“Aleviler ve din dersi” bahsine dair herkesi memnun edecek bir cümle kurmak artık imkansız. Başlangıçta çözümü çok kolay bir sorun, “zamanla çözülür” anlayışıyla politik sürecin akışına bırakıldığı zaman işte böyle oluyor. Yani çözülmek bir yana kördüğüm oluyor.
Ben de bu yazımda herkese hoş gelecek bir cümle kurma peşinde olmayacağım. Ama iki temel değeri başlangıç noktası alarak kendi görüşümü bütün çıplaklığıyla paylaşmak niyetindeyim. Bu iki değer, adalet ve özgürlüktür.
“Aleviler ve din” konusunda tartışmamız gereken cemevleri, camiler, diyanet gibi çok sayıda başka konu da bulunmaktadır. Ancak, görüşlerimi en doğru biçimde anlatabilmek amacıyla bunların hiçbirine girmeden konuyu sadece MEB çerçevesinden sınırlı olacak şekilde ele almak istiyorum.
Bir: MEB bünyesinde “din” ile ilgili eğitim ve bilgilenme faaliyetini üç ayrı başlık altında tasnif etmek gerekir: Ahlak Dersi, Din Kültürü Dersi, Din Eğitimi.
İki: Din eğitimi sadece din eğitimini isteyenlere verilmeli; kimse istemediği halde herhangi bir dinin tebliği anlamına gelecek şekilde din eğitimi almaya zorlanmamalıdır. Ancak, din eğitimi isteyenlere verilecek eğitim, göstermelik olmamalı; isteyene en başta o dinin kitabı, temel kaynakları, tarihi, ibadetleri, inançları gerekirse birden fazla dersle en özgün biçimde öğretilmelidir.
Üç: Din Kültürü dersinin içeriği, herhangi bir dinin tebliği ya da eğitimini vermek amaçlı olmayacak şekilde, öğrenciye tüm dünya dinlerini, yöresel mezhep ve inançlar ile bunların mensuplarını tanıtacak şekilde düzenlenmelidir. Din Kültürü dersi, Fen Bilgisi veya Çevre dersi gibi
Mesela, Hıristiyan ailenin çocuğuna, o çocuk sanki Müslümanmış gibi İslam dini eğitimi vermek yerine çocuğun Müslümanları doğru tanımasını sağlayacak objektif – ansiklopedik bilgiler içeren Din Kültürü dersi alması sağlanmalıdır. Aynı şekilde Alevi bir ailenin çocuğuna en doğru şekilde kendi inançları ve kültürü öğretilebilmeli bunun yanında diğer din ve mezhep mensuplarını doğru tanımasını sağlayacak Din Kültürü dersi de verilmelidir.
Dört: Ahlak dersinde insanlığın ulaştığı evrensel değerler ile yerel kültürel ve sosyal değerler öğretilmeli, çocukların bu değerleri davranış olarak içselleştirmesini sağlayacak şekilde ders uygulaması yapılmalıdır. Hangi dine mensup olursa olsun, hiç kimsenin “benim çocuğum, yardımlaşmayı, adaleti, doğruluğu, çalışmayı, saygıyı, sevgiyi öğrenmesin, bunlar benim evladıma anlatılmasın” demesi ihtimal dahilinde değildir, zaten böyle diyen birinin de seçme iradesini yok saymak gerekir. Ahlak dersi de zorunlu olmalıdır.
Yazıya “Aleviler ve Din Dersi” diye başlamış olsam da, dört maddede özetlemeye çalıştığım görüşler, farklı dinlere mensup insanların yaşadığı her ülke için geçerli olabilecek temel prensip ve ilkeleri içermektedir.
Bunlar, sorunun en doğru çözümü için benim önerilerimdir. Daha adil, daha fonksiyonel ve daha doğru her görüşü kendi görüşümün yerine koymaya hazırım.
Çözülmeyecek sorun yok. Yeter ki, sorunu asıl dert sahipleriyle ilkeler çerçevesinde samimi şekilde çözmek amacıyla konuşabilelim.