Liseli ve üniversiteli yıllarımda “siyasetle bu iş olmaz, siz politikanın ve demokrasinin çıkmazlarında inanca uygun çözümler aramakla boşuna zaman kaybediyorsunuz, tuttuğuz yol yanlıştır” diyen grupların bu söylemlerini dikkate almıyor olsam da, onları bir gerekçe ile önemserdim.
O gerekçem şu idi: Türkiye’de siyaset kendi doğasında yapılmıyor, bu ise siyasetin fikri anlamda bazen özgür olamayışını doğuruyor ve siyasi geleneğin olmasını engelliyordu. Dolayısıyla siyasetle doğrudan veya dolaylı ilişkiyi reddedip kendi oluşumlarını önemseyen ve daha sivil çalışmalar içinde olan bu gruplar, fikri sapmaları azaltacak bir işlev görebilirdi. Siyaseti sık sık maslahatçı – reel politik tercihe zorlayan durumlar ne de olsa bu fikri gruplar için siyaset kadar ciddi tehdit anlamına gelmiyordu. İşte bunun için bu grupları hep önemli bulurdum.
Ancak kendilerine fazlasıyla ihtiyaç duyulduğu 28 Şubat sonrası bir de baktık ki onlardan bazıları yerlerinde yoklar. Benim safiyane şekilde fikri sapmalara ve zihin kaymalarına karşın sabiteleri koruyucu bir tanzim edicilik görevi umduğum bu gruplar; cemaatler, ekipler, sohbet halkaları, dergi ve kitapevi yapılanmalarının önemli bir kısmı enteresan şekilde fikrî mevzileri terk edip daha pratik alanlara yöneliverdiler.
MSP, RP ve FP çizgisini kendilerince daha uzlaşmacı ve pragmatist görerek oy kullanmayı bile reddeden bu oluşumlar, AK Parti’nin kurulmasıyla beraber hızlıca politik süreçlere dahil oldular ve siyasetin her kademesinde görev almaya başladılar.
Üstelik bu grupların siyasete dahil oluşları diğer bireylerin ve sosyal grupların siyasete katılımlarına göre negatif farklılık gösterdi. Çünkü “bu iş siyasetle olmaz” diyenlerin siyaseti analiz ederken çözümleyici temel kavramları “pragmatistlik” ve “uzlaşmacılık” idi. Dolayısıyla bu ezber, onların siyasetin pratiğini de “pragmatizm” merkezli algılamalarına ve yapmalarına sebep oldu. Bu grupların “Meclise bizden kaç vekil daha sokabiliriz, hangi belediye başkanlığı veya hangi ilçe başkanlığı bizim arkadaşlardan birine nasip olur?” şeklinde sorulara cevap bulma çabaları “en ideal sorular” olarak gündemlerinde yer işgal etmeye başladı.
Hala “bu iş siyasetle olmaz” demeye devam eden ve bu görüşünde ısrar ederek siyasete pragmatizm penceresinden girmemiş olanları bu yazının dışında tutarak şu soruları sormamız gerekiyor.
Bu değişimi nasıl açıklayabiliriz? Bu değişimin siyasi, fikri, dini algılara, dinamiklere ve süreçlere etkileri nelerdir? Bu değişim gençlik hareketlerini nasıl etkilemiştir? İslam ülkelerindeki akımların bu değişimde etkileri nelerdir? Bu grupların siyasette aktör haline gelmeleri, dahil oldukları siyasi çizgide bir iyileşme, ahlakileşme veya fikri derinlik sağlamış mıdır? Değişimin reelpolitik, maslahat, prağmatizm, dünyevileşme açısından izahı nedir?