Osman MESTAN
Gece

Gece

 

Gece... Kar tanesi yalnızlığında düştüm bu toprağa, çıkınımda hüzün var, bir ömür yetecek kadar.

Gece; Semavât’ın ve Arz’ın nurundan bir anlık yoksunluğun rengidir. Milyarlarcasının içinde her biri bir meleğin kanadında yahut elinde, yalnız olarak toprağa düşen kar tanesi gibi yalnızlığın rengidir.

Azığımız hüzündür. “Dar-ı nimette garîk-ı vahdet iken / Düştük dar-ı mihnete mahzun olarak.”
   
                      Akşamcı kuşları
                                                   merhaba 
                      Ezan ve kamet sesiyle
                                                             merhaba
                     Gurbet akşamlarının ilk türküsüyle 
                                                                                   merhaba 

Çocukluğumun yorgun akşamlarında, telaşla uçuşan siyah kuşlara benzeyen ama kuş olmadıklarını anlayabildiğimiz, kanat şakırtılarından başka seslerini işitmediğimiz sevimsiz yaratıklara “akşamcı kuşları” derdik.  Havada uçuşan siluetlerinden başka hiçbir şeyini göremediğimiz bu akşamcı kuşları, sanki gecenin habercisidir. Günün son ışığını geride bırakmış, hasretle sabahı bekleyen yalnız gurbetçilere hoşâmedî etmektedirler. Gurbete ilk adım attığımızda biz söyleyemesek de bizim adımıza kalbin gecesini aydınlatan bir türkü söylenir. Gönül aynası musaffâ ve mücellâ olan bu aydınlığı hisseder. Zira bize nur O’nun  “Mişkât’ul Envar” olan gözlerinden gelir. Nurun kendisi ise bizatihi O’dur.

                        Gözlerin;  ay ışığına benzer
                        Lakin gece benimçün mukadder
                        Öyle mahzun,  mükedder 
                        Ellerim;  ay ışığında üşüyen ellerim
                        Avucunda ateş taşıyan ellerim

Gecenin koynunda apaydınlık bir kalp için ay ışığına ayna olmak gerek. Zira “ Mü’min; El- Mü’min’in aynasıdır. Avucunda ateş taşımaktan daha zor olanı kavrayınca ellerimiz O’ndan bir serinlik bekler. Ya gecenin siyahında kaybolur ellerimiz yahut ondan gelen bir nazarla yed-i beyzaya döner.  

                     Ağlıyorum; gece büyüyor
                                                               gözümün düştüğü yerden
                      Gülsem
                      Gülmek karanlıktır biliyorum

Ağlamak kâr etmez; ama ağlamak gerekir. “Ağlayabilirseniz anlayabilirsiniz “ demişti büyük bir şair. Gözyaşımız ırmak olup göğsümüzü şerha şerha yarsa yine de kurumamalı göz pınarımız. “Siz benim bildiklerimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz” buyurmuştu Fahr-i Kâinat. Ağlamak bilmektir. Gülmekse zaten gecenin rengindendir.
   
                      Ömür ağacımda testere dişleri
                      Nefes alışverişlerim
                      Heybem talaş doluyor
                      Yürüyorum telaşla

Gecenin eşiği kızıl akşamüstleri, ömür defterimizin yapraklarını bir bir yakıyor. Bir avuç küldür geriye kalan. Küllerinden yeniden doğanlara selam olsun.



osman.mestan@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (3)
Durdu Şahin tarafından 2008-05-28 18:51:16 tarihinde yazılmış
Ağlamak Anlamaktır!..
AĞLAMAK ANLAMAKTIR!.. Ağlamak, Anlamaktır. Anlayan insan ağlar. Anlamayan insan, Göstereceği tepkinin boyutunu Ve buutunu bilemediği için ağlayamaz. Ağlamak; Düşüncenin dillenmesidir. Gerçekle buluşan aklın, Duygularla kucaklaşmasıdır. Vakıaya vakıf olan, ağlar. Ârif ve âkif olanlar ağlar. Anlamanın ve düşünmenin ürünü olduğu için, Temiz tefekkürle yakın akrabadır. Bir fantezi değil, Gerçek bir vakarlılık hâlidir. Ağırbaşlı insanların ağırlıklı hâlidir. Prensip Ve pres
okuyucu tarafından 2008-05-24 11:08:20 tarihinde yazılmış
kelimelerin arkasında kitaplar saklı
Gece,..., kartanesi, yalnızlık,düşmek,toprak,hüzün, ömür, yetmek&yetinmek. semavat,arz,nur,anlık,yoksunluk,renk,melek kanat el
bülent tarafından 2008-05-13 16:33:16 tarihinde yazılmış
teşekkür
sevgili osman abi bu gönlümüzün bam teline değen güzel yazılar için sana müteşekkiriz. ilgiyle ve merakla diğer yazılarını bekliyoruz. muhabbetle...