Erol ERDOĞAN
Birini idam ettik, birini şüpheye verdik, birini eve tıktık, birini de susturuyoruz

Birini idam ettik, birini şüpheye verdik, birini eve tıktık, birini de susturuyoruz

 

Son 50 yılımıza 4 tane acıklı Başbakan hikâyesi sığdırdık. İkisinin hikâyesi tamamlandı, diğer ikisininkinin ise tamamlanmaya çalışılıyor. Menderes idam edildi. Özal’a önce suikast düzenlendi, sonrasında da kuşkulu bir ölümle hayata veda etti.

Erbakan’a, siyasete girdiğine pişman olacak kadar demokrasi dışı yöntem uygulandı, partileri kapatıldı, defalarca yargılandı, hapis yattı, sokaklarda tanklar yürütüldü; yeterli görülmeyince siyaset yasağı getirildi şimdi de ev hapsine mahkûm edildi. Bakalım ahir ömründe nasibine daha ne sürprizler çıkacak. Hocanın hikâyesi devam ediyor. Umarım canımızı acıtacak, içimizi burkacak daha kötü manzaralar çıkmaz karşımıza.

Erdoğan ise engelli koşucu gibi: Beyoğlu’nda adaydı, garip şeyler yaşadı o dönem. Vekil olur gibi oldu, olamadı. Büyükşehir’e başkan oldu, süresini tamamlayamadan hapse atıldı. Sonra ters döndü talih: vekil oldu, başbakan oldu. Ama Başbakanlığı süresince 3–4 tane bildiri ve muhtıraya maruz kaldı, şimdi ikinci defa siyaset yasağı ile karşı karşıya. Erdoğan’ın hikâyesi devam ediyor, kolay da bitecek gibi değil.

**

Menderes’in arkadaşlarından Gıyasettin Emre bir söyleşisinde diyor ki "Menderes Başbakanlık bahçesinde nöbet tutan askerleri gösterdi ve şöyle dedi: 'Şu Mehmetçikler, başbakanlarının gece 1'e kadar burada beklediğini, sabahın 7'sinde tekrar çalışmak için geldiğini görüyor. Bunlar mı bana darbe yapacak?' Ertesi gün Eskişehir'e gittik. Kalabalığı görünce, 'Böyle bir hareketi millet kendi elleriyle boğar.' dedi bana. Hakikaten ben de inandım o halkı görünce.”

DP, 1950’de % 53, 1954’de 58 ve 1957’de 48 civarında oy almıştı. Menderes’in halkına güvenmesi kendince boşuna değildi, aklınca sağlam gerekçesi vardı. Özal’ın ANAP’ı da 1983’de % 45 ve 1987’de 37 oy almıştı; o da bu oy oranına bakarak halkına güveniyordu. Erbakanlı RP’nin 1995’te aldığı oy ise 22 civarındaydı. Üstelik Refahyol hükümeti, Cumhuriyet dönemimin halkı en çok düşünen hükümetiydi. Onun için Erbakan da halka güveniyordu; sırtını onlara dayamaktan da korkmadı bunun için.

Menderes’in yukarıdaki sözü ne kadar güven dolu değil mi: “Böyle bir hareketi millet kendi elleriyle boğar.”

**

Erbakan, Altınoluk’taki ev hapsine gönderilirken ne düşünüyordu acaba?

Onun ev hapsi öyle tuhaf turnusol zamanlara rastladı ki! Turnusol hepimize değip geçiyor. Kim ne ise çıkıyor ortaya. Demokrasiden yana olanların muhtıra, bildiri, kapatma davası ile boğuşan Tayyip Erdoğan’a sahip çıkmaya çalıştığı ve Menderes’in idamıyla ilgili herkesin açıkça dövündüğü ve suçluluk itiraf ettiği yıllardayız.

Bütün bu demokratlık, insanlık, hakşinaslık gösterileri arasında ev hapsine girdi Erbakan. Sessiz, sedasız, birkaç cılız samimi ses eşliğinde…

Sanki evine tıkılan kişi, bu ülkede Odalar Birliği Başkanlığı, Vekillik, Bakanlık, Başbakanlık yapmış biri değil gibi. Sesi soluğu kesilmeye çalışılan, sanki bir zamanlar milyonların oyunu almış biri değil gibi. Sahi neden bu kayıtsızlık?

“Necmeddin Erbakan'ın bu devletin tek bir kuruşuna el uzatmadığına eminim. Bu ülkenin siyasi suçlularının hangisinin hikâyesi doğru çıktı ki, bu çıksın. Bundan yıllar sonra, doğru hikâyeleri yazı dizisi haline getirip önümüze koyacaklar hep yaptıkları gibi... Biz de okuyup romantizminin keyfini çıkaracağız yine.”

Gökhan ÖZCAN’ın bu satırlarda dediği gibi, yıllar sonra ne de olsa sahip çıkılır Erbakan’a; methiyeler düzülür ve acziyet itirafları yapılır. Böyle mi düşünerek kendimizi kandırmalıyız. Erbakan’a bugün sahip çıkamayanların, yine bugün Menderes’e, Özal’a, Adnan Kahveci’ye, Nazım Hikmet’e methiyeler sıralamasını aklımızın, izanımızın neresine koymalıyız?

Erbakan’ın hapis sürecinde demokrasiden, haktan, adaletten yana olan kişilerin, bu alanda sosyal görev üstlenmiş dernek ve kurumların, siyasetin kurumsallaşmasını savunan bilim adamlarının sessiz kalmaları, olanları sadece seyretmeleri tuhaf değil mi… Bu sessizlik, tavırsızlık, umursamazlık hangi makul gerekçe ile açıklanabilir?

Erbakan’a yapılanlar karşısındaki suskunluk sadece ona gösterilmesi gereken vefanın eksikliği anlamına gelmiyor; bu durum hepimizin özgürlüklerden yana olan duruşunu da kusurlu hale getiriyor.



erol.erdogan@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (4)
Ahmet Muhtar tarafından 2008-06-30 11:33:12 tarihinde yazılmış
YOKMU BUNUN İLACI
ÜStad benim anlamadığım nokta şu. Şİmdi çıkarsın yola yolda yürüyen adama bir yumruk atarsın şikayet eder seni atıyorum hani alırsın cezanı Amenna. Ettim buldum dersin. Birde bu yoldan geçmezsin biri şikayet eder seni burdan bu tarihte geçerken bir yumruk attı bana diye. iki de şahidi vardır kervan yüküne ortak. kezzabı dinlerler de atarlar içeriye seni. Buna da amenna. Anlamadığım şu. Hani yıllar sonra hakikat anlaşılırda müşteki ile kervan yüküyle sefa süren şahitleri neden yargılanmaz iftiradan?.
Muhammed SAİD tarafından 2008-06-18 13:14:48 tarihinde yazılmış
HOCAM MAHŞERDE ŞAHİDİNİZ!!!
Tüm hayatını milleti ve ülkesi için mücadeleye adamış ERBAKAN HOCA Şimdi düzmece bir sürü yalan ile, işlemediği bir suçtan ötürü mahkûm.O; MİLLÎ OLMANIN, MİLLETİNİ VE ÜLKESİNİ SEVMENİN BEDELİNİ ÖDÜYOR ŞİMDİ!!! Peki ya siz!!! Bu ZULMÜ ayan beyan görürken buna seyirci kalmayı ve hatta Hoca´nın suçsuz olduğunu bildiğiniz halde bunu gizleyerek yahut gerekli tepkiyi gösrermeyerek BU ZULME DESTEK OLMAYI SÜRDÜRECEK MİSİNİZ?!!!
adnan altıntaş tarafından 2008-06-14 16:35:40 tarihinde yazılmış
ERBAKANI EVE TIKAN ANLAYIŞIN VEBALİ
işte hocayı eve tıkmak bu kadar kolay oldu hemde bulundukları mevkiyi rüyalarında görüp de inanamıyacak kadar, vefasızlar tarafından.yüce allah vefalıdır vefayı karşılıksız bırakmaz.ya vefasız olanların hali nice olacak ..!
nuri atıcı tarafından 2008-06-10 10:40:57 tarihinde yazılmış
mış gibi
her geçen gün biraz daha dünyevileşiyoruz, öncelikler, hasasiyetler değişiyor. Doğan cüceloğlu'nun -mış gibi tabiri geliyor aklıma. bizler -mış gibi yaşamaya başladık. mücahit-miş gibi, davasını seviyor-muş gibi, fedakar-mış gibi, dindar-mış gibi, dünyayı değil ahireti istiyor-muş gibi..... Allah sonumuzu hayreylesin