Erol ERDOĞAN
Rektörleri kim atamalı?

Rektörleri kim atamalı?

Demokrasi kimin aracı: muhalefetin mi yoksa iktidarın mı?

Yaşanılan son olaylara bakarak bu soruyu soruyorum.

Aslında bu soruyu “demokrasi kimden yana?” diye de sormak mümkün.

Çünkü muhalefette olan partiler, kişiler hatta kurumlar, ellerinde güç bulunduranlara karşı her türlü eleştirilerini demokrasiye yaslanarak yapıyor. Aynı şekilde taleplerini de demokrasiye, insan haklarına, adalete atıf yaparak seslendiriyorlar.

İktidara gelen ve yönetme erkini elinde bulunduranlar ise, demokrasiye tam uymayan veya insan haklarına aykırı yönleri olan icraatlarını istikrara ve devralınmış mevzuata atıf yaparak veya sığınarak gerçekleştiriyorlar.

Rektör atamalarıyla ilgili yıllardır şahit olduğumuz tartışmalar, bu çarpık anlayış ve davranış tipine güzel bir örnek olarak verilebilir.

Muhalefette olan her parti, rektör atamalarında YÖK’ün ve Cumhurbaşkanının uyguladığı yöntemin ve verdiği kararların adil olmadığını, demokrasiye aykırı olduğunu ve akademik beklentilere ters düştüğünü iddia ederler. Böyle davranmayan muhalefet partisi yok gibidir.

Ama YÖK süreçlerinde etkin olan veya Cumhurbaşkanını kendisine yakın kabul eden her iktidar partisi de, bu iddialar karşısında ya sessiz kalır ya da anayasaya ve ilgili mevzuata atıf yaparak hukuka aykırı bir durum olmadığını savunur.

Dolayısıyla “dün dündür” mantığı demokratik bir güzelleme olarak bu alanda da karşımızdadır.

Ancak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün rektörleri ataması sonrası yeni bir söylemin oluştuğuna şahit olduk. Gül’ün aynen Sezer gibi az oy alan bazı rektör adaylarını ataması sonrası ortaya çıkan eleştirilere, özellikle iktidar çevresinden şöyle bir savunma gelmeye başladı: “Eee, biraz da böyle olsun. Sezer’e tanıdığınız hakkı Gül’e de tanıyın. Sezer de böyle yapıyordu, o zaman neredeydiniz. Biraz böyle devam etsin, gerekirse birkaç yıl sonra atamayla ilgili kanunlar değiştirilir.”

Burada “haksızlığa uğrayanın haksızlık edebilme hakkı” gibi bir anlayış ortaya çıkıyor ki, bu tehlikeli yönelimden kaçınmak lazım. Çünkü bunun sonu yok.  

Onun için geç kalınmadan daha adil bir seçme ve atama sistemine geçilmesi gerekir. Bu konuda beklemeyi makul gösterecek hiçbir mazereti yok kimsenin; ne hükümetin ne de cumhurbaşkanının.

Bana kalırsa “rektörlerin atanmasında sadece ÜAK, YÖK ve üniversitelerin kendi yönetim kademeleri yetkili olsun” diyeceğim ama bunu da şu an rahatlıkla diyemiyorum. Çünkü akademik camia, o kadar politize olmuş ve bilimsel etikten o kadar uzaklaşmış durumda ki böyle bir yetkiyi onlara vermek herhalde üniversiteye yapılmış en büyük kötülük olacaktır. Ama sonuçta yine de, kademeli olarak böyle bir sisteme geçişi başarmalıyız. Çünkü doğrusu budur.

Üniversite acilen normalleşmelidir; bilime dönmelidir. Demeye çalıştığım bu.

 



erol.erdogan@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

Ayın En Çok Okunanları