Bu toz duman içinde doğruyu olanla yanlış olanı ayırt etmek öyle zorlaşıyor ki. Bombardıman altındayız demek yanlış olmaz sanırım. TV izlemek neredeyse imkânsız, internetteki haber sitelerini akşama kadar takip ederseniz, akşam saçınızı başınızı yolmaya başlarsınız.
Bu aslında yeni bir bağımlılık türüdür. Benim de kendimi kaptırdığım ve ancak zaman zaman kırabildiğim bir bağımlılık.
Gündemi her ayrıntısıyla takip etme ve tüm meseleler hakkında sanki mecburmuşçasına fikir beyan etme.
Bazen gündemden uzak kaldığımda ve ardından dönüp tekrar baktığımda görüyorum ki, değişen bir şey yok. Dünyanın gündemi ile Türkiye’nin gündemi arasında inanılmaz bir uçurum var. Küresel meseleler ve sorunlar her geçen büyürken, Türkiye kafasını kuma gömmüş bir ülke izlenimi uyandırıyor.
Çeteler, siyasi kavgalar, rejim tartışmaları ve cepheleşmeler. Türkiye içe kapanık ve kırılgan. İçerde kaynayan siyasi kazan her şeyi bir anda altüst ediyor.
Şaşkınlıkla, komplo teorileri arasında gidip geliyoruz. Peki, bu kısır döngüden kurtulmak mümkün mü?
Bu kısır döngüden kurtulmak pekte mümkün gibi görünmüyor. Hatta daha da artacak gibi. Milli irade yargı ve siyaset arasında sıkışmış durumda. Bir yanda seçilmişler, bir yanda atanmışlar.
Seçilmişler seçilmiş olmakla kendilerine fazlasıyla büyük bir rol biçerken, atanmışlar seçilmişte olsan tek güçlü olan ve muktedir olan sen değilsin diyor.
Bu tartışma ve çatışmalardan en büyük zararı yine halk görüyor. Meşhur tabirle sokaktaki vatandaş muzdarip ve mağdur. Halkın siyasete ve siyasetçiye olan inancı ve güveni sürekli sarsılıyor. Sanki birileri çözüm için siyaset tek alternatif yol değildir ve iktidar olmak muktedir olmak anlamına gelmez demeye getiriyor.
Demokrasi, rejim, laiklik ve cumhuriyet kavramları herkesçe başka bir anlam taşıyor. Rejim tehlikede diyenle, rejimin güvencesiyiz diyen arasında büyük bir uçurum var. Sanki biri rejim derken kendisini, diğeri rejim derken iktidar olmasını kastediyor.
Mesela bugün iktidar olan bir parti, muhalefet olduğu zaman ülkenin milli bütünlüğü ve bölünmezliği ile ilgili akla hayale gelmeyecek laflar ediyor. Dün el sıkıştığı adamlara, bugün hain diyebiliyor.
Siyasetin böylesine dejenere olması ve sanki asıl böyle davranılırsa siyasetçi olunur düşüncesi ülkeyi bakın nerelere getirdi. Sokaktaki vatandaşa ülkenin yaşayan en önemli siyasetçisi kimdir diye bir soru yöneltsek cevap ne olur sizce?
Sanırım sayılacak isimlerin arasında Süleyman Demirel önemli bir yer tutar.
İşte Türkiye’nin fotoğrafı budur. Yaşayan en önemli siyasi karakterin Süleyman Demirel olduğu bir ülke de yaşamakta bedel ödemeyi ya da bugünkü durumu pek yadsımamayı gerektirir.