Osman MESTAN
O

O

Sükûtun konuşan bir şey olduğunu onda gördüm, ondan öğrendim. Heybet, vakar, sabır, sadakat, metanet, mahviyet ve safiyetin soylu bir beyanıdır onun sükûtu. Hakkın ve hakikatin konuşulduğu meclislerde yoğrulmuştur hamuru, zikrullah fırınında pişirilmiştir. “İşittik ve itaat ettik” diyenlerin safındadır her zaman. Kelimenin de fazlasını sarf etmenin israf olacağı bilincindedir.  Malayani konuşmadığı gibi dinlemez de. “Cahillerden yüz çevir” emri ilahîsini belki işitmemiştir, ama insiyakî olarak bunu yapar.

Terkib-i Bend sahibine kulak verelim : “Nadanlar eder sohbet-i nadanla telezzüz  / Divanelerin hemdemi divane gerektir.”

Ölümün yaşayan bir şey olduğunu onda gördüm, ondan öğrendim. Bezgin ve bedbin değildir. Hayatın ağır yükünü henüz kundakta iken babasını kaybettiği günden yetmişine merdiven dayadığı bu güne kadar yüksünmeden çekmiştir. Yalınayak koşturduğu dikenli tarlalarda çocuk yaşta çiftin çubuğun peşine düşmüştür. Hayatın “bir ağaç gölgeliğinde dinlenmek kadar kısa” olduğu hakikatini her haliyle üzerinde taşıyan bu adam “yaşamıyor gibi “ yaşamaktadır. Ölümü her an yanında hisseder, onunla arkadaş olmuştur. Sekiz çocuğunun annesi, hayat arkadaşını otuz üç yaşındayken kaybetmiş olması, dördü sabî, birisi hayatının baharında bir delikanlı olmak üzere beş evladının acısını yüreğine gömüp ciğerparelerini toprağın koynuna vermiş olması elbette onu ölüme aşina kılmıştır. Rıza gömleği her an sırtındadır. ”Ölmeden önce ölünüz“ emri gereğince yaşar. Evet, ölüm de yaşar ve her canlı gibi saati geldiğinde o da ölür. Bizden farkı bir daha dirilmemektir.

Sultanuşşuarâya kulak verelim: “Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun   / Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun.”

Takvanın ekilen, yeşeren, yemiş veren bir şey olduğunu onda gördüm, ondan öğrendim. Tarlasına ekin ekmekle uğraşır, harmana yüzü ak çıkmak için. Kınayanların kınamasına aldırmaz, hak bildiğini uygulamakta asla tereddüt etmez. Tavizsizdir. Küçük tavizlerin arkasından yenilerinin ve daha büyüklerin geleceğini bilir. “ Bize bir nazar oldu / Cumamız pazar oldu / Bize ne olduysa azar azar oldu “ sözlerini sık sık söyler. Kimi zaman hoyrat görünür ağyara; ama incedir, rikkatlidir. Kibirden ve kul hakkından aslandan kaçan ceylan gibi kaçar. Riyasızdır. Aynaya ihtiyacından fazla bakmaktan bile çekinir. Ama gönül aynası saf ve mücellâdır. Bazı sırların gönül aynasında ayan olduğu görülmüştür. Hiç kimsenin kimseye fayda veremeyeceği o dehşetli günün korkusundan kalbi tir tir titrer; rikkat ve haşyetinin yoğunlaştığı bu anlarda sarsıla sarsıla ağlar.

Diriliş Pirine kulak verelim: “Erkekler ağlar mı diyeceksin / Hayber’in kapısı ağlar mı erkekler ağlar mı  / Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum”  

Tevazuun büyüklük, kanaatin zenginlik, ibadetin zevk, sabrın selamet olduğunu onda gördüm, ondan öğrendim.   



osman.mestan@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (2)
Mehmet Bursa tarafından 2008-03-25 14:13:54 tarihinde yazılmış
anmak ve anlamak
Osman Bey'e bu değerli tspitlerinden dolayı teşekkür ediyorum; tüm müminler adına. Hep adı anıldıkça ağlanması gereken bir nesneymiş gibi algılanır olanın, ütopya sarayından, yeniden gerçek yerine; hayatın tam ortasına, yaşamın merkezine oturtulması gerektiğini hatırlatan bir yazı.Uzun zamandır anıyoruz ve ağlıyoruz ama bir türlü anlamıyoruz. anlamak gereğini yerine getirmeyi ister ondan mı acaba?
O'NUN KIZI tarafından 2008-03-21 19:04:35 tarihinde yazılmış
SÜPER
süper O'nu senden daha güzel anlayan ve anlatanbir kişi daha çıkabileceğini düşünmüyorum
Ayın En Çok Okunanları