Mağaramın içinde bir kedicik
Esmer ve yakıcı bakışları ışığım olur kimi zaman
Yahut zamansız zindanların işvebaz davetçisi
Bitmeyecek yolların hükümlüsüyüm; yaşanmamış anıların yüreğimdeki dağdağasıyla yürümekteyim. Yanı başımda o. Yapılmamış bestenin bestekârı, söylenmemiş şarkının hanendesi o. Gönlümün en ince teline dokunan mızrabı tutan elin sahibi o. Yazılmamış mektupların kâtibi o. Sözlerinin sihriyle beni mestan eyleyen sultan-ı sühan o. Candan bir bakışına can adadığım canan o. Eşiğine yüz sürdüğüm hükümran o. Peşinden iz sürdüğüm misk kokulu ceylan o. Sırtına binip ateşe sürdüğüm küheylan o. Az gidip uz gidip dere tepe düz gidip bir arpa boyu yol aldırmayan da o.
Kedicik yatağında mırıl mırıl
Sabah olunca güneş bir yumaktır elinde,
Huzur bir yumaktır; oynar, tırmalar
Dıştan içe doğru yedi kapıdan geçeceğiz; her biri ayrı renk. Ebemkuşağı… Her birinin girişi diğerinin çıkışına bakar. Dipsiz kuyulara geldiğimde tilkikuyruğuyla bacaklarıma sürünerek yanımda koşuşturan kedicik kapılarda yok. İlk kapının anahtarını atmıştır son kuyuya, haydi çıkar çıkarabilirsen.
Pusmuşsa nişangâhında gümüş gerdanlı bir kuş
Susmuşsa kurşun bakışları kalbimin tam karşısında durmuş
Patileri kaplan pençesi; geceyi de parçalar, gündüzü de
Sabır ırmaklarının yükümlüsüyüm. Beni yakıp küllerimle ırmakları taşıran o. Kıvrım kıvrım menziline akarken sevda çölünde şaşırtan o. Paslı ve kırık aynasıyla aşkı çoğaltan o. Sessiz çığlıklarıma can kulağını tıkayan da o.
Sütünü içtiğinde ayna tutarım; kendini ya görür ya görmez
Görürse fırtına dinmiş demektir, ardından bereket
Altımdan ırmaklar, üstümden yıldızlar akar
Beni attâlara, beni sevdalara salar
İçimin mağarasında bir kedicik