Kapatıldı, kapatılacak, kapatılıyor derken AK Parti kapatılmadı. AK Parti’nin kapatılması bu ülke için büyük bir utanç olurdu. Tıpkı Menderes’in idamı ve Refah Partisi’nin post modern bir darbeyle kapatılması gibi. AK Parti’nin kapatılmasına umut bağlayan kimi siyasi çevrelerin hevesi kursağında kaldı.
AK Parti’nin kapatılmasını siyasi şehvetle bekleyenler bakalım şimdi nasıl bir yol izleyecekler?
Peki, Türkiye’de AK Parti’nin varlığı ve iktidarı sürerken yeni bir siyasi çıkış mümkün olabilir mi?
Türkiye’de iktidar partileri genelde iktidarları boyunca yıpranır ve bir sonraki seçimde iktidarda kalsalar bile daha az oy oranı ile yetinmek zorunda kalırlardı. Ancak AK Parti, CHP ve Jakoben seçkinciler sayesinde iktidarda kaldığı süre içinde yıpranmadı ve tam tersine sürekli oy oranını arttırdı. AK Parti’nin siyaset dışı müdahalelerle oy kaybetmeyeceği, tam tersine bu tür süreçleri oyunu arttırarak geçireceği kesin olarak tescillenmiş oldu.
Kapatma davası atlatmış bir AK Parti artık eskisinden çok daha dikkatli ve temkinli bir yol izleyecektir. Başbakan Erdoğan’ın “herkesi kucaklayacağız” mesajı bunu ifade etmektedir. Doğrusu, toplumsal barışın sağlanması ve ülkenin zaman kaybetmemesi açısından bakıldığında, nerdeyse seçmenin % 50’sine hitap eden bir partinin böyle davranması çok doğaldır. Yani AK Parti, toplumun her kesiminden oy alan bir partidir. Gerekçeler farklı olsa da bu gerçeğin en çok farkında olan da bizzat Başbakan Erdoğan’dır.
Bu gerçeği size yaşadığım bir örnekle aktarmak istiyorum.
AK Parti Milletvekili Osman Yağmurdereli’nin cenaze merasimi İstanbul Fatih Camii’nde ikindi namazında gerçekleştirildi. Cenazenin ardından Fatih’in en işlek caddesi Fevzi Paşa caddesinde ise müthiş bir kalabalık toplanmıştı. Cadde boyunca kaldırımlarda toplanmış yüzlerce insan Başbakan’ı bekliyordu. Başbakan güvenlik sebebiyle aracından inmemiş; sadece camı açıp halka el sallıyordu. Ama bu bile Başbakan’ın halk nazarında nasıl bir popülaritesi olduğunu gözler önüne seriyordu. Başı açık, başörtülü, çarşaflı, mini etekli, sakallısı, sakalsızı, genci, yaşlısı herkes ama herkes Başbakan’a el sallıyordu. “Fatih gibi bir ilçede normaldir” diye düşünebilirsiniz. Ancak toplumun her kesiminden destek aldığının göstergesi olan bu fotoğrafı da hafızanızda tutmalısınız.
Yani Başbakan toplumda heyecan uyandıran bir siyasi lider konumunda. Tıpkı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu günlerdeki gibi sokakta, halkta heyecan uyandırmaya devam ediyor. O günleri hatırlayanlarınız her açılışın nasıl bir miting havasında geçtiğinin unutmamıştır herhalde.
Şimdi soruyu tekrar soralım ve yeniden cevap arayalım.
AK Parti’ye rağmen yeni siyasi çıkış mümkün müdür?
AK Parti’nin paralelinde, merkez sağa hitap eden sağcı, muhafazakâr, özelleştirmeci, AB taraftarı ve ideolojik fikri alt yapıdan uzak bir anlayışın AK Parti karşısında mevki kazanması ve halk nezdinde tutunması mümkün değildir. AK Parti, ancak çok derin ve güçlü bir düşünce geleneğine sahip olan ve liderlik vasıflarına haiz bir güçlü siyasi liderin öncülüğünde gelişen yeni bir siyasi çıkış rakip olabilir.
AK Parti’nin politikalarının doğruluğu ve yanlışlığı hala tam anlamıyla test edilmiş değildir.
AK Parti’nin doğrularının yakın zamanda halka olumlu yansımaları olmuştur ve siyasi istikrarın da katkısıyla ekonomik göstergeler olumlu görünmektedir. Fakat “uzun vadede Türkiye kazanıyor mu yoksa kaybediyor mu” sorusunun cevabı hala AK Parti’yi destekleyen çevrelerin zihinlerinde de netleşmemiştir.
“AK Parti’nin global ekonomik çevrelerle olan yakınlığı ve dış politika açılımlarının Türkiye açısından sonuçlarının ne olacağı”nın cevapları hala net değildir.
Mesela olası bir İran-Suriye-İsrail ve Amerika çatışmasında Türkiye nasıl tavır alacaktır?
Global ekonomi çevrelerinin Türk ekonomisi üzerinde bu kadar etkin olmamalarının bu tür kritik dönemlerde dış politika konusunda bağımsız karar alabilmesinde nasıl bir etkisi olacağı muğlâktır.
“Herkese iş ve herkese aş” verenlerin kim olduğunu aslında çok önemlidir.
AK Parti’nin kendi adında saklı olan ADALET ve KALKINMA anlayışının ülke ekonomisinin tamamen yabancı sermaye odaklarına peşkeş çekilmesi olmadığını hususunda iyi niyetimizi koruyoruz. Fakat Anadolu sermayesinin de global sermaye çevreleri karşısında direnebilecek kadar güçlü olmadığını da biliyoruz.
Bu durumda global ekonomik göstergelerin Türkiye’ye yansımaları ve iç politik dengeler açısından AK Parti’nin iktidarda kalma süresi ve gelişebilecek muhalif siyasi eksenin nasıl olması gerektiği hususu üzerinde çokça düşünülmesi gereken bir projedir.
Hâlihazırda var olan gerçek AK Parti’nin halen ciddi biçimde halk desteğine sahip olduğu ve Abdüllatif Şener tarzında çıkışların çokta ciddiye alınacak bir tarafı olmadığı, demokrasi dışı müdahalelerden ise AK Parti’nin daha da güçlenerek çıkıyor olmasıdır.
AK Parti’ye rakip olabilecek aslında tek bir siyasi çizgi vardır. O da Milli Görüş’ün kendi içinden ve kendi başlangıç özüne sadık kalarak çıkaracağı yeni bir siyasi lider ve yeni bir siyasi doktrindir.
Peki, bu gerçekleşebilir mi?
Öncelikle buna “Milli Görüş çizgisinin şu anda asıl sahipleriyiz” iddiasında olanlar karar verecektir.
Vesselam.