prof. Dr. Ünsal Oskay' ın ifadesiyle "modern klan üyeleri" mi  demeliydim? Kendi içlerinden  yükselen eleştirilere bile asla tahammülü olmayan ve hala 80 yıl öncesinin argümanlarıyla hep bir ağızdan bağırılan "yasakçı sesler korosu". Ülkenin aydın (!)kesiminden bir grup. Aydın olmanın şartı içinden çıktığı halkı tanımaktan, bilmekten geçer. Başınızı deve kuşu gibi kuma gömmekle, sorunların üstünü örtmeye (ki bu örtü meselesinin daha fazla üstünün örtülmesine tahammül kalmamıştır artık )çalışmakla sorunlar çözülmüyor ne yazık ki…

Ülkelerini terk etmekle zor bir hayat arasında seçime mahkûm bırakılanlar başörtülüler, ülkeyi gerenler(!) yine onlar…

Yıllardır "yaşamıyor gibi yaşayanlar" , mağdur olanlar onlar; suçlu yine onlar…

Birçoğu kendilerine reva görülen bu hayata direnebilmek için çantasında depresyon haplarıyla dolaşıyor. Bu insanların da anne babaları, eşleri, hatta çocukları var artık. Kaç yuvanın huzurunu bozdunuz hiç düşündünüz mü? Olsun ne çıkar? Ülke gerilmesin tek… Ağzımızın  pardon ağzınızın tadı, "göz zevkiniz " ve daha bilumum zevklerinize,  ayrıcalıklarınıza halel gelmesin(!)

Eğer gerçekten çözümden yanaysanız, öncelikle içinden çıktığınız halde kendinizi bir türlü "ait" hissetmediğiniz halkı tanımanız gerekecek. Çünkü halkın    ekseriyeti içinde böyle bir sorun yok. Ne dersiniz? Sağlam koltuklarınızdan, modern plazalarınızdan, muhkem şatolarınızdan çıkıp bir kereliğine fakirhanemize teşrif etmez miydiniz? Sahi sizde "vicdan" bulunur mu? Gelirken yanınızda bir parçacık getirseniz. O zaman daha kolay anlaşırdık. Beyniniz gibi onu da satmadıysanız tabi?

Eğer gerçekten çözümden yanaysanız, şimdiye kadar ezberden tekrarlayıp durduğunuz tüm kavramları sil baştan ele almanın, ortak tanımlar etrafında samimiyetle birleşmenin zamanıdır. Siz bunu yapmazsanız, bizim çocuklarımız da, belki onların çocukları da aynı kısır kavgaları yapacaklar. Ülke aydınlarının geleceğimiz adına ortak bir dil(öteleyen, ötekileştiren, ayrımcılığı derinleştirmek yerine, bütünleştirici, kuşatıcı yeni bil dil) kurmasının zamanıdır. Sadece başörtüsü konusunda değil, ülkenin önünü tıkayan her konuda.

Bütün bu kuru gürültünün sebebi kendi ayrıcalıklarınızın ve saltanatınızın devamıysa, o zaman hiç zahmet buyurmayın siz bu konunun da, bu insanların da muhatabı olamazsınız. Ve artık, çekin ellerinizi başörtüsünün üzerinden.



 



ayse.zorlu@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (1)
seyrani tarafından 2010-01-17 22:24:40 tarihinde yazılmış
baş örtüsü şereftir
onlar ne kadarda ugraşsalar ugraşsınlar onları yaratanda rabbimiz ve onlar mühlet veriliyor şuan keşke bilseler hakikatı ama şeytanı yabana atamayız demi hepsi imtihan bizim için baş örtüsü için savaşan ve tarafını belli eden sizler gibi degerli insanlardan allah razı olsun