Nazım MAVİŞ
Açılım Ne İster?

Açılım Ne İster?

Saadet Partisi, Üçüncü Büyük Kongresini “Açılım ve Atılım” sloganıyla gerçekleştirdi. Sayın Kurtulmuş’un genel başkan oluşu Açılım ve Atılım isteğinin bir tezahürü olarak görülmelidir. Ancak açılım talebi psikolojik bariyerlere takılmamalıdır. Açılımın önündeki en büyük psikolojik bariyer “korku” dur.

Toplumsal bir hareketin başarılı olabilmesi korkularını yenebilmesine bağlıdır. Korkuya dayalı sosyal hareketlerin gelişme ve büyüme şansı yoktur. Çünkü korkunun sonucu çekilmek, sakınmak, kaçmak, kaçınmak ve kapanmaktır. Başkaları ile ilişki kurmaktan, farklılıktan, merkez dışı düşünce ve söylemlerden, sıradışılıktan, benzemeyenden, çeşitlilikten, renklerden, başarıdan, alternatif karizmalardan, ana düşüncenin yan uzantılarından korkmak sosyal hareketlerin en büyük bariyeridir. Açılım için korku değil cesaret gerekir. İnancımıza, düşüncemize, söylemimize güveniyorsak hiçbir şeyden korkmamıza gerek yoktur.

Açılım, merkezi tahkim ederek çevreyi genişletmek demektir. Merkezin gücünden, doğruluğundan kuşku duymuyorsak çevreye yönelmekten korkmanın anlamı yoktur.

Açılımla savrulma arasındaki çizgiyi doğru koyamazsak merkezi koruyamayacağımız, sahip olduklarımızı kaybedeceğimiz korkusu duyarız. Ve bu korku ile her şeye kuşkuyla bakar, her yeni, farklı kişi, düşünce, unsur, araç ya da söylemi kuşkuyla karşılarız.

Böyle bir ruh hali sadece marjinalite üretir.

Bir toplumsal harekette korkuyu üreten faktörlerin temelinde özgüven eksikliği gelir.  Kendine ve düşüncelerine karşı güveni zayıf unsurlar mutlaka açılmaktan ve farklılıklarla yüz yüze gelmekten korkacaktır. O halde öncelikli sorun sağlam ve sağlıklı kişilik yapısına sahip olmaktan geçiyor.  Düşüncelerimizin gücüne ve haklılığına inanmaktan geçiyor. Kendimizle ve düşüncelerimizle kurduğumuz bağın kudret ve kuvveti bize korku ya da cesaret verecektir.

Bazen de vehimlerimiz korkularımızın kaynağını oluşturur. Vehim, olmayanı gerçek gibi algılayıp ona sosyal hayatta karşılık üretmek demektir. Vehim her şeye ve herkese kuşku ile bakmayı doğurur. Vehimleri aşmanın yolu anlamaya çalışmaktan, konuşmaktan, karşılaşmaktan geçer. Kendi insanımızla konuşmaktan, ilişki kurmaktan kaçarsak yalnızca vehimlerimizle karar vermeye başlarız. Vehimleri aşmanın yolu güvenmektir. Güven duymaktır. Herkesin hain olabileceği sendromundan kurtulmaktır. İhaneti asıl sadakati istisna değil, sadakati asıl ihaneti istisna görmek vehimlerimizin ürettiği korkularımızı yenecektir.

Toplumsal hareketlerde meydana gelen sapmalar bazen ağır travmalara neden olur. Ancak sapmanın sonucu içe kapanma olmamalıdır. Her harekette sapmalar, savrulmalar,  kırılmalar yaşanabilir. Tarih boyunca oluşmuş dini ekoller, siyasi yönelişler de bazen ana eksenin bir hayli uzağına düşmüştür. Bu sosyolojik bir olgudur.

Önemli olan sapmaların sosyolojik ve psikolojik etkilerini en aza indirecek stratejik tedbirleri alabilmektir. Yoksa sapma ve savrulmaya karşı takınılacak tutum içe kapanmak açılıma kapıları kapatmak değil. Örneğin MG hareketi AKP ile yaşadığı kırılmadan bu yana farklılık gösteren ya da farklı gibi algıladığı unsurlara karşı genel olarak kuşku üretmeye ve bunun sonucu olarak da bu unsurları bünyeden uzak tutmaya çalışmaktadır. Sayın Kurtulmuş’un deyimiyle pergelin bir ucu merkeze sağlam basıyorsa diğer ucunun açısı önemli olmamalıdır.

Toplumsal hareketler beraberinde statülerde üretmektedir. Bazen statülerin sahipleri sosyal hareketlerin bariyerlerine dönüşebilmektedir. Devrimler, değişimler ve sosyal gelişmeler durağanlıkla, statükoculukla, statülerin müktesep hak ve mülk telakki edilmesiyle telif edilemezler. Toplumsal dönüşümü başarabilmek statülerin devinimine bağlıdır. Tazelik, canlılık, dinamizm ve heyecan statülerin kolaylıkla el değiştirebilmesine bağlıdır. Statülerimizi kaybetme korkusu, tutkularımızın esiri olmamızın sonucudur. Bu korkuyu yenmek tutkularımıza hakim olabilmekten geçmektedir. Özgür insan tutkularını aşan, kendi değerini statüsünden değil bizatihi kendi yetenek ve meziyetlerinden üreten insandır.

Başa dönecek olursak; Açılım cesaret ister. Korkuyla açılım yapılamaz. SP atılım istiyorsa açılımı gerçekleştirmek zorundadır. Açılım yapmak istiyorsa da kendi psikolojik bariyerlerini aşabilmelidir. Bunun yolu korkularını yenmekten ve güvenmekten geçiyor.

SP önce kendine, düşüncesine güvenmelidir. Ana düşünceyi farklı dillerle sunabilmeye güvenmelidir. İnsanına güvenmelidir. Herkesin ana ekseni sabit kalmak koşuluyla detaylarda farklılaşmasından korkmamalıdır.

Açılımı merkezi tahkim ederek çevreyi genişletmek olarak tanımlamıştık. Açılım kadrolarda olmalıdır. Açılım,  söylemde olmalıdır. Açılım düşünce üretmekte olmalıdır. Kadro, söylem ve düşüncede açılım sağlayabilmenin yolu, kendi toplumunda oluşmuş sosyal bakiyeyi siyasete taşıyabilme cesaret ve başarısına bağlıdır.

SP kendini “İslamcı” olarak tanımlayan kadroları ne kadar siyasete devşirebilmektedir? Bu kadroların ürettiği düşünceleri ne kadar siyasal diline aktarabilmektedir. Kadrolarını ve söylemlerini oluştururken Türkiye’de oluşmuş İslamcı bakiyeye ne kadar yaslanabilmektedir.

Bana göre açılımın birinci ayağı buradadır. Sayın Numan Kurtulmuş, açılım isteğinin işaretidir. Ama açılımın tümü değil. Açılım isteğimizin ciddiyeti kadroların, söylem ve fikirlerimizin yeniden üretilmesiyle somutlaşacaktır.  11.11.2008 - www.10yazar.com



nazim.mavis@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış