Ali ÖZTÜRK
Nureddin Şirin mi vefalı, Abdurrahman Dilipak mı hayırsız!

Nureddin Şirin mi vefalı, Abdurrahman Dilipak mı hayırsız!

 

 

Üzerinden epeyce vakit geçti. Vakit Gazetesi yazarı Abdurrrahman Dilipak, birçok konuya açıklık getireceğinden bahisle Erbakan Hoca’nın siyasi hatıralarını yazmasını öneren bir yazı kaleme aldı.

Fakat yazının genelinde hatıraların kaleme alınmasının gerekliliğinden bahsederken, satır aralarında da Milli Görüş ve Erbakan’a Ulusalcılarla işbirliği yapmak, olsuzluklara iktidara gelmek için göz yummak, Susurluk meselesinin üstünü örtmek, AK Parti’ye ağır eleştirilerde bulunup sonra Maocu Doğu Perinçek’le derin bağlantılar kurmak gibi ağır ithamlarda bulunuyor. Eleştiriyor diyemiyorum çünkü resmen itham ediyor. Dilipak o kadar öfkelenmiş ki; Milli Çözüm Dergisi ile ilgili Ahmet Akgül’ün Doğu Perinçek ile bağlantılarını sanki Erbakan Hoca yapmasını söylemiş gibi yazmış.

Vakit Gazetesi yazarı Abdurrrahman Dilipak’ın kantarın topuzunu kaçırdığı konuşmaları ve yazıları oldukça fazladır. Dilipak gün gelir Erbakancı olur, gün gelir hızlı Tayyipçi olur, gün gelir hızlı muhalif olur, gün gelir hızlı bir iktidar yanlısı olur. Konuşmalarında da, yazılarında da Dilipak hep savruktur. Yıllardır Vakit Gazetesi’nde yazdığı yazıları toplayıp bir kitap olarak bastırsanız, kimsenin umurunda bile olmaz. Dilipak’ın en büyük avantajı günlük bir gazete de yazıyor olması. Fakat günlük gazete de yazıyor olmanın da bir sorumluluğu olmalıdır diye düşünüyorum. Yıllarca MGV’ler de konferanslar veren ve Milli Görüş sayesinde popüler olan bir yazarın Erbakan Hoca’ya hatıralarını yazmasını tavsiye ederken böyle ağır ithamlarda bulunması çok şık değil.

Acaba Dilipak Erbakan’la karşılaşmış olsa bunları kendisine aynen bu cümlelerle sorabilir mi?

Sanmıyorum.

Muhtemelen konuşması “Hocam nasılsınız, afiyettesiniz inşallah merak ettiğim bir husus vardı acaba konuşabilir miyiz?” şeklinde olacaktır. Biliyorum Dilipak da Erbakan’a son derece saygı duyuyor, fakat acaba yazı yazarken neden acaba afra tafra yapıyor?

Dilipak’ın bu yazısına cevaben Nureddin Şirin bir yazı kaleme almış. Nureddin Şirin’in nasıl bir çizgiden geldiğini az çok herkes bilir. Gençlik yıllarında parti çalışmalarına sert tepkiler veren bir üslubu vardı. 28 Şubat’ın zulmüne uğrayanlardan oldu. Nureddin Şirin 28 Şubat’tan sonra Erbakan’a bakış açısı değişti. Belki daha önce de böyle düşünüyordu ama emin olamıyordu kimbilir. Fakat o da gördü ki, Erbakan’ın mücadelesi hiç de öyle dar kalıplara sıkışık bir parti meselesi değil. Milli Görüşçü ve ümmetçi olmanın birbirinin zıddı olmadığının farkına vardı. Milli Görüşçü olmadı ama Erbakan’ı anladı.

Hatta Dilipak’a karşı Erbakan’ı savunmak da ona düştü. Evet yıllarca Hasan Aksay’la yakınlığı sebebiyle Erbakan’ın etrafında olmuş Dilipak’a karşı Erbakan’ı savunmak Nureddin Şirin’e düştü.

Nureddin Şirin’in yazısını okumadıysanız okuyun. Erbakan’ı Nureddin Şirin’den mi öğreneceğiz diye düşünmeyin. Nureddin Şirin’in yazısı aslında bir kuşağın serencamını da özetliyor. Erbakan’ı anlamak ya da anlamamak meselesinin düşünce köklerinin neler olduğunu daha iyi anlama imkânı bulacaksınız.

Erbakan’a sudan sebeplerle alerji duyanlarla kendilerince önemli sebeplerle düşman olanların aslında nasıl da büyük bir haksızlık ettiklerinin farkına varacaksınız. Tıpkı Dilipak ve Nureddin Şirin örneğinde olduğu gibi ifrat-tefrit noktasında olanların her defasında hakikatlerle karşılaşınca nasıl tavır aldıklarını göreceksiniz.

Hayat böyle işte. Dün Nureddin Şirin eleştiriyor Dilipak savunuyordu. Bugün Dilipak itham ediyor Nureddin Şirin savunuyor.

Peki, Nureddin Şirin mi çok vefalı yoksa Abdurrrahman Dilipak mı hayırsız?

Aslında bu samimiyet testi gibi bir şey. Erbakan’ı savunmak Nureddin Şirin’e kalmamalıydı, tıpkı Erbakan’ı mesnetsiz iftiralarla itham etmek Dilipak’ın görevi olmadığı gibi.

Çok açık biçimde bir şeyi itiraf etmek istiyorum.

Bu eğip bükmeci, siyasi konjonktüre göre konumlanan, aman kimse alınmasın kimseye sataşmayım tipi her tarafı idare etmeye meyilli yazılar yazan, aynı yazı içinde hem öven hem söven, yazar ve gazeteci taifesinden artık iğreniyorum. İktidarla gazete köşelerinde kapışıp sonra elini ellerini ovuşturarak iş tutanlara veyl olsun.

 



ali.ozturk@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (7)
Numan Bulut tarafından 2008-09-12 01:35:20 tarihinde yazılmış
Samimiyet
Ne kadar samimiyiz birbirimizi severken, sevmezken, iterken, kakarken! Eleştirilerimizde, sevgi sözcüklerimizde! Bir arkadaşımızın veya dostumuzun hatasını, yanlışını yüzüne karşı söyleyemiyoruz. Söylersek kötü hatta düşman oluruz. Yanlışlarımızı, hatalarımızı veya sevdiklerimizin yanlışlarını veya hataların söyleyenlere de de aynı kötü duyguları besliyoruz.
Numan Bulut tarafından 2008-09-12 01:35:15 tarihinde yazılmış
Samimiyet
Hatasız insan olmaz. Hatalarımızı yüzümüze vuranlar da samimiyetsiz değil de samimi olduğunu düşünemezmiyiz. Bir deyim; "dost başa düşman ayağa bakar" Kendimize lider buluruz, lidere şeksiz gümansız itaat ederiz. Hakkında eleştiri yazanları samimiyetsiz ilan ederiz. İnsani duygularımız köreldiği için ifrat ile tefrit arasında gidip geliyoruz. İnsanların düşünmesi gerekiyor. Kazandıkları, kaybettikleri, kaybettirdikleri ile ilgili. Mesuliyet duygusu içinde...
Mehmet Horasan tarafından 2008-09-07 15:26:52 tarihinde yazılmış
Keşke
Sabah kalktığımda henüz yataktan çıkmamışken, zihnime nereden üşüştüğünü bilmediğim bir konu geldi: Batan holdinglerdeki toplum önderlerinin sorumluluğu.. Şöyle ki bazı yazarlar, ilahiyatçılar holdinglerin düzenlediği gezilere katılıp onların yatırımları için methiyeler düzüyorlardı, anlamadıkları saha olmasına rağmen. Tabi karşılıklarını da alıyorlardı, danışman vs. olarak.. Yazınızı okurken bu ülkede (sağ, sol, güya islamcı farketmez) aydın sorumluluğun olmadığını gördüm, var olan aydın sapması..
Tacettin Çetinkaya tarafından 2008-09-06 16:09:19 tarihinde yazılmış
İfrat-tefrit
"İşlerin hayırlısı vasat olandır." (H.Şerif) Uçlarda gezenler kendileine zarar verdiler. Yazınız önemli bir tespiti içeriyor. Teşekkür ederim. Hayırlı çalışmalar dileğiyle saygılarımı sunuyorum.
mirsad alp tarafından 2008-09-04 00:27:43 tarihinde yazılmış
samimiiyet
dilipak'ın yazısını okudum. ne kendisini ne de yazdığı gazeteyi düzenli takibetmem. zihnimi meşgul etmiştir, önemli birine önemli bişey söylemek istiyorsan ve bu senin için hakikaten önemli ise bunu muhatabına gazete köşelerinden mi söylersin, muhatabın yeryüzünde yaşıyorsa ona ulaşmanın onlarca yolu vardır. sn erbakanın evi adresi telefonları bellidir ,dert edindiğin, uykularını kaçıran, ümmet için kaygılandıran meselelerin varsa bunu gazete köşelerinden halletmek çocukça bi mantık. bu arkadaşlar için dua lazımdır.
Hasan Karel tarafından 2008-09-03 20:42:42 tarihinde yazılmış
Vefa
İnsanları vefalı vefasız gibi listelemek ne kadar doğru? İnsan yalan söylemek adına vefalı mı olmalı yoksa hak adına söylenmesi gereken yerde susarak vefalı mı olmalı
Zeyneb tarafından 2008-09-03 20:42:40 tarihinde yazılmış
Kalemize sağlık...
Hakikaten güzel noktalara değinmişsiniz. Maalesef "veyl olsun" dediğiniz yazarlar o kadar alçaklaştılar ki artık, bir ay evvel Bush'a küfreden yazarlar, zaman sonra Bush'la aynı karede yer almanın gururunu yazdılar köşelerinde... Gerçekten yazıklar olsun bu zihniyete...