“Memleketi Alaska’da Tanrı Meclisi Kilisesi’nde çekilmiş videoda Palin önünde ellerini açmış ‘Kenyalı’ papaz Thomas Muthee ile birlikte büyünün her türünden korunmak için İsa’ya yakarıyor. İki kişi ellerini Palin’in omzuna koyarken papaz da, ‘Hadi, bu kadın hakkında tanrıyla konuş. İlan ediyoruz, onu Şeytan’dan koru. Onu Tanrı’ya ulaştır. İsa adına mücadele için mali imkânların yolunu aç. Bu ulusun istikametini değiştirmek için onu kullan’ diyor.
İlkin ne var bunda denebilirse de adı geçen kişi, Amerika'nın üst düzey bürokratlarından biri olunca biri olunca iş değişiyor. Evet, büyü vardır ve dinimizce de yasaklanmıştır. Burda sözkonusu olan, Palin'in kutsalla ilişki kurma biçimi. Palin'in büyüye inanması ve korunmak için büyü yaptırması onun dindarlığının bir göstergesi olarak algılanabilir mi? Zira burdaki ilişki biçimi dinin bizatihi kendisi ile değil, yasak ve gizemli bir alan üzerinden yapılmakta ve seküler talepler içermektedir.
Konuya direkt girmek gerekirse aydınlanma çağı her ne kadar aklı ve bilimi hakim kılma iddiasını taşıyor olsa da, takip eden süreçte ulaşılan televizyon çağının bu iddiaları boşa çıkardığını görüyoruz. Evet, batı “Tanrı” yı öldürmüştür. Kutsal ve aşkın olan ne varsa onlarla insanlığın bağını koparmıştır. Fakat bu durum insanlığın kutsala olan ihtiyacını yok edememiş, çağımız insanının kaybettiği huzuru tüketerek tükenme bahasına sekülerleştirilmiş yeni ve sahte kutsallıklarının kucağında aramasına yol açmıştır. Bugün davranış ve düşünce kalıplarımızdan, tüketim alışkanlıklarımıza ve zihni algılamalarımıza varıncaya değin her şeyin teknolojik bir üretim süzgecinden geçerek paket servis edildiği bir dünyada yaşıyoruz.
Konuyu biraz daha açalım: Herhangi bir konunu uzmanı deyince aklımıza gelen ilk isimler medyadan tanıdığımız yüzlerin sahibidir genellikle. Halbuki aynı konuda söz sahibi, işinin ehli fakat medyada kendine yer bulamayan ( ya da aramayan) bir çok değerli bilim adamı olabilir. Yani herhangi bağımsız bir bilim dalında bile uzmanlık, onay ya da itibar kazanma bugün maalesef medyanın kutsamasıyla mümkün hale gelmiştir. Teknik dolayımdan geçmiş bir onay ve itibar sözkonusudur.
Evet, bu basit örnek bile hayatı algılayışımızın, zihinlerimizin ve vicdanlarımızın medyalarca biçimlendirildiğini göstermeye kafi. “Gerçek”, dikkat edin “hakikat” değil, üretim tezgahından geçmiş her konudaki “gerçek” , paket ürün olarak sunulmakta ve bireyler dünyayı kendilerine uygun paketlerden algılamaya devam etmektedirler.
İlkel toplumlarda bu fonksiyonu efsane ve mitler yerine getirirdi. Mit ler dünyayı açıklama ve anlamlandırmada insanlara aracılık etmek amacıyla geliştirilen öykülerdi.İlkel toplumların mitleri hayat ve ölüm, insanlar ve tanrılar, iyiler ve kötüler hakkında öyküler anlatarak o dönemin insanlarına dünyanın nasıl olması gerektiğini ve bunun için ne tür davranışların arzulandığını gösterir, ahlaki ilkeler sunar, bir anlamda o dönemin insanlarına toplumsal kabul konusunda rehberlik ederdi. Daha açık bir ifadeyle insanlara hükmetmek amacıyla “gönüllü rıza üretiminde” başat rol oynarlardı.
“Mit, bilimsel düşüncenin aksine analitik değildir.Anlatısal ve fantastiktir. Objektifliğe yer bırakmayacak şekilde duygularla oynar. Din, sanat, ritüel ve büyü ile ilgilenir. Diğer taraftan bilim mite karşı mitsizleştirme ve dünyanın büyüden arındırılması gayesiyele ortaya çıkar”.(Edibe Sözen, Medyatik Hafıza,ss:32)
Evet, aslında bilim ve mit birbirine zıt iki alan. Ve özellikle aklı ve bilimi egemen kılma iddiasıyla ortaya çıkan aydınlanma projesinde efsane ve mitlere yer olmaması gerek. Televizyon çağına kadar da öyleydi. Bununla birlikte yaşadığımız çağ , bu tezin bizzat bu proje eliyle çürüdüğü bir çağ. Çünkü aydınlanmayı takip eden süreçte ve bilim ve tekniğin nerdeyse zirveye ulaştığı çağımızda mitler yaşamaya devam ediyorlar. Hem de bizatihi kendisi teknik bir icat olan TELEVİZYON un önderliğinde. Yani, içeriği toplumlara, kültürlere ve zamana göre değişse de mitler sürekliliğini korumakta. Günümüz toplumlarındaki mitler ilkel toplumlara göre daha karmaşık ve derinlikli bir yapıya( ki bu da görecelidir aslında) sahip olarak , çağımızın mit üreten aracı olan televizyondan hayatımıza yayılmaya devam etmektedir.
Kutsalla bağı koparılan insanlık bu ihtiyacını çağdaş mitlere sığınarak gidermeye çalışmaktadır. Örneğin başarı miti, kazanma miti, genç kalma miti kutsalını yitirmiş ve onu sadece sözlük bilgisinden kavramsal olarak algılayan insanlığa sunulan mitlerdir.Dinsel değil bilakis seküler mitlerdir. Ve ilkel dönem insanının putları , ikonları bugün de marketlerde, reklam ilanlarında , araba markalarında yaşamaktadır.
“Eskinin bilinen süreci bugün de sürmekte, tarih toplumsak yaşamın gerçeklerini anlamayan, kitleleştirilmiş modern dönemin insanı için bir mitoloji olarak yaşamaktadır. Mitoloji ritüelleri gerektirmekte, ritüeller ise ikonları canlı tutmaktadır.Topluma, insanın kendisine ve çağına ilişkin temel anlayışlar ve düşünceler bugün de birer iman ve ikonolojiye dönüşmekte, çağdaş insan tanrısı ölmüş olsa bile bugün de ancak ikonlarıyla yaşayabilmektedir”.( Ünsal Oskay, Çağdaş Fantazya, ss:180-181)
Dolayısıyla çağımızda, hurafecilik dahi bilimsel bir kimlik kazanmış, daha dünyevi bir özellik almıştır. Günümüzde medyumculuğun, falcılığın daha da itibar kazandığını görüyoruz. Çok satan gazetelerin fal köşelerine rağbet eden insanların sayısı hiç de az değildir.
Yani aydınlanma çağıyla birlikte bütün biçimleriyle geçmişe mahkum edilen hurafecilik, televizyon çağıyla birlikte hapsedildiği kalın duvarları yıkarak ve üstelik de modern bir kimlik kazanarak günlük yaşamımızı işgal etmiştir.
“Markaların, rozetlerin, amblemlerin, imajların gölgesine sığınan modern insanın en büyük tatminlerinden biri putlaştırmalardır. Dinse lbir anlam taşısın veya taşımasın günümüz insanı, köleliğin meşru sayıldığı her dönemde olduğu gibi yüceltmeye, imaj toplumunun gönüllü kulluğuna her an hazırdır….. Modern putçuluk bir yanıyla dinsel ve aşkın olanın üretim dışı kalamayacağını söyler.Çağın tüm ikonlaştırmaları ve hurafeleri büyük ölçüde satın alma sürecinde oluşur. Bilim ve teknoloji dolayımından geçtiği içinde oldukça inandırıcıdır. Günümüzü insanı kendini daha iyi hissetmek için imgesel tanrıların buyrukların auyar. Onlar gibi giyinmek, onlar gibi konuşmak, onlar gibi davranmak suretiyle tanrıların gazabından korunur.Her türlü ületişimsel kurgulamalr gibi çağdaş putlaştırmalarda yaşamı bir şekilde açıklamak veya anlamlandırmak adına gerçekleştirilir.”(Medya ve Kültür, Sadık Güneş,ss.204)
Bu pencereden bakınca Batı insanının içine düştüğü kısır döngüyü anlamak hiç de zor değil. Ruhunda bir türlü aradığı huzur bulamayan Batılı insan, bu kısır döngüden bunalan ruhunu tatmin için, bu defa da şifayı yanlış yerlerde aramaktadır. Gerçekten samimi ve objektif olanları hariç ( ki onlar da genellikle İslamla müşerref olmaktadır) bir kısmı asıl kaynaktan izler taşımakla birlikte birlikte, bir türlü onunla buluşamayan tali yollara sapmaktadırlar. Bugün Amerika’da birçok Hollywood yıldızının da yöneldiği Uzakdoğu felsefesini ve yine bu felsefeyi içeren çok satan kitapların başında gelen Robin Sharma kitaplarını bu minvalde sayabiliriz. Son dönemde popüler olan Secret’ı da buna ilave edebilirsiniz. Bol büyülü, fantastik ve yine çok satan listesinin başındaki Harry Potter ve Matriks kitap ve filmlerini de unutmayın lütfen. Tabi bizdeki sihirli büyülü dizleri de hatırlayıverin bir zahmet.
Bir kısmı ise, tamamen uç ve hastalıklı inanış biçimlerine yönelmektedir. Unutmayalım ki bugün Amerkan başkanı Bush, Evangelizm olarak bilinen tamamen uç bir tarikatın mürididir. Ve “Haçlı Savaşları” ya da “Tanrının elini kıyamete zorlamak” gibi incileri de bilinçsizce dökmüş değildir. Bilakis bilinçaltındakini açığa vurmuş olması kuvvetle muhtemeldir.
Ve “zulm ile abad olunmaz” hakikati gereği Amerikayı alt üst eden son kriz. Artık herkesin bildiği gibi son yaşanan kriz, sadece ekonomik olmanın ötesinde sistem krizi . Dahası küresel kapitalist sistemin iflası. Teknolojik azmanlık dışında dünyaya ve evrene hiçbir erdem sunamayan bir medeniyetin çöküşüne şahit oluyoruz aynı zamanda.
Yazının başındaki Sarah Palin’in seçimleri kazanmak için kara büyü yaptırdığı haberlerine bir de bu pencereden bakmaya çalıştım.
Son yaşadıkları ekonomik krizinse bütün maddi ve teknolojik üstünlüğe rağmen aradıkları huzuru bir türlü bulamayan hasta bir medeniyetin çocuklarını nerelere yönelteceğini hep birlikte göreceğiz. Onları HAKİKAT le mi buluşturacak, yoksa tüm dünyayı yine felaketlerin kucağına itmek üzere, kara büyülere, büyücülere, Pandora’nın hiç kapatmadıkları kötülük kutusuna mı sığınacaklar? Hep birlikte göreceğiz.
Rahatı arttıkça huzuru kaçan çağımız insanına ise şifa reçetesi çoktan verilmiştir aslında.
“Kalpler ancak ALLAH’ı zikirle tatmin olur” (Rad :28)
Henüz Yorum Yapılmamış