Zümrüt SÖNMEZ
Şehir Şehir Kurulmak

Şehir Şehir Kurulmak


Bir geçiş dönemi bu yaşadığımız. Modern olmaya her zamankinden fazla hevesliyiz. “Eski”ye ait olanları ayrıştırarak, yeniden yorumlayarak, olmadı kenarına çağa yakışır afili imgeler iliştirerek bugüne taşıyoruz. Klasik ve modern ayrımını tüm kavramlar üzerinden gözlemlemek mümkün. Ne var ki birine ısrarla uzak, diğerine ise sadece yakın durmakla aslında ikisi de olamamanın sancılarını çekiyoruz.

 

Eskiden bilginin dedelerin ninelerin dizleri dibinde öğrenildiğini, eğitimin bu yolla başladığını, öğretmen hoca ilişkisinin bu edep, adap örnekliğinde devam ettiğini biliyoruz. Geleneksel eğitim tarzında bilgi ve kültür aynı kanaldan, birlikte, büyükten küçüğe aktarılıyordu. Anne, baba, dede, nine, usta, hoca, vs. koca bir tarihten beslenen kültürüyle damıtarak sunarmış, her harfini kutsal saydığı kelimelerini. Böylelikle, bilgi, muhatabı olan zihinde çok daha içerici, geniş, daha fazla çözüme dönük, yapıcı, iyileştirici oluyordu haliyle. Sonradan, okuyarak yazarak edinilenler ise ince ince işlenmiş bu kültür kodlarıyla örtüşüyor, öğrenilen her şey, bilginin tecrübe edilmesi, çağlar boyu geçirdiği aşamaların manzumesi demek olan kültürle deneyimsel karşılığını buluyordu.

 

Günümüzde bunun değiştiğini görmek hiç de zor değil. Modern çağda bilgi, kolay erişilebilen, teknolojiyle neredeyse eş anlamlı ve çok değişken, sürekli eskiyen, eğitim ve öğretimse çok türlü, çok şekilli, belli sistematiği olmayan olgular haline geldi. Bu yüzden artık küçükler büyüklere öğretiyor, büyükler çağa yetişemiyor. Artık kuşaklar arası mesafe daha açık. Ebeveynlerin küçük hikayelerle süslü öğretilerinin yerini hızla, çağdaş, fantastik slaytlar, klipler, bilgisayar oyunları alıyor.

 

Eskiden, tarih, tecrübe ve kültür süzgecinden geçerek, usul üzere aktarılan “ilim” iken, bugün an be an değişen hızla yenilip yutulup bir kerede tüketilen, ruhsuz bir kabuk olan şeyin adı “bilgi”. İlim ve bilgi arasındaki bu ayrıştırma, en basit haliyle “usul”le ilgili. Çünkü sözün söylenmesinin, yazının yazılmasının, dilin konuşulmasının nasıl ki bir usulü varsa ve bu usule üslup diyorsak, bir işin yapılmasının, bir hayatın yaşanmasının da usulü, üslubu var. Usul üzere yaşanan hayatlar, üslup sahibi olan yaşanmışlıklar, fiiller hafızalara kazınmışlardır. Üslup sahibi olan aynı zamanda doğal olandır da. Başladığı yer belli olan, yaptığının adı olan ve nereye gideceği bilinen üslup sahibidir.

 

Gel gelelim geleneksel, kültürel geçmişinden kopuk bir birey yeni bir dil öğrenebilir ama üslup sahibi olamaz. Sadece konuştuğumuz dil değil, tam manasıyla bir yaşam dilidir kastettiğim. Modern eğitim sistemimiz çocuklara, her yaştan öğrenciye sadece dilin malzemesini veriyor, konuşmayı öğretiyor ama maalesef onları üslup sahibi yapmıyor. Dil bir uzlaşım aracıdır, bireyin toplumsallaşma sürecinin ilk basamağıdır, ama sadece dille uzlaşım çocukluk döneminde kalmak demek. Bugünkü eğitim-öğretim sistemimiz çocukları büyütmüyor. Çocuk büyütmek ailelerin görevi evet, ancak aileler modern eğitim sistemine dahil olamıyor, daha 6 yaşında okullu olan çocuklarına kısa sürede yabancılaşıyorlar.

 

Bugün bilginin aktarımını sağladığımız gibi kendi kültürümüzün aktarımını sağlayamıyoruz. Modern eğitim-öğretim, kendinden kaynaklanmayan, köklerinden beslenmeyen, suyu çekilmiş bir posa, damarları atmayan bir beden adeta.

 

Hayatın her alanındaki edip-eyleme biçimimizin çocukluktan yetişkinliğe geçmesi, zihnimizin, dağarcığımızın, dilimizin sınırlarının genişlemesi yani usulünce büyüyebilmemiz için üslup gerek. Üslup için de; şuur ve ruh. Kendi kültüründen, havzasından, öz değerlerinden bağımsız bir öğrenmeyle sadece ezber yapılabilir, üslup kurulamaz.

 

Üslup kurmak bir şehir kurmaktan farksız, o kadar zor. Ama yüzyıllar geçse de yıkılmayan, içinde yaşanmıyor olsa da dipdiri, hala söyleyecek tonlarca sözü olan şehirler gibi insanlar lazım dünyaya. Çünkü hayat her anında, olaylara, durumlara göre bir kareye düşürüyor bizleri. Çoğu zaman sadece, kendi dışımızda oluşan, gelişen süreçlerin bizleri konumlandırdığı noktaları dolduruyoruz. İlahi plan her defasında bizi en uygun noktaya düşürüyor hiç şüphesiz ama hangi aralığa düşersek düşelim en uygun tavrı sergilemek boynumuzun borcu. Bu da üslup sahibi bir hayat dili kullanmakla mümkün; yani şehir şehir kurulmakla…

 

 

 



zumrut.sonmez@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

Ayın En Çok Okunanları