Eğitim Hakkı Platformu, öğrenci affı talebini ısrarla sürdürüyor. Yılmadılar; basın bülteni yayınlıyorlar, mail atıyorlar, rapor yayınlıyorlar, eğitim bürokrasisi ve siyasilerle görüşüyorlar. Yaptıkları çalışmaları mail gruplarıyla ve web sitesiyle (www.ogrenciaffi.org) de paylaşıyorlar. Bu af çıkarsa biraz söke söke alınmış af olacak. Onun için Eğitim Hakkı Platformunu tebrik ediyorum.
Eğitim Hakkı Platformu 11 Temmuz’da Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i de ziyaret etmiş. Bakan Çelik, görüşmede gençlere şunları söylemiş: "Bakanlık olarak, af bekleyenlerin ilişik kesme sebeplerini ve kesin sayısal verilerini YÖK’ten bekliyoruz. Veriler elimize geçtikten sonra konuyu değerlendireceğiz ve ona göre bir şeyler yapılacak. Geçerli sebeplerle okullarından ilişiği kesilmiş öğrencilerin, yani sağlık sorunları, maddi imkânsızlıklar ya da sistem kaynaklı hatalar gibi sebeplerle okullarını bırakmak zorunda kalmış gençlerin tabi ki her zaman yanındayım.”
Bakanın bu noktaya gelmiş olması sevindirici. Çünkü Ocak 2008’de söylenmiş şu cümleler de ona ait: “Sınıfta kalan öğrenciye af yok. Kendisine sunulan imkânlara rağmen ısrarla sınıf geçmiyorsa, biz bu gençlerimizi açık liseye yönlendireceğiz. Başarısız olan öğrenciler ne yazık ki bu tür (şiddet) olaylara daha meyillidir”
Aflık durumda olan milyona yakın liseli ve üniversiteliden bahsediliyorsa, affı hala ertelemek hatadır. Üstelik “geçerli sebeplerle ilişiği kesilmiş öğrencilere af çıkarabiliriz sadece” gibi ayak sürtmeyi hissettiren davranışlarla işin tadını kaçırmak da başka bir hata. Acil af şart.
Bakanlığın YÖK’ten alacağı sayısal veriler de sağlıklı olmayabilir. Çünkü o veriler okuldan ayrılmak zorunda kalan öğrencilerin ne ruh halini doğru yansıtır ne de okuldan ayrılma – uzaklaşma gerekçesini.
**
Ocak 2008’de Milli Gazete'de yazdığım “Bazen Okuyamayız” başlıklı yazımı, af tartışmasının yeniden gündemimize girmesi sebebiyle kısaltarak tekrar yayınlıyorum. Yazı aşağıda.
**
Ne zorluklarla kazanmışızdır okulu. Aylarca sınava hazırlanmışızdır. Annemiz geceler boyu dua etmiş, babamız masraflardan kısıp para biriktirmiştir yavrum okusun diye. “Hele bi okusun” diye başlayan nice cümleler kurulmuştur arkamızdan. Sınıfları geçtikçe ümitlendirmişizdir herkesi. Büyük adam olacak, elimize ekmeğimizi alacak böylece ayaklarımızın üstünde duracağızdır çünkü.
Sınıfları geçip okulu bitirmek isteriz bir an önce. İş sahibi olmanın, evlenip anne-baba olmanın hatta adam sayılmanın yolunun diploma olduğunu artık ezber etmişizdir.
Öyledir de bazen her şey istenildiği gibi gitmez. Biz okumak isteriz de, okuyamayız. Bazen okul serüveni durur kalır yüreğimizde.
Açıkta kalmayayım diye işaretlediğimiz bir bölüm düşer nasibimize mesela. “Olsun, bir başlayalım” deriz ve gideriz okula. Günler ilerledikçe “galiba olmayacak” demeye başlarız. Yanlış yerdeyizdir çünkü. Okuldan koparız. Okuyamayız.
Ailemiz fakirdir ya da o sene işleri bozulmuştur babamızın. Memleketten gelen harçlıklar önce azalır, sonra kesiliverir. Burs bulamayız bazen de yetmez aldığımız burs. Defterimiz, kitabımız eksik olur o sene, yurt parasını denkleştiremeyiz, kantinde oturmaktan çekinir hale geliriz. Bir iş bulur çalışırız. Hem okula gideriz hem işe. Üç beş kuruş girmeye başlar cebimize. Ümitlerimiz çoğalır yine. Böyle güzeldir ama her şeyin ters gittiği zamanlar da olur. Sonunda “parasızlığın gözü kör olsun” deyip koparız okuldan. Okuyamayız yani.
Babamızın tayini çıkar, biz de naklimizi alıp gideriz mecburen. Bazen “ne güzel oldu bu tayin işi” deriz, sevmişizdir çünkü yeni okulumuzu. Böyle olmayabilir de. O zaman başlarız okulu aksatmaya. Bir de bakarız okuldan kovulmuşuz.
Hastalıklara teslim oluruz bazen. Tedavi için uğraşı didiniriz. Kimi zaman çok zaman kaybetmeden okulumuza döner, kaldığımız yerden devam ederiz. Bazen de aman vermez bünyemizi saran maraz; okulumuzdan ayrılıveririz. Okuyamayız.
Başımızdaki örtü inancımızdır ama kimi simge der, kimi üniforma; kimi laikliğe sığdıramaz kimi memleketi terk et der. Kapılardan geri çevrilir, karanlık odalarda hesaba çekilir, ağlatılır, korkutuluruz. Sonuçta başörtüsü hazımsızlığı engel olur okulumuza. Okuyamayız.
Aşkın yüreğimizi teslim alıp bizi uzaklara götürdüğü de olur. Okuldan koparan aşktır bu defa. Dersleri dinleyemez oluruz. Sınavları kaçırırız, düşük notlar alırız. Aşk hikâyesi bazen iyi bir evlilik hediye eder bazen de okuldan eder bizi. Okuyamayız.
Daha kötü şeyler de olur. Düşeriz bir gün yolda, sakatlanırız. Deprem olur, yangın olur, sel olur; bizi buluverir. Kendimizi kötü bir olayın içinde bulur, hapse düşeriz.
Bazen her şey yoluna girer “tam okuma zamanı” deriz. Ama artık okulda değilizdir; suçlu edasıyla bir öğrenci affının çıkmasını bekleriz. O da yetmez, yıllarca uzak kaldığımız okula gittiğimiz zaman uyum sağlamamız, okulun bizi sevmesi ve anlaması gerekir.
Hayat budur. Acısı vardır, lezzeti vardır, sürprizi vardır. Okumak isteriz, okuyamayız. Okullu olmak isteriz, olamayız. Okullar bitirmek isteriz, bitiremeyiz.