Fatma Nur HÜKÜM
Erwin Schrödinger ve Kedisi

Erwin Schrödinger ve Kedisi

Geleneksel bir teori olarak kabul edilen Newton mekaniğinin ölüm çanları çalındığında, zaman 20. yy.’ın başlarını gösteriyordu. Kuantum mekaniğinin miladı olarak kabul edilen bu tarihin beşiğinde duran Schrödinger ve diğer bilimciler ise artık ‘parçacıkların’ davranışlarının klasik mekanik tarafından açıklanamayacağını savunuyorlardı.

İşte fizikte yeni bir devrim olarak isimlendirilen, somuttan soyuta geçişin aydınlatıldığı bu döneme Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger ünlü dalga denklemiyle imzasını atmıştı.

Schrödinger 1887’de Viyana’nın Erdberg bölgesinde doğar. Küçük yaşta babasının ona hediye ettiği  mikroskop ve diğer aletler, doğaya olan ilgisini kamçılar ve bilimin temel çekirdeği olan fizik bölümünü okumaya karar verir. 1906-1910 yılları arasında Viyana Üniversitesi’nin Fizik bölümünde öğrenim gören genç Schrödinger, teorik fiziğin temellerini sekiz dönem derslerine katıldığı hocası Prof. Fritz Hasenörl’den alır. 1914’de eğitimine ara vermek zorunda kalan bilimci, 1.Dünya Savaşı’nda Avusturya ordusunda askerliğini tamamlar.

Yaşamında Avrupa’nın çalkantılı döneminin izlerini taşıyan Schrödinger, çalışmalarına Stuttgart, Breasleu ve Jena’da başlamıştır. Doçentlik ve Profesörlük unvanını kısa sürede tamamlar ve 1920’de burada tanıştığı Anne Maria Bertel ile hayat serüvenine kaldığı yerden devam eder. 1925’te Zürih Üniversitesi’ndeyken kendi adıyla anılan ünlü dalga denklemini yayınlar.

Hψ = iħ(δψ/δt )

Kuantum kuramında her makroskobik parçacık bir dalga işlevi ile tanımlanır. Bu denklem kısaca parçacığın bulunabileceği tüm olasılıkların kümesini içerir ve parçacığın  ‘o an ve haldeki’ kuantum durumunu verir. Ve yine denklem belli bir zamandaki dalga fonksiyonunun bilinir olma durumunda onun diğer zamanlardaki ve hatta sonsuz zaman aralığındaki değerlerinin bulunabileceğini ispatlar. Tıpkı Budha öğretileri gibi, Yunus gibi, Mevlana gibi normalize ettiği bu denklem ile aslında bütün gerçekliğin 0 ile 1 arasında olduğu hakikatini yansıtır.

1927’de Berlin Üniversitesi’nde Fizik bölüm başkanlığı yapar ve bir süre burada kalır. Ancak dönem, bilimcilere yoğun baskı ve devlet zorunun uygulandığı Nazi dönemidir. Katolik olmasına rağmen, Yahudilere yapılan zulmün ulusal siyaset haline geldiği bir ülkede yaşayamayacağını anlayan Schrödinger, 1933’te Oxford’a gelir. 9 Kasım gecesi çalan bir telefon, Oxford Hotel’de kalan Schrödinger ailesine, uluslararası Fizik Nobel Ödülünü Erwin Schrödinger’in İngiliz bilim adamı Paul Dirac ile paylaştığını söyler.

Ancak bu dönemde artık kuantum mekaniğinde yapılan yorumlar gittikçe artmış ve temelini farklı bir gerçeklik anlayışının oluşturduğu teoriler gerçek dışı kalmıştır. Bundan sonra Schrödinger de tıpkı zamanında Albert Einstein’ın yaptığı gibi kuramın mantıksızlığını ortaya koyacak örnekler aramaya koyulmuştur. Bu nedenle 1935’te meşhur ‘Schrödinger’in kedisi’ adlı düşünsel deneyini yayınlamıştır. Basitçe bu deneye göre, kedi bir siyanür şişesiyle birlikte bir kutunun içerisine alınır. Radyoaktif elementlerin bozumunu saptayan bir Geiger sayacı, bir atomun bozulduğunu saptadığında şişe kırılır. Eğer dışarıdan bakan bir gözlemci, kutunun içerisini görmeden bir tahminde bulunursa, kedinin canlı mı yoksa ölümü olduğunu söyleyemeyecektir. Ona göre kedi %50 canlı, %50 ölüdür. Yani kedi eşit oranda canlı ve ölü olma şansına sahiptir. Eğer gözlemci, gidip kutuyu açarsa, işte bu durumda, kedi ‘ya ölü, ya da canlı’ olarak karşısına çıkacaktır ki, gözlemcinin bu müdahalesi, ortam şartlarını değiştirmiş ve olasılıklardan birinin ‘gerçekleşmesine’ neden olmuştur.

Zamanın bilim adamlarından biri olan Heisenberg’e göre atom, birisi onu ölçünceye kadar kendisinin bozunduğunu bilmez. Bu nedenle, aynı şekilde birisi kutuyu açıp içine bakıncaya kadar, ölü ne ölüdür ne de diri! İşte bu anektodla, Schrödinger, kuantum fiziğinin Heisenberg öznel idealist yorumunun kabul edilmesinin doğurduğu saçma çelişkileri gün ışığına çıkarmayı hedeflemişti. Yani doğal süreçlerin, insanoğlunun onu gözlemek için civarında bulunup bulunmamasından bağımsız bir şekilde, nesnel olarak gerçekleştiğinin altını önemle çizmiştir.

1939’dan itibaren çalışmalarına, on yedi sene kaldığı Dublin’de devam eden Schrödinger, burada Yeni Araştırmalar Enstitüsünde genel görelilik, Kozmoloji ve kuantum kuramının biyolojiye uygulanması üzerinde çalışır. Hayatı boyunca özlemini çektiği yurduna ise ancak 1955’te dönebilir ve 1961 de Tirol yamaçlarındaki evinde hayata veda eder.

Hayatını bilimle geçirmiş olan bu ünlü fizikçi, bizlere kuantum büyüsünden başka, özellikle yaşamı anlatmak ve anlamak üzerine yazdığı iki kitabını (Was ist Leben? ve Mein Leben und mein Weltansicht) bırakmıştır. Hayata “Hiç kimse hiçbir durumda kişisel şuurun varlığının sona ereceğinden dolayı yeise kapılmamalıdır. Bu asla olmayacaktır.’’ sözüyle son noktayı koymuştur.     

 



fatmanur.hukum@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (3)
elif sivrikaya ilica tarafından 2009-01-27 23:36:16 tarihinde yazılmış
tebrikler
Sayin Hüküm:) bundan sonra ki yazilarinizi sabirsizlikla bekliyoruz:)
fern.. tarafından 2008-12-26 23:50:27 tarihinde yazılmış
sa
yazınızı çok beğendim ve zevkle okudum. kaleminize sağlık...
Hatice KAR tarafından 2008-12-05 11:27:18 tarihinde yazılmış
Hoşgeldiniz
Zaman zaman uğradığım bu sitede bundan sonra demekki yeni bir yazarı da okuyacağım. İlk yazınız için teşekkür ediyorum. Hayırlı olsun.
Ayın En Çok Okunanları