bir erguvan mevsimi daha geçti ömrümden
ve ben artık sadece kendime ağlıyorum
ömrümden bir bir eksilen sadece takvim yaprakları değil, mavi mineler, erguvanlar ve leylaklar...
mavi mineleri koşuşturmacalarda, hayat telaşesinde, leylakları sebepsiz kırgınlıklarda, erguvanları ise hayal kırıklıklarında yitirdim.
hayati erguvan mevsimlerine erteleyenlerin hayal kırıklıkları yaman oluyor.
trenini son bir saniye ile kaçıran yolcular gibiyim...
kendi trenini kaçıran ama başka trenlere binmemekte kararlı, istasyonlarda kendi trenini beklerken kendini unutanlar gibiyim...
oysa hayatın beklemeye ve unutmaya tahammülü yok... durduğunda kendi sonuna da ulaşmış oluyorsun...
kim bilir belki de sonsuzluğun sonlulara yönlendirilmesiydi hayat.
mevsimlerden erguvan aylardan hüzün.
içime sağanak yağmurlar yağıyor, üşüyorum. ama sağanağın durmasını beklemeden
uzaklaşmak istiyorum kendimden.
çünkü artık bitişleri sevmiyorum. oysa "yeni başlangıçlar için bitişler gereklidir"lerle ne çok avunmuştum vaktiyle.
yaşanırken güzel olan her şeyin bitişi hüzün oluyor...
dönüşü ise kesinlikle muhteşem değil...
bir erguvan mevsimi daha geçti ömrümden...
kulakları sağır eden sessizliğimin eşliğinde
ne insanlığa ne hüzne ne mutluluğa;
hiç kimseye gözyaşı borcum yok.
ve ben artık sadece kendime ağlıyorum...
*
Bu yazı 2001 yılında www.bengisu.net ERGUVAN sayısında yayınlanmıştı.