Osman MESTAN
Alim mi, aydın mı?

Alim mi, aydın mı?

Zihin dünyamız karışık.  Dünyayı nasıl algılıyoruz? Hayatı, ölümü,  siyaseti, toplumu, devleti, geçmişi,  geleceği, kültürü, sanatı, hak ve özgürlükleri, dini hangi kavramalarla düşünüyoruz? Kendimiz mi düşünüyoruz yahut bizim dışımızda üretilen bir kısmı da planlı kavramların bizi götürdüğü frekansların esiri miyiz?

Özellikle kendine İslam’ı referans olarak kabul eden insanlar için durum hiç iç açıcı değildir. “İslam nedir?” sorusunun bile farklı anlamları ve bu anlamlar etrafında kümelenmiş gruplar ve ideolojilere göre verilmiş cevapları mevcuttur. İşin ilginç yanı bu anlayış ve kümelenmeler İslam’ın kendine has kelime ve kavramalar muvacehesinde oluşmuş/gelişmiş akımlar olmadığını, her birinin farklı anlayış ve kavramların İslam’a adapte edilmesinden kaynaklandığını görmekteyiz. Bunun temel sebebi ise toplumlara rehberlik edenlerin fikirleri ve kişilikleridir.

İslam Dünyası özellikle son yüz elli yıldır batının maddi üstünlüğü karşısında fikri buhranlar yaşamakta ve kendine çıkış yolu aramaktadır. Kendi “geri kalmışlığı” (!)  üzerinde fikir yürütürken kendini batılı kavram ve düşüncelerle tenkit etmiş ve çıkmaz sokakta olduğunu hissetmiştir. Dolayısıyla Müslümanları ve İslam’ı bu çıkmaz sokaktan kurtarmayı görev edinen rehberler ortaya çıkmıştır. Bu rehberler İslam Medeniyetinin ürettiği,  geleneği olan icazetli ulema değil batıdakine benzer aydın sınıfıdır.

Aydın kelimesi dahi ortaya çıkış ve kullanılış biçimi ile tamamen batılı bir tecrübe ve anlayış içinde İslam Dünyasına ithal edilmiştir. “Kilisenin Doğmaları”na karşın  “bilimsel bilginin ışığı” ile “aydınlanmış“ bilgiçlere verilen bu isim, Avrupa’nın kendi tarih ve kültürü için yadırganmayabilir. Zaten muharref olan bir dinin bilgi sistemine karşı ortaya çıkan reaksiyon, o kültür içinde ayrı bir kültür ve medeniyet oluşturmuştur. Ancak aynı kavramlarla kendi tarih ve medeniyetimize bakarak bir sonuç ede etmemiz mümkün değildir.

Hâlbuki İslam Kültür ve medeniyeti “Âlim”  kavramını ön plana çıkararak topluma rehberlik edecek kimseleri belirlemiştir. “Allah’tan gerçek anlamda korkanlar âlimlerdir”  ayet-i Kerimesi ve  “Âlimler peygamberlerin varislerdir” hadisi bu rehberleri belirlemek için yeterlidir.  İlmi bilen, kendini bilen, dolayısı ile Rabbini bilen ilmi ile amil âlimleri rehber edinmedikçe bulanık zihin dünyamız durulmayacaktır.

Âlimlerimiz nerededir? Mebzul miktarda aydınımız var. Her şeyi ile batılıya benzeyen, batılı gibi yaşayan ama bu benzeyişleri taklitçilikten öteye geçmeyen aydınlarımız her türlü köşe başını tutmuş bize akıldânelik yapıyorlar.  Bize önderlik ve rehberlik ederek kafalarımızı karıştıran ve “nur”dan behresi olmayan sözde  “bilimsel bilgi” ile aydınlanmış aydıncıklardan yeter çektiğimiz. Geleneğini,  geçmiş âlimlerini küçümseyen,  bugüne kadar gelmiş bütün âlimlerin Kuran’ı yanlış yorumladıkları,  gerçeği ancak kendisinin bildiği iddiasında pek çok İslamcı aydın müsveddesinden bıkıp usandık.  “Allah ile kul arasında peygamber bile aracı olamaz” diyerek bu aracının ancak kendisinin olabileceğini ima eden bu yeni ruhban sınıfından kurtulmamız gerekir. Öyle ya “Âlimleri, mürşitleri hatta peygamberleri bile aradan çıkartın, Allah’ın ne demek istediğini yalnız benden dinleyin” demek anlamına gelmektedir bu sözleri. Kendi düşündüklerini (hâşâ!)  tahrif ettiği Tevrat’ a ve İncil’e söyleterek yeni bir din ihdas eden ruhban sınıfının yaptığı işi bu aydınlar yapmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla İslam’a gerçekten ruhbanlığı sokmaya çalışanlar da bunlardır. Fakat  “Zikri (Kur’anı) biz indirdik ve muhakkak onu koruyacak olan da biziz” ayeti mucibince buna güçleri yetmeyecektir.      

“Aydın” işaret levhasına benzer. Hakikatin yönünü anlık olarak işaretleyen levhalara benzer. Net ve ayrıntılı bir tarifi ve izahı yoktur.  Bir sonraki adım muğlâktır. Yeni levha yoksa şaşırır kalırsınız. Âlim ise haritaya benzer, hakikatin yolunu ayrıntılı olarak izah eder. Ölçeğine ve derecesine göre bize rehberlik eder. Bir de “Arif” vardır;  hakikati bizatihi gösteren ayna gibidir. İlgilisine ve nasiplisine hakikati ayan beyan gösterir ki bu konumuz dışıdır.

Aydına ihtiyacımız yok mu, elbette var. Entelektüel derinliği ile hakikatin peşinde ve hizmetinde, kalemi satılık ya da kiralık olmayan, topluma hakikatin yönünü işaret eden aydınımıza hürmet ederiz. 

Bekliyoruz. Issız bir çölde yahut dağ başında gece yarısı yolunu kaybetmiş yolcu gibiyiz. Gecenin, yolun, çölün, dağın ve yıldızların dilinden anlayan, bizi yalnızlıktan, ufuksuzluktan kurtaracak “peygamber varislerini “ bekliyoruz.                              

 



osman.mestan@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

Ayın En Çok Okunanları