Yaşamımızın en özel yerini oluşturur gençliğimiz. Heyecanlı, hareketli, coşkulu, kabına sığmayan bir kişiliğe bürünürüz o dönemde. Kanımız kaynar, tez canlı hareket eder, yerimizde duramayız. Gözümüz pektir ve yapamayacağımız hiçbir şey olmadığına inanırız.
Kusurlarımız görülmez, yaptığımız her şey gençliğimize verilir. Bu yüzden hep genç kalmayı arzu ederiz hayatta.
Gençken babamızdan harçlığımızı alır, rahatça okula gider, arkadaşlarımızla gezer, kitap okur, sinemaya gider, spor yapar, hayata dair güzel olan şeyleri keyifle yaparız.
İstediğimizde alış veriş yapar, şık giyimi önemser, kendimize özen gösterir, fark edilmek isteriz. Arada aynada kendimize bakar, gençliğimizi öylece seyrederiz.
Toplum nezdinde de gençler her zaman için önemsenir. Onlar için özel etkinlikler yapılır, geziler düzenlenir, özel yayınlar hazırlanır, konferans ve seminerler düzenlenir, tv programları yapılır, kurum ve kuruluşlarca gençler için birçok aktivite gerçekleştirilir.
Hayatımızın baharında yapabildiğimiz o kadar çok şey vardır ki. Her biri bizim için önemli, unutulmayacak anlardır.
***
Saçlarımız ağardığında, yürümekte zorlandığımızda, duymakta sıkıntı çektiğimizde, dişlerimiz azaldığında veya “abi, abla” hitap sözlerinin “amca, teyze, dede veya nine”ye dönüştüğünde, anlarız ki artık gençlikten bir hayli uzaklaşmışızdır.
Bunu fark ettiğimiz andan itibaren iç dünyamızla mücadelemiz başlar. Kendimizi tanıyamayacak hale geldiğimizi fark ederiz. “Bu ben miyim?” diye sorarız kendi kendimize. Hele eski fotoğraflara baktığımızda gözlerimiz derinlere dalar. Hatıralar canlanır hafızalarımızda.
Yıllar ne çabuk geçmiştir bizim için. Eskisi gibi çevikliğimiz, coşkumuz, heyecanımız kalmamıştır. Önce kolay kabullenemeyiz. Alışmak kolay değildir. Ama kendimizi şöyle bir süzdüğümüzde anlarız ki artık genç değilizdir.
Yaşam ile ilgili zorluklar artar bizim için. Bundan sonrası için tecrübelerimizden ve birikimlerimizden yararlanarak hayatımızı devam ettiririz. Bu defa gençlere öneri ve nasihatlerde bulunur, “şöyle yapmalısın, böyle yapmalısın” der dururuz. Bu, içimizdeki gençliğe geri dönme özleminin dışa vurumudur aslında. “Ben gençken…” diye başlarız söze ve hiç bitiremeyiz. “Ah! Bir genç olsaydım şimdi sizin gibi…” sözünü dilimizden düşürmeyiz.
***
Gençliğin öneminin, güzelliğinin ve özelliğinin, kendimizin de yeterince farkında olmadığımızı anlarız uzaklaştığımızda. Meğer neler neler yapılabilirmiş o dönemde. Fark ederiz tabi bütün bunları ama iş işten geçmiştir, artık yapılabilecek bir şey yoktur.
Gençlikte yapamadıklarımızı düşünür, pişmanlık duyar, “keşke” sözünü sık kullanırız. En verimli ama en az çalıştığımız dönemdir gençlik, farkına varırız.
***
Nasrettin Hocamız da gençlikten uzaklaştığı bir dönemde, bir gün yürürken büyükçe bir taşa denk gelmiş. Taşı kaldırmak için zorlamış ama nafile. Sonra söylenmeye başlamış:
— Ah gençlik ah! Genç olsaydım bu taşı şimdi yerinden söker atardım.
Bakmış etrafta kimsecikler yok. Bu kez şöyle demiş:
— Ben senin gençliğini de bilirim.
***
Hayatta her dönemin kendine has özel durumları bulunmaktadır. Çocukluk, gençlik, yaşlılık doğal süreç olup, bizim dışımızda gelişen istem dışı hadiselerdir. Her döneme hazırlıklı olmalı, yaşadığımız anı iyi değerlendirmeliyiz.
Unutmamak gerekir ki, gençlik hayatta insanın başına bir kere gelir. Bu dönemi nasıl yaşarsak, sonrasında da farklı olmayacağımızı Nasrettin Hocamız bizlere tebessüm ettirerek çok güzel özetlemiş bulunmakta.
Hayallerimizi, eksiklerimizi, hatalarımızı, yapamadıklarımızı biliyoruz. Bunlar için Ah! vah!, keşke! demek kimseye fayda vermez. Yaşamımızın hangi döneminde isek şuan itibari ile kendimize zaman ayırıp planlarımızı, yaşam amacımızı gözden geçirmemiz gereklidir.
Genç olmanın heyecanı ve enerjisi ile sorumluluğumuzun bilincine ulaşmalı, gereken fedakârlığı göstermeliyiz. Önümüze çıkacak engelleri ve zorlukları bir bir aşarak, bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz.
Gençliğin kıymetini bileceğiz ki, gelecekte söyleyecek sözümüz olsun.