Emine UÇAK ERDOĞAN
Ergenekon, Lost ve 'evcil' travmalarımız

Ergenekon, Lost ve 'evcil' travmalarımız

 

Ergenekon… Kimilerinin büyük bir uğraşla ‘yok saymaya’ ve ‘sulandırmaya’  çalıştığı temizlik operasyonu… “Yüzyıllık yanlışlık’ın ‘Lost’ dizisine rahmet okutan kahramanları… Onların bu topraklara getirdiği ölüm kokusu ve bir türlü ulaşamadığımız huzur hali…

Sıcak geçen bu yaz ayının özeti bu…

“Lost dizisine rahmet okutan” dedim çünkü olayların, kişilerin ayrıntılarını öğrendikçe sanki Lost’un 5. sezon bölümlerini önceden görür gibi hissediyorum kendimi. Lost bir uçak kazasında bir adaya düşen 48 kişinin kurtuluş mücadelesi gibi görünse de, dizi devam ettikçe hem adanın sıradan bir ada, hem de kahramanların sıradan olmadıklarını görüyorsunuz. Ve tabi perde arkasındakileri, onların arkasındakileri…

Görünen o ki, sağcısı, solcusu, ulusalcısı, PKK’lısı, İslamcısı, İBDA-C'lisi, Hizbullahı velhasıl her kesim birbirinin haberi olmadan, Ergenekon’da buluşmuş. Kendi ütopyaları için kan dökmekten çekinmemiş ve hiçbiri diğerinden en azından taban düzeyinde haberdar olmamış. Bu yönüyle bile Lost dizisine taş çıkartıyor Ergenekon.  

Hani “kafada kırk tilki dolaştırıp kuyruklarını birbirine değdirmemek” diye bir deyim vardır. Tam öyle maharetliler. PKK’ya eylem yaptırıp milliyetçilerin sempatisini, İslamcılara kan döktürüp Ulusalcıların desteğini almışlar… Hepsini suya götürüp susuz getirmişler anlayacağınız. Bu aşamada Vakit Gazetesi’nin ‘Danıştay’ manşetiyle bilerek veya bilmeyerek bu oyuna bir katkı sağladığını da gözden kaçırmayalım.

O yüzden kimse ‘keleğe’ geldiğini kabul edemiyor. Kışlalı’nın eşi, Mumcu’nun ağabeyi kayıplarının Ergenekon’la bağlantısını o yüzden red ediyor. Çünkü kendilerinin de sempatik baktığı bir oluşumdan üzerlerine ‘kan’ sıçramayacağını düşünüyorlar. Ama pandoranın kutusu açıldıkça ve Ergenekon’un cesetleri saçıldıkça, faili meçhullerin aslında faili belli olduğu ortaya çıktıkça; onlar da görmek zorunda kalacak acı gerçekleri. Bunun örneğini müzmin romantiğimiz Can Dündar gösterdi. Önce ‘heryerekon’ diyerek yok saydı. Ama Ulucanlar operasyonundan, Hrant Dink cinayetine hep ‘olay yeri unutanı’ olan Albay’ın foyaları ortaya çıkınca biraz ayılır oldu.

Ergenekon’un varlığı beni korkutmuyor aslında.  Rantları için insanları yok edecek çeteler hep vardı, olacak. Güneydoğu’da yaşayanlar ortaya saçılan isimlere zaten aşinalar, faili belli cinayetlerden.

Asıl beni üzen ve dehşete düşüren ise, sıradan insanların ‘evcil öfkeleri’ sebebiyle bu çetelerin oyununa gelmesi ve onların cinayetlerine bilerek veya bilmeyerek ortak olması. Bu toprakları çeteler için ‘sulak alana’ çeviren bizim evcil öfkelerimiz ve bitmeyen travmalarımız. Bu kesin.

Bazen uyuşturucu, bazen silah ticareti için bizi o içimizdeki ‘yumuşak yerler’den vuruyorlar. Kendinden başkasına hayat hakkı tanımayan öfkeli halimizi besliyorlar. İçimizden düşmanlar yaratmamız ve yel değirmenleri misali onlara saldırmamız için ellerinden geleni yapıyorlar… Farklılıklarımızı o yüzden deşiyorlar, baskıları, yasakları o yüzden dayatıyorlar.

Sırf eşi başörtülü diye Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı yapmamak için miting alanlarını dolduranlar, kimin ekmeğine yağ sürdüğünün farkına varır mı? Ya da Dağlıca operasyonundan sonra ‘güneydoğuya gidip kulak kesme andı içenler’ kimi için için sevindirdiklerini görecekler mi? Yani bir gün Ergenekon’u asıl büyüten içimizdeki ‘travma canavarına’ dur diyebilecek miyiz?

Bazen ümitvar oluyorum bu konuda, Hrant’ın ardından yürüyenleri, 21 Haziran’da ‘dur de’ diyenleri hatırladıkça. Ama çoğu zaman, şu son 2 yılda gözlerimizin önünde işlenen cinayetlere rağmen, AKP’li görünmemek için Ergenekon’u yok soyanları gördükçe ümitsizliğe düşüyorum.

 

Ama biliyorum ki onların bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı var. Bazen delik ayakkabısıyla yerde yatan Hrant’ın ahı tutar, oyunları ters teper. Bazen Hilmi Özkök gibi bir cesur komutan çıkar, oyunları ters teper. Bazen bu toprakların farklılıklarıyla bir arada olmayı savunan insanlarının sesleri gür çıkar, oyunları ters teper…



emine.erdogan@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (1)
Numan Bulut tarafından 2008-07-24 11:39:42 tarihinde yazılmış
Kör ne görür
Eski bir deyim vardır. Görenedir görene, köre nedir köre ne! yaşadığımız ve sizin yazdığını aynı bu deyime uyuyor. Görmek istediğimizi görüyoruz görmek istemediğimiz için ise üç maymunu oynuyoruz. Vicdanlı, ahlaklı insanlar bu duruma sahip çıkmadıkça durumdan vazife çıkaranlar bizlere musallat olmaya devam edecekler.