Ahmet Hakan Coşkun ve Vakit Gazetesi arasındaki atışma ve kavga acayip bir hal almış durumda. Ahmet Hakan’ı hepimiz az çok tanıyoruz; kendisini biraz sosyalist, biraz İslamcı, biraz liberal, biraz sosyete olarak tanımlıyor.
Aslında tam olarak böyle tanımlamıyor ama anlattıklarından böyle bir tanımlama ortaya çıkıyor.
Ahmet Hakan’ın inanç dünyasına yani o meşhur tabirle “Allah’la arasına girecek” değilim. Bizim, Ahmet Hakan’la ilgili söyleyeceğimiz şeyler, yapıp ettikleri ve düşünceleri ile ilgili olabilir. Özel hayatına da girecek değiliz. Hatta Ahmet Hakan’ı yazarak popülerlik edinme düşüncemiz de yok. Zaten öyle bir durum olsa asla yazmayız.
Benim Ahmet Hakan ve Vakit Gazetesi ile ilgili meselem şu.
Ahmet Hakan bizim mahalleyi az ya da çok bilen bir adam. Çünkü mahallenin bir zamanlar en güçlü yayın organı olan Kanal 7’de uzun süre çalıştı ve güzel işler yaptı. Hepimiz Haber Saati’nin tiryakisi olmuştuk diyebiliriz. Haber Saati yıllarını bu mesleğe vermiş habercilerin sunduğu haber programlarından çok daha fazla izlenen bir haber programı olmuştu. Şüphesiz bunda en büyük pay sahibi olan Ahmet Hakan’dı.
Fakat, Kanal 7’den ayrıldıktan sonra Ahmet Hakan’a bir şeyler oldu. Hatta kendisi aslında o günlerde bugün düşündüğü gibi düşünüyormuş ama konumu gereği böyle açık bir tavır alamıyormuş meğerse. Yani özgür kalınca kendini daha rahat ifade etmeye başlamış dediğine göre. O zamanlarda bizim mahallenin adamlarından pek hoşlanmıyormuş, bizim mahalledekileri köylü, yobaz ve birikimsiz buluyormuş.
Gerçektende Ahmet Hakan şimdi bizim mahalleye ilişkin yazılarıyla ve salvolarıyla en çok okunan yazarların arasına girdi. İktidara, Milli Görüş’e, Erbakan’a, Abdüllatif Şener’e, belediyecilere, işadamlarına, cemaatlere ve kadınlara ilişkin yazılarıyla çok okunan yazarlar arasında artık.
Sanırım en zevk aldığı yazılar, Vakit Gazetesi’ne karşı yazdığı ve giydirdiği yazılardır. Vakit’le ilgili öyle ağır ithamlarda bulunuyor ki Ahmet Hakan, insanın ağzı açık kalıyor. Hani neredeyse “yok ya, gerçekten mi, ciddi misin, o kadar mı yani” diyesi geliyor insanın.
Peki, Ahmet Hakan tamamen haksız mı?
Hayır.
Peki, Vakit Ahmet Hakan’ın söylediği karakterde bir gazete mi?
Hayır.
Teferruatına çok girmek istemiyorum ama Ahmet Hakan bir gazetenin başında olmuş olsaydı ve bu gazetenin patronajı bizim mahalleden birileri olmuş olsaydı, Ahmet Hakan’ın Vakit Gazetesi’nin üslubuna benzer bir üslupla o gazeteyi yönetirdi diye düşünüyorum.
Çünkü birbirine çok zıt gibi iki tavrın, psikolojik olarak benzerlikler taşıdığını düşünüyorum. Yani her ikisinde de bir intikam duygusu var. Ahmet Hakan da, Vakit Gazetesi de tam anlamıyla intikam duygusuyla hareket ediyorlar.
Vakit Gazetesi’nin gazetecilik anlayışı tamamıyla kendine has bir anlayıştır. Müslümanlık adına, karşı mahalledekilere yapılacak her türlü saldırı mubahtır ilkesiyle hareket ediyor Vakit Gazetesi. Tabii kırdığı potların ve devirdiği çamların da bizim mahallenin hanesine eksi olarak yazıldığını çok fazla hesaba katmıyor. Zaman zaman kendilerini de zor durumda bırakacak birçok habere imza atıyorlar. Ama şu bir gerçek Türkiye’de Vakit Gazetesi’nin habercilik ve gazetecilik anlayışını seven ve sahip çıkan önemli bir kitlenin olduğunu görmezden gelemeyiz. Yani bu yaklaşım ve üslubun doğru olduğuna inanan binlerce Vakit okuru var. Ve Vakit’i ayakta tutan güç de işte bu fanatik Vakit okurları. Vakit’in de kendine göre kemik bir okur kitlesi var.
Peki, Vakit bu tavrını sürdürürse, Ahmet Hakan’da kendince saldırılarını sürdürürse buradan kim karlı ya da zararlı çıkar?
Bu süreçten en çok Müslümanlar zarar görüyor. Çünkü bizim mahallenin mahrem konularını gazete köşelerine taşımak ve polemiklere malzeme yapmak bizden başka kimseye zarar vermez.
Şimdi düşünüyorum da bu işte en çok Ertuğrul Özkök keyif alıyordur. Düşünsenize Ertuğrul Özkök ve Aydın Doğan boğaza nazır konutlarında bir yandan içkilerini yudumluyor bir yandan da bir zamanlar İslamcıların televizyonunda kendilerine en ağır darbeleri vuran haberleri sunan Ahmet Hakan’la, İslamcıların en sert ve muhalif gazetesi olarak bilinen Vakit Gazetesi birbirlerine ağza alınmayacak küfürlerle tekme tokat giriyorlar.
Ertuğrul Özkök ve Aydın Doğan’ın böyle bir manzara karşısındaki keyfini düşünün; bu kavgada kim haklı kim haksız ya da bu kavganın sonucunda bir haklı çıkar mı yeniden değerlendirin.