Erol ERDOĞAN
Erica ve Rachel Corrie: Savaşın İnsan Yüzü

Erica ve Rachel Corrie: Savaşın İnsan Yüzü

”Harp birkaç senede bir kere hayat-ı millete saplanır; birbirini sevenlerin, birbirinden ayrılmak istemeyenlerin arasına dağlar, ovalar, geçilmez sular ve hatta kan ve ölüm koyar. O zaman ecel susamış ve acıkmış gibidir; her vakit ekmeğimizi veren iyi, cömert ve şefkatli toprağın bir iştihayı hûn ile titrediğini hissederiz. Artık ağaç gölgelerinde ve su kenarlarında terennüm eden gençler susacak, artık çocuklar ve tazeler kahkahalarını bir beht-i elîm ile kesecekler”

Cenap Şahabettin, Harp Mecmuası’nda yayınlanan Hatırat-ı Harbiye’sinde işte böyle demektedir.

Bizim neslimiz, savaşları rakamlar ve tarihler üzerinden Matematik dersi gibi okudu. Bu okuma biçimine göre savaş; 4 -5 rakamlı bir olaydır: başlama ve bitiş tarihi, şehit ve ölen sayısı, top ve tüfek sayısı. Savaşlara dair bahislerde rakamların dışındaki yazıların da temel iki başlığı olurdu; savaşın sebepleri ve sonuçları. Gerisi yok ya da az.

İnsan boyutunu ihmal edersek savaşı anlamamız zorlaşır. Hâlbuki onu, insani boyutlarını da içine alacak şekilde değerlendirirsek, dünyayı ve içindekileri anlamak için iyi bir adım atmış oluruz.

Olağandışılık özelliği savaştaki insana dair farklı halleri hem çoğaltır hem de derinleştirir. Üstelik bunlar sıradan “hikâye” değildir; gerçektir, önemlidir ve ciddi işaretlerdir.

Normal anlarda zor yaşanılacak birçok olaya savaş demlerinde daha sık rastlayabiliriz. İnsan, savaş esnasında kendine döner, içine yolculuk yapar, rollerden sıyrılır ve kendini emin hissettiği an ise akıllara durgunluk verecek bir işe kalkışabilir. Savaşın seyri değişir böyle anlarda veya sonraki yıllara sağlam bir işaret fişeği atılmış olur. Seyit Çavuş böyle bir iş yapmıştır. Erica da böyledir, Rachel de böyledir.

Erica, Çanakkale Savaşlarında Osmanlı tarafında cephede bulunmuş bir Alman hemşiredir. “Savaşın Kadınları”nın yazarı Zümrüt Sönmez onu şöyle anlatır: “Ateş altında yaralıların tedavisi için çalışan hemşire kadınlardan biridir Erica. Çanakkale Savaşları'nda Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Alman Ordusu'nda görev yapmış ve bölgeye geldikten sonra adeta bir Türk kadını gibi çalışmıştır. Erica, Yalova köyündeki kadınları toplayarak, ordumuza kıyafet, yorgan, yastık ve çadır gibi ihtiyaç malzemelerinin dikilmesine öncülük etmiştir. Gayr-i Müslim olan hemşire Erica, bir gün yaralıları tedavi ederken, hastane ve sargı yerlerini dahi bombalayan düşmanın bir top mermisiyle, can vermiştir. Mezarı bugün Çanakkale’de Yalova köyü mezarlığındadır. Hem cephede askerlerimizin yaralarını saran, hem de kaldığı köyün kadınlarıyla el ele verip ordumuzun ihtiyaçları için gayretle çalışan Erica, bu toprakların yiğit kadınlarından biridir.”

Rachel Corrie ise 1979 ABD doğumlu, Washington’a bağlı Olympia kasabasında yaşayan genç bir kızdır. Bir gün Filistin’de yaşananların durdurulabileceğine inanır ve çevresindekilerle bu inancını paylaşır, sonrasında bu iş için bir grup kurar. Masumların ve özellikle çocukların öldürülmesine katlanamayan Rachel sonunda arkadaşları ile birlikte Gazze’ye gitme kararı alır. Amerika’dan kalkıp Ortadoğu’ya barış eylemcisi olarak gelen 23 yaşındaki bu genç yürek, 16 Mart 2003’te Gazze’deki Refah Mülteci kampında Filistinli bir doktorun evini yıkmaya gelen İsrail buldozerlerine engel olmaya çalışırken çelik canavarın altında kalır. Canavarlaşmış tank şoförü, demir yığını buldozeri Rachel’in üzerinde gezdirmiş, onu yok etmek istemişti. Belli ki Rachel bir Filistinliden daha kötü bir düşmandı İsrailli şoför için. O Amerikalıydı ama Filistinli çocukların yanındaydı.

Rachel Corrie, annesine ve arkadaşlarına Filistin’den yazdığı bir mektupta şöyle demişti: “Filistin'e geleli şu anda iki hafta ve bir saat oldu ve buna rağmen gördüklerimi anlatmakta kelime bulamıyorum. Buradaki çocukların pek çoğu hiç, evlerinin duvarlarındaki tank mermisi delikleri ve bir işgal kuvvetinin onları yakın civarlarda sürekli izleyen kuleleri olmadığı bir gün yaşamış mıdır, bilmiyorum. Emin olmasam da, bu çocukların en küçüğünün bile, her yerde hayatın böyle olmadığını anlayabildiğini düşünüyorum.”

Erica’yı Osmanlı askerlerinin yaralarını sarmak için cepheden cepheye koşturan o yüksek muharrik şey, eşinin Osmanlı olması değildir sadece. Rachel Corrie’yi de Amerika’dan Gazze’ye getirip İsrail’e karşı kahramanca karşı durduran güç de sadece “barış eylemcisi” olma arzusu değildir.

Erica’yı da, Rachel Corrie’yi de bu sıra dışılığa, çılgınlığa yönlendiren farklı insani bir nüve özel insani bir damar olmalı. Savaş böyle bir şey. Savaşları, anlamsızlığı kesin olan rakamlardan değil insanın bizzat kendi özünden yola çıkarak okumalıyız.

 



erol.erdogan@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (2)
ewt tarafından 2009-06-25 10:21:27 tarihinde yazılmış
rachel
sadece rachel sadece rachel
Kemal Seyfi - Ankara tarafından 2008-04-01 11:59:52 tarihinde yazılmış
Savaş her zaman kahraman çıkarmaz
Savaş her zaman kahraman çıkarmaz. İşte IRAK... Ne ABD tarafında ne de IRAK tarafında kahraman var. Irak'ın hiçbir zaman Selahaddin Eyyubisi olmayacak, Ericası da olmayacak. ABD'den ise yeni Racheller çıkmaya devam edecek.