Zümrüt SÖNMEZ
Aliya; kalbimiz

Aliya; kalbimiz

 

Kainatın kalbi alem, alemin kalbi kamil insandır. (S.Yalsızuçanlar) Bu yüzden Aliya bizim kalbimizdir; o Bosna’nın, İstanbul’un ve tüm İslam dünyasının kalbidir. Bunun ispatı iki hafta önce gerçekleştirilen Aliya Sempozyumu ve oraya gelen yüzlerce insan!  

Görülmemiş bir kalabalığı ağırlayan sempozyum iki gün boyunca sabahtan akşama kadar ilgiyle, beğeniyle takip edildi. Son oturuma kadar heyecanın hiç eksilmemesini sağlamak, sonuna kadar katılımcıların dikkatlerini üzerinde tutmayı başarmak, sunulan tebliğlerin kalitesi ve organizasyonun teknik başarısından kaynaklanıyordu elbette. Bu yüzden hem Bağcılar Belediyesini hem de organizasyonun bütün yükünü başarıyla taşıyan Nar İletişim’i tebrik etmek gerek. Ben de içerisinde bulunmaktan, bu heyecanı perde arkasında yaşamış olmaktan dolayı çok memnunum.

Aliya İzzetbegoviç Türkiye ve diğer İslam ülkeleri için, Müslümanlar için bir devlet adamı ya da komutan değil, öncelikle bir bilge, 20.yy’da mucize gibi olan Müslüman bir entelektüel ve büyük bir düşünürdü. Zaten Aliya’nın Türkçe’de yayınlanan ilk kitabı “Doğu ve Batı Arasında İslam”dı. Yani biz onu Doğu ve Batı düşüncesine, tarihi, siyasal, sosyal geleneğine tamamen hakim, hem batılı hem doğulu bir düşünce adamı olarak tanıdık.  

Böyle olması onu yetiştiği toprakların sınırlarının dışına çıkarmış, yaşantısıyla koyduğu örnekliği tüm dünya için anlamlı kılmıştı. Kurduğu dil hem geçmişi hem geleceği ifade etmeye, yorumlamaya yetiyor, her haliyle Platon’un “filozof kral” olan ideal devlet yöneticisi prototipini hatırlatıyordu. Bilge Kral Aliya, tüm dünyada devlet adamı tipinin standartlarını yükseltmişti aslında. Boşnak tebliğciler sunumlarında, Bosna’nın bugünkü siyasi seviyesinin Aliya’nın döneminin çok altında olduğunu söylüyorlardı özlemle. 

Mücadelesinin merkezine ahlak ilkelerini koymuş, üslubunu ilimle yoğurmuştu Aliya. Düşünce ve eylem aynı anda hareket ediyordu onun yaşamında. Onun düşünce sistemi varlık felsefesinden, sanata, siyasete kadar tüm alanları kapsayan esaslı bir sistemdi. Düşünceyle beslenen ama hayatı önceleyen, her an diri olan, “yaşayan insan”dı ona göre Müslüman. Aliya için düşünce; statik, kendi başına işleyen apayrı bir mekanizma değildi. Dünya görüşünün temeli olan İslam düşüncesi, savaşı da barışı da yaşama biçimi, hayat yordamıydı.  

Her zaman “Milletlerin kaderlerinin değişebileceğine inanmıştı. Ona göre küçük ve büyük halklar yoktu. Az sayılı ve çok sayılı halklar vardı. Çünkü milletlerin büyüklüğü sahip oldukları ideolojiyle ölçülürdü.” (Cemalettin Latiç) O İslam irfan geleneğinin son temsilcisiydi. Söyledikleriyle yaşadıkları hiçbir zaman çelişmedi. “Döneminin Sokrat’ı, Batıdaki İkbal, dünyanın tanık olduğu en son bilge liderdi. 

“Siz bizim annemizsiniz!”

Sonraki hafta sonu bir sempozyum daha vardı. İHH’nın düzenlediği “Balkan Sempozyumu”. Yine iki gün süren program Balkan ülkelerinden konukları ağırladı. Bu iki program gösterdi ki Balkanlar bizim için hem önemli hem de bir o kadar gizemli. Duygusal bağlarımız salonları doldurmaya yetse de, malumatımız pek yeterli değil.  

Balkanları okumak, dinlemek dünya üzerindeki sınırların ne kadar geçişken olduğunu anlamamızı sağlıyor ve bakış açımızı genişletiyor hiç kuşkusuz. Ama Balkanları anlamak Türkiye için çok daha önemli. Çünkü Balkan Tarihi, Osmanlı Tarihi anlaşılmadan anlaşılmaz, eksik kalır. Yani balkanları anlamak Osmanlıyı anlamaktan geçer, bu da ister istemez özeleştiriyi gerektirecektir Türkiye için. Onlar son yüzyıllarda tarihlerinin yabancılar tarafından yazıldığını, bu yüzden reel olmadığını söylüyor, Türkiye’yle birlikte tarihlerini yeniden yazmak istiyorlar. Bu aynı zamanda Türkiye’nin de tarihini sorgulaması demek, belki bir kısmını yeniden yazması, yorumlaması. 

“Osmanlı 1912 yılında yavaş yavaş Balkanlar’dan çıkmıştır. Ama realite olarak hala orada bizimle yaşamaktadır. Sizin bir parçanız bizde, bizim bir parçamız da Türkiye’dedir.” diyordu konuşmacılardan biri. Ama “Osmanlı’nın ardından kurduğu şehirler tahrip edildi, camileri yıkıldı, onun bıraktığı miras bizlerden alındı. Bugün Osmanlı’nın şehirlerinde Müslümanlar yaşamıyor.” 

Osmanlı’nın torunları oluşumuzu en çok Balkanlar’dan biriyle karşılaştığımızda anlıyoruz. Onlar her defasında -ve bu iki sempozyumda da- Türkiye’yi anneleri olarak gördüklerini söylüyorlar. Bu Müslümanlar için aynı dini geleneğe sahip olmamızdan, İslam’ın toplayıcı, bütünleyici yapısından kaynaklanıyor, gayr-ı Müslim halklar içinse Osmanlı’nın devamı oluşumuzdan. Çünkü Osmanlı olmak, himayesindeki tüm halklara adil davranmak, herkesi aynı ölçüde içerecek kadar güçlü olmak, tüm etnik, dini, kültürel türleri kardeşçe bir arada barındırmak anlamına geliyor. Bugün Müslümanların arasına giren kara kedi etnik unsurlar üzerinden oynuyor oyunlarını. Milletlerin etnik kökenlerine dayanan farklılıkları köpürtülüyor, din kardeşleri karşı saflarda yer alıyor. 

Bosna-Hersek Diyanet İşleri Başkanı (Baş Müftüsü) Mustafa Çeriç, sempozyumun birinci oturumunun ardından yaptığımız kısa sohbette, kendimizi yeniden idrak etmemiz gerektiğini hatırlattı bize bir anlamda: “Türkiye bizim annemizdir. Anne şefkatlidir, koruyan, gözetendir. Anne her şeye rağmen affedicidir. Bir elin parmakları gibi farklı olan çocuklarının her birini ayrı ayrı sever, gözetir ve onları mutlaka bir arada tutar. Hepsini sığdıracak kadar geniştir annenin kalbi. Osmanlı böyleydi, Osmanlı’nın torunu olan Türkiye de böyledir. Türkiye bizim annemizdir!” mealindeydi söyledikleri 

Türkiye bu bilinci tekrar yakalayacak olursa hiç kuşkusuz Balkanları daha iyi anlar, tüm İslam coğrafyası üzerindeki sorumluluğunu derinden hisseder, dünyaya bakışı değişir. Osmanlı’nın torunu, “anne ülke Türkiye” olmak, bugünkü sınırları içerisinde olan ya da olmayan, kağıt üzerinde ya da sadece gönülden Türkiye’ye ait olan halklarıyla ilişkilerine yepyeni bir perspektif kazandırır. 

Balkan ülkelerinin temsilcileri yaptıkları konuşmalarda, dünyaya karşı güvensizliklerini ancak sadece Türkiye’ye güvendiklerini, sadece Türkiye’den uzanacak elden emin olduklarını söylemişti. Bu yüzden Mustafa Çeriç Hoca’yla sohbetimizin ardından “Türkiye Bosna’yı seviyor” demek geldi içimden. Hoca aydınlık yüzüne yayılan tebessümle “biz de sizi seviyoruz, siz bizim annemizsiniz” dedi, yani iki haftadır gündemimize taşınan Balkan meselesinin ana fikri! 



zumrut.sonmez@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (1)
ella tarafından 2009-05-27 23:21:31 tarihinde yazılmış
takdir...
Fotoğrafa bakılırsa yazar oldukça genç bir arkadaşımız. Yaşıtlarının aksine bu kadar bilgi sahibi olmasına şaşırdım. Yürekten takdir ediyorum kendisini. Allah sayınızı artırsın.
Ayın En Çok Okunanları