Erol ERDOĞAN
STK’nın kendi tarafını tutması

STK’nın kendi tarafını tutması

 

Ülkemizde sivil toplum örgütleriyle siyasi dinamikler arasındaki ilişkilerin niteliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Henüz gelenekselleşememiş bir ilişki biçimi var bu iki aktör arasında. Osmanlıdan devraldığımız vakıf kültürü, esnaf yapılanmaları ile mahalle merkezli sivil inisiyatifler bize yeterince “sivil örgüt geleneği oluşturma imkânı” sunuyor olsa da, maalesef Cumhuriyet dönemi dernek, vakıf ve benzeri oluşumlar, özellikle devletle ilişkilerinde ve hükümete karşı pozisyon geliştirebilme noktasında olgunluk evresine ulaşamadılar. “Ulaşılamadı” diyerek sorumluluğu siyasete ve sivil örgütlere eşit oranda da pay edebiliriz.  

Sadece Osmanlıdan devraldığımız kültür değil, sivil toplum örgütlerinin bugünkü biçimini çizen modern anlayış da bu anlamda henüz bizim örgütlerde çok etkin değil.

Doğrusu şudur; bir sivil toplum örgütü her şeyiyle “kendinden muharrik” olmalıdır. Yani STK ideoloji, amaç, yönetim, davranış ve finans konularında sivil olmalıdır. Bu özgürlüğü sürdürebilen örgüt, varlık amacına sadık kalır ve hedeflerine doğru araçlarla ulaşabilir. Bu ise örgütün “kendi tarafını tutması” demektir.

Siyasi partilerin kendi hinterlandını toparlamak veya yönetmek için kurdurduğu dernek ve vakıfları değerlendirmeye katmayarak şu tespiti yapabiliriz: Bir STK bazen kendi tarafını tutmak yerine ülkedeki siyasi gerginliğin bir tarafında saf tutabiliyor. Bu ise STK’nın sivil kimliğinin geri plana itilip siyasi tarafgirliği ile kodlanmasına doğuran bir süreç. Bu durum, geçici bir dönem koruyucu ve pragmatist bir sonuç doğursa da o STK için aslında sonun başlangıcı anlamına da gelmektedir.

Yukarıda da söylediğim gibi sivil toplum kuruluşları adına olumsuzluk gösteren hu durum sadece STK’ların yanlış tutumlarından kaynaklanmıyor. Siyasiler de bu tablodan sorumlu. Siyasetçi ilk başta sanıyor ki, “bir dernek bana alkış tutar, politikalarımı her zaman onaylar, protokol zeminlerinde benden yana fotoğraf verirse ben güçlenirim.” Belki ilk başta böyle de oluyor. Ancak zamanla artık aradaki ilişki sürdürülemez bir yüke dönüşüyor.

Onun için herkes kendi alanını terk etmemeli, var olma gerekçesini unutmamalıdır. Benzerlik gösteren fikirlere sahip bir parti ve sivil toplum örgütü ancak kendi alanlarında yetkin olmaları, yine benzeşen hedefleri için açık ve net tanımlanmış diyaloglar geliştirmeleri halinde kendileri için doğru yapmış olurlar. STK’nın sivil olması ve kendi tarafını tutabilmesi için bu şarttır. Ve ancak bir STK bunu başarabilirse, siyaseti ve bürokrasiyi eleştirebilme, yol gösterme, ikaz etme hakkını elinde bulundurur.

İşte bunlardan dolayı “Bize oy vermek zorunda değilsiniz. Ama ben sizlerden müspet yönlerimizi alıp, menfi yönlerimizi eleştirmenizi bekliyorum” diyen bir siyasetçinin bu sözlerinin altını çizmemiz gerekiyor. Bu sözler, Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’a ait. ASKON Genel Merkezi’nde 300’e yakın STK’nın katıldığı “Sivil Toplum Kuruluşları Buluşması”da ortaya konan bu yaklaşım, yazının başından beridir vurgulanmaya çalışılan STK – siyaset ilişkisini idealize eden güzel bir açılım.

Karşı karşıya kaldığımız çok sayıda sorun bu mantıkla çözülebilir. Onun için Numan Kurtulmuş’un ortaya koyduğu bu cümlenin arkasına düşerek STK – siyaset ve iktidar ilişkisi üzerinde biraz zihin yormamız gerek.

 



erol.erdogan@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (2)
Hüseyin KIZILCIK tarafından 2009-01-12 21:02:55 tarihinde yazılmış
Sivillik
Yazı harika. Dernekler ve vakıflar maalesef siyasetin yedeği durumunda kalıyorlar.
Hakikat tarafından 2009-01-12 11:00:41 tarihinde yazılmış
Nerden başlayalım
Yazar güzel söylemiş. O zaman önce şu MGV'leri AGD'leri düzelterek işe başlayalım. Elimizin altındaki kurumları düzeltmeden başka kurumlara nasıl yol gösterebiliriz. Bunu yapmazsak yazdıklarımız hep teoride kalır...Lütfen biraz icraat...
Ayın En Çok Okunanları