Ayşe ZORLU
Yeniden  Kurtlar Vadisi, Fadime Şahin ve Medyanın Dönüştürücü Gücü

Yeniden Kurtlar Vadisi, Fadime Şahin ve Medyanın Dönüştürücü Gücü

 

Bildiğiniz gibi Kurtlar Vadisi Ergenekoncuların da gündemine girmiş. Ergenekon sanıklarından Güler Kömürcü’nün bilgisayarında diziden bahseden bir rapor bulunmuş.

Örgütün yan kuruluşu gibi görev yapan Sosyal Araştırmalar ve Strateji Geliştirme Merkezi(SESAR) tarafından hazırlanan raporda şöyle deniyor:

“Bugün birçok noktada “Kurtlar Vadisi Etkisi” dediğimiz bir dönüşüm yaşanmakta. Toplumsal histeri haline dönüşen dizi, hedeflediği ve hedeflemediği birçok amacı arka planındaki derin senaryo desteği ile gerçekleştirme konusunda hayli başarılı. Dizi ile toplumun bilinçaltına verilen mesajlar bir yandan toplumun bir yandan da devletin atomize olmasına ve bunun yadırganacak değil, mevcut konjonktürün doğal bir uzantısı olduğu yolunda ön kabul yaratılmasına yardımcı oluyor.”

Açıkça halkın diziye olan ilgisinden rahatsızlıklarını dile getirmişler. Halkın bilinçlenmesi, algılama biçiminin değişmesi, insanların diziden sonra ülke gündemini sarsan olaylara karşı, daha sofistike ve karmaşık düşünme yeteneği kazanmaları onların oluşturmak istedikleri kaos düşüncesinin önünde bir engel teşkil ediyor. Özellikle son cümle çok önemli. Yani demek istiyorlar ki, “İnsanlar artık bizim Bizans entrikalarını, sol gösterip sağ  ve bir taşla bilmem kaç kuş vurma dolmalarımızı yutmuyor. Sen otur, o kadar suikast, darbe, kaos planları yap. Çıkacak bir iç savaşta bankaları ve hatta kuyumcuları bile soyma hayallerine umudunu bağlarken bir dizi çıksın, bütün kirli işlerin hangi yollarla yapılabildiğini,  görünen amacın altında ne türden gizli amaçların olabileceğini halka anlatsın.   Sizin o kadar emek sarf edip hazırladığınız senaryolara, sokaklara dökülüp kaosun fitilini yakmasını beklediğiniz halk itibar etmesin. Olur şey değil.”(!)

Belki ilerde, bu anlamda bir ilk olan dizinin halkın zihniyet olarak dönüşümüne etkisini  inceleyen sosyolojik bir araştırma yapılır.

Fakat rapordaki son cümle doğru.  Çünkü medya doğası gereği anormal olanı normalleştirir.  Medyanın bu gücü kullanılarak şimdiye kadar Türk toplumunun  genel ahlak ve aile yapısı, büyük ölçüde değiştirildi. Bu değiştirmede topluma bir takım ilişki biçimleri modernlik ve çağdaşlık adı altında  empoze edildi. Topluma, kendisine tepeden bakan, seçkinci, buyurgan bir zihniyet tarafından sürekli   belli bir kalıba girmesi dayatıldı yıllarca.  Elbetteki değişim kaçınılmazdır. Ama   her değişimin gelişim olmadığı, özellikle bizi biz yapan değerlerde aşınmanın bizi kimliğimizi kaybetme tehlikesiyle yüz yüze getirdiği de bir gerçek.

İşte böyle bir süreçte  ilk kez bir dizi çıktı ve ülkemizin derunundaki  birtakım gizli ve kirli işlere dikkat çekti. Dizinin mesajı yukardan değildi, içimizden bir dostun uyarısıydı adeta zor zamanda acı söyleyebilen bir dost.   Ve kulak verdiler insanlar bu samimi uyarıya. Vadi saatinde caddeleri boşaltacak, kahvehaneleri dolduracak kadar. Her ne kadar jenerikte hayal ürünü olduğu belirtilse de, dizideki kişiler ve olaylarla, ülke gündemindekiler arasında bağlantı kurdu zihinler kolayca. Ve anladılar ki, ülke derunundaki derin işlerle  iştigal eden zevatın çalışmalarıyla  yıllarca  insanlar öcülerle  korkutulmuş. Meğer vatanseverlik edebiyatı altında, ülke insanını birbirine kırdırmanın ince, ürkütücü kanlı hesaplarını yapmışlar. Eroinden silah kaçakçılığına, faili meçhullere kadar akla hayale gelmeyen senaryolar, bu defa gerçek kurşunlarla gerçek kanla hayata geçirilmiş. Gerçek vadinin uygulanan ve hedeflenen senaryoları, dizinin eleştirilen şiddet sahnelerine rahmet okutacak cinstenmiş meğer. Elbette ki bu tür hiç bir diziyi çocukların izlemesini doğru bulmuyorum.Fakat ortada, dizinin medyanın doğasından gelen gücünü de arkasına alarak, ülke gündemini belirleyen olaylar hakkında, yetişkin bireylerin zihin ve algılama biçimini ciddi ölçüde değiştirmesi gibi bir realite sözkonusu.

Şimdi 28 Şubat sürecine giden yolda en önemli kilometre taşlarından biri olan Fadime Şahin ve Ali Kalkancı olaylarının da usta bir tezgâh işi olduğu ortaya çıktı.  Bu olaylarla Refah-Yol hükümetinin düşürülmesine halk vicdanında meşruiyet kazandırıldı. Mide bulandıran ve Bizans entrikalarına  çoktan taş çıkartacak hazırlık safhalarını televizyonlardan, haber sitelerinden öğrenmişsinizdir.

O dönem kaç tane tesettürlü insana Fadime Şahin diye sataşılmıştı sokakta yürürken… Sessiz isyanlarımızı içimize akıtmıştık gözyaşlarımızla… Ve malum süreçten sonra yaşananlar. Hala kanayan yaralar…

“Alma mazlumun ahını” diye boşuna dememişler. İşte bütün iplikleri pazara çıktı.

Şimdi düşünüyorum da , “Kurtlar Vadisi” o zaman da  olsaydı insanlar  malum süreci öyle kolayca sineye çekerler miydi acaba? Yoksa bu durumun Ergenekoncuların raporundaki gibi ” yadırganacak değil, mevcut konjonktürün doğal bir uzantısı olduğu yolunda ön kabul “ mü oluşurdu zihinlerinde?

Hep  türlü oyunlarla sindirilen hor görülen, “Otur oturduğun yerde “ denilerek başına vurulan bu halk, yine oyuna geldiğini anlayıp  darbecilere “Dur bakalım! Ne oluyoruz? Bu vatanı sahipsiz mi sandınız?” der miydi?

Neyse… Zararın neresinden dönülürse kardır. Ve bu karda  dizideki vadi ve kurtların payı büyük.

Teşekkürler “Kurtlar Vadisi”…

 



ayse.zorlu@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

Ayın En Çok Okunanları