Erol ERDOĞAN
Türkiye'de bu kadar çok üniversiteye gerek var mı ?

Türkiye'de bu kadar çok üniversiteye gerek var mı ?

 

Son yıllarda açılan yeni devlet ve vakıf üniversitelerinin çokluğu “Türkiye’de bu kadar çok üniversiteye gerek var mı?” sorusunu da beraberinde getirdi. Eleştiriyi de içinde barındıran bu soru gittikçe daha çok kişi tarafından soruluyor.

Üniversite sayısının hızla artmasını eleştirenlerin dayandıkları birkaç tane önemli gerekçe var. Bunların başında, sayıca hızla çoğalan bu üniversitelere yeterli akademik kadronun bulunup bulunamayacağı hususudur. Üniversite sayısının çoğalması ya da bu kadar hızlı çoğalmasının denetimi imkânsız hale getireceği, eğitimin kalitesini düşüreceği, üniversiteleri imaj ve ortam olarak lise seviyesine düşüreceği, bazı bölümlerin bir süre sonra öğrencisiz kalacağı da üniversite sayısının artmasına muhalif görüş belirtenlerin gerekçeleri arasında yer almaktadır.

Ülkemizde üniversiteye ilginin bu kadar yüksek olmasında, genç bir nüfusa sahip olmamızın etkisi olduğu kadar “üniversite”ye yüklediğimiz anlamında rolü bulunmaktadır. Gelişmekte olan bir ülke olarak maalesef  “üniversite”ye atfettiğimiz anlam biraz sıkıntılıdır, kusurludur.

Üniversitede ileri düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapılır. Eğer üniversiteye böyle bir anlam ve fonksiyon yüklerseniz, herkesin üniversite mezunu olması gerekmediğini de kabul eder, eğitim politikalarını ona göre planlarsınız.

Ancak, ülkemizde üniversite, daha çok “statü” ve “istihdam” kavramlarıyla ilişkili bir kurum olarak zihinlere yerleşmiş, eğilimler ve planlar da bu algıya uygun olarak şekillenmiştir. Bu süreçte, iş bulabilmenin ve toplumda sosyal anlamda tutunabilmenin en önemli şartı üniversite mezunu olmak şeklinde kabul edilmiştir. Bu anlayış adeta tabulaşmıştır. Dolayısıyla, herkes hedefinin gerçekleşmesini üniversite kazanmaya bağlamıştır. Üniversitenin değişen bu anlamı aslında son yıllara aittir. Çünkü Anadolu insanı, daha önceki dönemlerde “para kazanmayı” meslek edinmeye bağlar, ailenin zeki çocuğunu iş hayatına, ticarete ve pazara yönlendirirdi; adam olmayı ise “diploma” ile hiç ilişkilendirmezdi zaten.

Artık “Üniversite, insanın iş bulmasını sağlar” gibi bir anlam kaymasını başta üniversite kurumunun kendisi olmak üzere hiç kimse yadırgamaz haldedir. Üniversitelerin kendilerini tanıtırken ve reklâmlarını yaparken “mezunlarının ne kadar büyük şirketlerde iş bulabildiğini” anlatmaları da bu anlam ve amaç kaymasına – sapmasına bir delil sayılabilir.  Dolayısıyla, bu anlayışa göre, üniversitelerimizin bilimsel yayın sıralamasında dünyada ilk yüzlere girememiş olması da bu yeni anlama bakarak bir eksiklik değildir; bu geri kalmışlık kimseyi de rahatsız etmemektedir.

Yeni YÖK yönetimi, üniversitenin mecrasından kaymış – sapmış bu anlamını doğru yerine oturtmayı başarabilir mi? En azından, üniversiteyi bilimsel çalışma yapılan özgür yüksek eğitim ve öğretim birimi yapma noktasında başlangıç adımlarını atabilir mi?

Bu soruya YÖK’ün evet cevabını vermesi ve bunu başarması için, hükümetin istihdam ve üretim politikalarının yanı sıra gençlik ve eğitim politikalarını da bu anlamda gözden geçirmesi ve değiştirmesi gerekecektir.

Bu hedef ve değişim başarılırsa iş bulmak için herkesin üniversite mezunu olması gerekmeyecek ve bu baskın yönelim azalacaktır. Bu durumda da, üniversiteyi “ekmek kapısı” gören anlayış için “Türkiye’de bu kadar çok üniversiteye gerek var mı?” sorusunun cevabı da “hayır” olarak verilebilecektir.

Ancak ben, böyle olsa bile yani işsiz kitle üniversite diplomasını ihtiyaç duymadan rahatlıkla iş bulabilecek bir Türkiye’ye kavuşsa bile “Türkiye’de bu kadar çok üniversiteye gerek var mı?” sorusuna “evet, hem de daha fazlasına ihtiyaç vardır” cevabını verirdim. Bu “evet”in gerekçelerini haftaya tartışalım.

 

 



erol.erdogan@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (1)
Kemal tarafından 2008-02-24 01:17:35 tarihinde yazılmış
Hayırlı olsun
Çalışmanız hayırlı olsun. Selam ve hürmetler.
Ayın En Çok Okunanları