80 öncesi… MSP, klasik sağ-sol kavgasının arasından sıyrılıp kendini gösterebilme derdinde. Erbakan Hoca ve ekibi, Anadolu’yu iktidara taşımak için uğraşıyor. İsteniyor ki, Meclis’te şehirli elitlerle köylü ağaların dışında bir de milletin reel temsilcileri olsun. İktidarı doğal hakları gören elitler bir kurnazlıkla gidişatı engelleyebilme peşindeler. Sonuçta amaca uygun slogan bulunuyor: “Ver oyunu MSP’ye, gitsin CHP’ye”
Klasik sağın kasaba siyasetçilerince üretilen bu slogan, Demirel’in ağzında yıllarca dolaşıp durdu. Zamanın Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk bile, bir seçim öncesi tarafgirliğini açık ederek “Ver oyunu CHP’ye veya AP’ye” deyivermişti. Slogan şunu söyleme derdindeydi: “MSP zayıf bir parti, oyunuzu AP’ye değil de MSP’ye verirseniz aradan CHP sıyrılır. Onun için MSP’ye oy vermek CHP’yi desteklemek gibidir.”
Bu anlayış tutmadı o dönem, insanlar MSP’ye oy verdiler, böylece MSP her defasında sandıktan başarıyla çıkarak siyasette tanzim edici roller üstlendi. “Ver oyunu CHP’ye ya da AP’ye” ile “Ver oyunu MSP’ye, gitsin CHP’ye” mantığı, 80 öncesinin gerginlik (hatta şiddet) politikalarını besleyen en temel faktördü.
12 Eylül öncesinin AP – CHP aktörlü gerilimli politikaları tarihi bir olay olarak geride kalmadı, etiket değiştirerek devam edegeldi. 80’li yıllarda ANAP lehine uyarlanan sloganla bu defa “aman CHP gelmesin” diye ANAP’ta oyların toplanması istendi. Sağın aktörleri bu anlayışı cami cemaati ve Anadolu insanı üzerinde etkili şekilde kullanmaya çalıştı. İlk zamanlarda kısmen amacına ulaşan bu gerginlik tahterevallisi çok sürmedi; bu defa Refah Partisi sandıktan çıkmayı başardı.
Şimdi, AK Parti aynı tahterevalliye binmiş durumda. Başbakan’ın soğuk savaş tarzından mümkün olduğunca arındırılmış ve polemiği düşük siyaset izleme görüntüsü son dönemde yerini hızlıca gerginlik politikalarına bırakmaya başladı.
80 öncesinin “Ver oyunu AP’ye veya CHP’ye” anlayışı şimdilerde “Oyları bölmeyelim” şeklinde birlikçi – bütünlükçü bir havaya büründürülerek yeniden sunuluyor. Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi’ne genel başkan olmasıyla daha da belirginleşen bu eğilim, doğu illerinde “Oyunu ya DTP’ye ya da AKP’ye ver” batıda ise “Ver oyunu CHP’ye ya da AKP’ye” şeklinde arz-ı endam edecek şekilde çift versiyonlu hale dönüştürülmek üzere.
CHP, DTP ve AK Parti’nin taraf olduğu bu gerilimli siyaset, oyları gerilimin tarafı olan iki partide toplamaya dönük bir amaç içermekle beraber aslında partilerin sosyolojik karşılıklığını da sahicilikten uzaklaştırmaktadır. Bu durum gerginliği üreten, büyüten, taraf olan ve nemalanan her parti için bumerang özelliğine sahip hâlbuki. Bu gerilimle elde edilecek her siyasi kazanım, millet vicdanında karşılığı eksik olacağı ve sokakların gerçek sosyolojik temsiline sahip olmayacağı için gelip geçici (günü kurtarmaya dönük) olacaktır.
CHP, çoktandır bu sahici olmayan sosyolojinin üzerine oturmuş durumdadır. Aslında, kuruluş felsefesinden, solculuktan ve sosyal politikalardan fazlasıyla uzaklaşmış CHP’nin, siyasi varlığını devam ettirebileceği elinde doğru dürüst imkân kalmadığı aşikârdır. CHP’yi hala ayakta tutan sadece gerilimin tarafı olmasıdır. Üstelik CHP’yi hala gerilimin sahiplerinden birisi olmasını sağlayan da son dönemki hükümet ve AK Parti politikalarıdır.
DTP de son seçimden bu yana değil Türkiye partisi olmak, iddialı olduğu illerde bile ciddi şekilde güven ve oy kaybına uğrama ihtimali ile karşı karşıyadır.
Burada birkaç soru sormak gerekir.
Yüksek oy aldığı illerde bile ciddi şekilde oy kaybına uğramakta olan DTP’yi, Başbakan neden ısrarla kavganın-gerilimin tarafı olarak kabul etmektedir?
AK Parti – CHP gerilimi son dönem neden bu kadar yükseldi, neden yumruklar konuşmaya başladı, neden Başbakan sürekli Deniz Baykal’ı, Deniz Baykal da sürekli Başbakan’ı hedef alarak konuşuyor, adeta birbirlerini tahrik ediyorlar?
Başbakan, CHP’yi gerilimin tarafı olarak kabul etmeyerek siyasi konuşmalarını yapsa, önümüzdeki seçimde CHP’nin yüksek oy olma ihtimali nedir?
Artık, CHP’nin lokal bazı başarılar dışında Türkiye’de iddia ve iktidar sahibi olma imkânı kalmamıştır. DTP için de durum aynıdır. Türkiye’de bundan sonra, muhafazakâr, milliyetçi, İslamcı, demokrat her iktidarın alternatifi yine muhafazakâr, milliyetçi, İslamcı, demokrat bir iktidar olabilecektir. Reel politik böyle diyor, sosyoloji böyle diyor, sokak böyle diyor.