Gece... Kar tanesi yalnızlığında düştüm bu toprağa, çıkınımda hüzün var, bir ömür yetecek kadar.
Gece; Semavât’ın ve Arz’ın nurundan bir anlık yoksunluğun rengidir. Milyarlarcasının içinde her biri bir meleğin kanadında yahut elinde, yalnız olarak toprağa düşen kar tanesi gibi yalnızlığın rengidir.
Azığımız hüzündür. “Dar-ı nimette garîk-ı vahdet iken / Düştük dar-ı mihnete mahzun olarak.”
Akşamcı kuşları
merhaba
Ezan ve kamet sesiyle
merhaba
Gurbet akşamlarının ilk türküsüyle
merhaba
Çocukluğumun yorgun akşamlarında, telaşla uçuşan siyah kuşlara benzeyen ama kuş olmadıklarını anlayabildiğimiz, kanat şakırtılarından başka seslerini işitmediğimiz sevimsiz yaratıklara “akşamcı kuşları” derdik. Havada uçuşan siluetlerinden başka hiçbir şeyini göremediğimiz bu akşamcı kuşları, sanki gecenin habercisidir. Günün son ışığını geride bırakmış, hasretle sabahı bekleyen yalnız gurbetçilere hoşâmedî etmektedirler. Gurbete ilk adım attığımızda biz söyleyemesek de bizim adımıza kalbin gecesini aydınlatan bir türkü söylenir. Gönül aynası musaffâ ve mücellâ olan bu aydınlığı hisseder. Zira bize nur O’nun “Mişkât’ul Envar” olan gözlerinden gelir. Nurun kendisi ise bizatihi O’dur.
Gözlerin; ay ışığına benzer
Lakin gece benimçün mukadder
Öyle mahzun, mükedder
Ellerim; ay ışığında üşüyen ellerim
Avucunda ateş taşıyan ellerim
Gecenin koynunda apaydınlık bir kalp için ay ışığına ayna olmak gerek. Zira “ Mü’min; El- Mü’min’in aynasıdır. Avucunda ateş taşımaktan daha zor olanı kavrayınca ellerimiz O’ndan bir serinlik bekler. Ya gecenin siyahında kaybolur ellerimiz yahut ondan gelen bir nazarla yed-i beyzaya döner.
Ağlıyorum; gece büyüyor
gözümün düştüğü yerden
Gülsem
Gülmek karanlıktır biliyorum
Ağlamak kâr etmez; ama ağlamak gerekir. “Ağlayabilirseniz anlayabilirsiniz “ demişti büyük bir şair. Gözyaşımız ırmak olup göğsümüzü şerha şerha yarsa yine de kurumamalı göz pınarımız. “Siz benim bildiklerimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz” buyurmuştu Fahr-i Kâinat. Ağlamak bilmektir. Gülmekse zaten gecenin rengindendir.
Ömür ağacımda testere dişleri
Nefes alışverişlerim
Heybem talaş doluyor
Yürüyorum telaşla
Gecenin eşiği kızıl akşamüstleri, ömür defterimizin yapraklarını bir bir yakıyor. Bir avuç küldür geriye kalan. Küllerinden yeniden doğanlara selam olsun.