Erol ERDOĞAN
Karışık, karmaşık, travmatik, terapi, komplo

Karışık, karmaşık, travmatik, terapi, komplo

 

Pek karışık zamanlardayız da, onun için mi her şey tersine gidiyor gibi gözüküyor. Yoksa hep kötü talihlere alıştık da bu yüzden mi kötü yorumluyoruz her olanı. İnsan bünyesi ve ruhu güzele zor alışmaz, çabucak ünsiyet oluşturur hâlbuki.  Ya da kötülüklerden sıkıldık da artık her şeyi iyi yorumlama ve hoş görme terapisi mi uyguluyoruz kendimize.

Çocukluğumdan hatta gençliğimden kalma şöyle bir kırıntı var zihnimin bir yerinde: Yaz ayları ferah aylardır, her şey sakinleşir: siyaset, trafik, çarşı, sokak ve insan.  Bir tek bağlar, bahçeler ve yaylalar kıpır kıpır olur.

Son yazlarımız gittikçe daha yoğun, karmaşık ve hareketli geçmeye başladı. Bir hareketlilik, bir hareketlilik sormayın. Sanki gittikçe hızlanıyoruz, coşuyoruz.

Trafik kışa rağmen daha bir keşmekeş. Sabah geçtiğimiz yolda akşam dönemiyoruz; ya kazmışlar ya da tek şeride düşürmüşler. Bir gün önce koşarak gittiğimiz yolda ikinci gün çukura düşüyoruz.

Sokaklar cıvıl cıvıl. Parklar da öyle, sahiller de. Her yer insan ve araç kaynıyor.  Deniz boyunca mangal dumanları yükseliyor, refüjler bile piknik gruplarıyla dolup taşıyor.

Okullar güya tatil. Her yer yaz okulu, yaz kursu gibi ilanlarla dolu. İnsanın üzerine üzerine geliyorlar “çabuk ver çocuğunu” diye.

İnsanlar şehirden dışarı çıkmıyor, yazlığa gitmiyor, köyüne ziyaret yapmıyor ve herkes şehirde kalakalmış sanki.

Siyaset toz duman, mahkeme koridorları gıcır gıcır; her santimine binlerce insan değiyor. Milyonları aşan sayfalı iddianamelerden bahsediliyor kaç gündür.  “Adaleti ciddiye alanlar var demek ki” diyesi geliyor insanın. O kadar sayfa, o kadar belge başka hangi titizlik ile toparlanabilir başka.  

Herkes “hukuka saygı duymak”tan bahsediyor ama kıs kıs gülerek. Adalet sarı -beyaz papatya gibi; bir bana, bir sana. Atalar yanlış söylemiş olmalı “Şeriatın kestiği parmak acımaz” diye. Kadim sözün evriltilmiş güncel şekli şöyle: “Hukuka saygı duymak lazım”. Bir de şu var “Hukuk herkese lazım”. Her iki sözün söylemeye çalıştığı galiba “Sen benim hukukçuma saygı duy ben de seninkine” şeklinde. Onun için “hukuka saygı duymak lazım” sözü kıs kıs efektleriyle ekrana yansıyor.

Travma geçiren sadece devrimler ve inkılâplar değil; hukuk da travmatik unsurlar içeriyor. Yoksa bu kadar çok adam niye sabah sabah alınmamış olsun bunca yıl evlerinden. Ters mi döndü devran.

Parti kapatılır mı… Neden kapatılamasın. Çünkü matematiksel bir şey bu.  Jüritokrasi sanki yeni mi icat oldu. Demokrasi mi eski, juritokrasi mi. Cevap önemsiz. Karmaşa, gönül alma, yanılsama, orta oyunu hepsinden eski.

Ama hesaplaşma sağlam görüntüsü var havada. Kelepçe olmasa da kapıya kilit kesin gibi.  Bunca gürültü, kilit sonrasının planlanması. Onun için gün ışırken sefer başlatılıyor. Onun için son iki haftadır ses, yüz, mimik sağlam. Karar verilmiş ne de olsa.

Bu güzeldir. Yeni bir travma değilse de güzeldir. En azından hukukun herkese lazım olduğunun en ciddi pratiğidir. Ortalık toz duman da olsa, hava çok bulutlu da olsa, refüjler bile insan kaynasa sistem sağlam sağlam çalışıyor karmaşanın arkasında. Sanki. Ya da bir karanlıktan diğerine, bir travmadan diğerine koşturuyorlar bizi. Ya da giderayak mahalle temizliği.  Hu diyelim.



erol.erdogan@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (1)
ayşe nil tarafından 2008-07-05 15:06:53 tarihinde yazılmış
Daha net
Kafamız zaten yeterince karışık. Sanki oyun oynuyoruz. Sizin yazı da kafa karıştırıcı olmuş. Ben anlayım şimdi bu yazıdan. Mors alfabesi gibi. Dİyorum ki sayın yazar şu yazıyı bir daha ama açık seçik yazsanız biz de anlasak