Emine UÇAK ERDOĞAN
Altan'dan tarihi çağrı

Altan'dan tarihi çağrı

 

“Sol, “muhafazakârlara” Şemdinli’de yapılan hataları, Kürt meselesindeki militarist yaklaşımı paylaşmaktaki yanlışlığı, “sadece kendinden olanla” ilgilenmenin bencilliğini anlatabilir.

Muhafazakârlar ise “sol”a, bu ülkede “Batı’yı özlemek” yerine, bu toplumun kendine has yapısıyla varılabilecek yeni bir sentezin, köklerini tasavvuftan alan yeni bir “Anadolu rönesansının”, dini küçümsemek yerine dinle barışmanın, İstanbul’a “uzak” tutulan Anadolu’nun “muhafazakârlık” örtüsü altında gözlerden yiten mizahının önemini gösterebilir.

Darbeye karşı kurulacak yeni bir cephe, aynı zamanda bu ülkenin çoktandır özlediği ve şiddetle ihtiyaç duyduğu “bir barışma ayinini” de gerçekleştirebilir.

Muhafazakârların, darbeye karşı çıkarken “solun” değerlerine, demokratlığına, “başkası için mücadele etme” azmine ihtiyacı var.

Solun da, bu topraklarda “muhafazakâr” bir yaşam biçiminin uzun süre devam edeceğini, muhafazakârlıkla barışmadan, onu hayatın önemli bir parçası olduğunu fark etmeden hiçbir siyasi hareketin başarıya ulaşamayacağını anlaması gerekiyor.”

Yukarıdaki satırlar Ahmet Altan’a ait. Altan, 24 Haziran’da yayınlanan yazısında ‘muhafazakâr bir okuyucusunun Taraf Gazetesi’nin cesur haberciliği karşısında yaşadığı özeleştiri’den hareketle, solcularla, muhafazakârları ‘darbelere ve demokrasi karşıtlarına karşı’ işbirliğine çağırıyordu.

Altan’ın bu yazısı muhafazakâr çevrelerde pek yankı bulmadı. Ama sol çevrelerde ve kendini artık liberal olarak tanımlayan solcular arasında büyük bir tepkiyle karşılandı. Bütün bu tepkiler solcuların, dinle kavgalı tutumlarından daha uzun süre vazgeçemeyeceğini gösteriyor.

Zaten daha önceki yazılarda bahsettiğim yol ayrımlarının, kırılmaların özellikle sol çevrelerde büyük tartışmalar doğurduğu hepimizin malumu. Daha da malum olan bir şey var ki o da, ‘öfkelerimizden, ön yargılarımızdan, kalıplarımızdan’ kurtulmadığımız sürece varlıklarını ‘kendi gibi olmayanları yok etme’ olarak tanımlayan çevrelerin oyunlarına ve planlarına piyon olmaktan öteye geçemeyeceğimiz.

İşte Altan yazısında hem solcuların hem de muhafazakârların tek başına darbelere direnmesi yerine ‘bir elin nesi var, iki elin sesi var’ hesabı birlikte hareket etmelerinin bütün ülke için daha hayırlı olacağına işaret ediyor.

Önyargı ve kırılmalar sadece sol kesimde yoğun değil kuşkusuz. Muhafazakârlar da uzun süre ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ tutumunda oldular. Kapılarını sadece kendinden olanlara açık tuttular. Ama bunun hem ‘İslam ahlakına’ hem bu toprakların mirasına uymadığını yaşayarak gördüler. Özellikle 28 Şubat sürecinde demokrat aydın ve yazarların desteğini hissettiklerinde kendileriyle bir özeleştiri yapma imkânı buldular. Bu tabi belki istenen düzeyde olmayabilir.

Ama artık muhafazakârlar arasında, kendine yönelmeyen zulümlere tepki verme duyarlılığı oluşmaya başladı. Sol kesimin bu oluşmaya başlayan duyarlılığa hürmeten, ön yargılarından artık sıyrılması gerekiyor. Bu ön yargının başında “AKP’li ya da Fethullah Hocacı” damgası yeme korkusu geliyor. Oysa muhafazakârlarla iletişime geçtiklerinde bu argümanların şehir efsanesinden öteye geçmediğin görecekler. Zaten konu AKP değil sivil siyaset ve inisiyatif oluşturabilme meselesi.

Darbelere, parti kapatmalara karşı olmak, AKP’nin yanlışlarına ortak olmak değil kuşkusuz. Ama bundan dolayı sesini çıkarmayan yani yargı ve bürokrasinin darbelerine istemese de arka çıkan bir kesim olduğunu da biliyoruz.

Söze Ahmet Altan’ın cümleleriyle başladık, onun çağrısıyla bitirelim…

“Bütün herkesi karşısına alan ortak tehdit, yeni bir Türkiye’nin, yeni bir anlayışın temelini oluşturmak gibi “hayırlı” bir sonuç da yaratabilir.

Doğrusu böyle bir sonucun yaratılabileceği konusunda çok ümitliyim.

Hepimiz aynı şeyi istiyoruz çünkü. Hiçbirimizin ezilmediği, küçümsenmediği, horlanmadığı özgür bir ülke. Bunu yaratmak elimizde. Yeter ki yan yana gelmeyi ve aynı safta durmayı becerebilelim.”

 

 



emine.erdogan@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış