Bu yazıda dikkatinizi çekmek istediğim konuyla ilgili olarak öncelikle size iki ayrı yazarın yazısından bahsedeceğim. Biri, site müdavimlerinin çoğunun yakından tanıdığını düşündüğüm Yeni Şafak gazetesi yazarı İbrahim Karagül’ün “Türk-İsrail Derin Devleti” başlıklı 13 Şubat tarihli yazısı.
Karagül yazısında şu haberi esas alıyor:
“Milli Eğitim Bakanlığı'nın MEBBİS kapsamında uygulamaya koyduğu ve eğitim alanındaki birçok hizmetin sanal ortama taşınmasını sağlayan İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri Yönetim Bilgi Sistemi'ndeki (İLSİS) tüm verilerin; ünlü paylaşım sitesi Rapidshare'de paylaşıma açıldığı ortaya çıktı. SQL veritabanında yayımlanan verilerde, 687 bin öğretmenin T.C. kimlik numaraları, isimleri, çalıştıkları okullar gibi sadece il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinde yer alması gereken bilgiler yer alıyor. Bilgilerin tamamı sadece 130 Mb'lik bir alan kaplarken, daha kolay ulaşılabilmesi amacıyla sıkıştırılarak rapidshare'e yüklenen veriler, sadece 13 Mb yer kaplıyor. Bu verileri indirmek isteyen bir kişinin sadece bir dakikasını harcaması yetiyor”.
Karagül bu ürkütücü haberin ardından yine kendi tabiriyle “ürkütücü “sorular soruyor. Bu sorulardan biri:
“…RADWIN adlı şirket, Milli Eğitim Bakanlığı'nın okullarda internet ağı kurmak, okulları birbirine bağlamak, sistem satmak için, üç-dört aydır Milli Eğitim Bakanlığı'na baskı yapıyor mu? Bu şirketin merkezi Tel Aviv değil mi? Şirket, Ankara'daki İsrail Büyükelçisi üzerinden ne tür girişimlerde bulundu? Amacına ulaşırsa, bütün çocuklarımızın kişisel bilgileri Tel Aviv'de depolanmış olmayacak mı? Aynı şirket bir ay önce bir devlet bankasının ve bir ilaç firmasının sistemlerini hazırladı mı? Öyleyse bu bankanın bütün müşterilerinin verileri İsrail'e aktarılmış olmadı mı?
Özetle İsrail, taşeron firmalar aracılığıyla ülkemizin vatandaşlarının, öğretmenlerinin, öğrencilerinin, vergi mükelleflerinin, iş çevrelerinin, bankacılık bilgilerini ve istatistikî verilerini kolaylıkla elde edebiliyor. Ayrıca bu bilgilerin saklandığı sunucuların da yabancı bir ülke, muhtemelen İsrail olduğunu öğreniyoruz.
Devamında ise bu bilgilerin çalındığını, konuyla ilgili Bakanlığın bir soruşturma açtığı bilgisine ulaşıyoruz.
Konuyu daha iyi anlayabilmeniz için Sayın Karagül’ün yazısının tamamını okumanızı öneririm.
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=15290&y=IbrahimKaragul
Yazıyı okuduğum andan itibaren “Peki, İsrail niye bu bilgileri depoluyor?” sorusu zihnimi meşgul etti. Ta ki, başka bir yazı okuyana kadar.
Sonrasında ise, bütün bir insanlığın, ARZ-I MEV’UD hayallerine ulaşmak için dünya üzerindeki her türlü ayrıntıyı tekellerine almak isteyen hasta bir zihniyetle karşı karşıya olduğuna inandım. Peres’in Davos ertesi, güya ilişkileri tamir etmek adına Obama’ya söylediği “Türkiye bizim için kutsal bir ülke, vazgeçmemiz mümkün değil” açıklaması da daha bir manidar geldi haliyle. Neyse sabrınızı daha fazla zorlamadan malum yazıya geleyim.
OKTAN KELEŞ ismini belki çoğunuz ilk kez duyuyorsunuz.
Sır bir isim Oktan Keleş. Daha doğrusu sırlı âlemlerle irtibatlı bir isim. Bilgilerinin çoğu da METAFİZİK İSTİHBARAT’ a dayanıyor. Hemen ilave edelim ki medyum ya da o türden biri değil. 1999 dan 2005 yılına kadar Hızır Aleyhisselam ‘la görüştüğünü belirtiyor ve bu görüşmeleri “ Bir Meczubun Rüyası” adlı kitabında anlatmış. Yazılarına http://www.netpano.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.
Şimdi yazının burasında “Hadi canım sen de” diyenleriniz olabilir. "Teknolojinin alıp başını gittiği bu çağda bu tür safsatalara inanılır mı?" da diyebilirsiniz.
Eh. Herkes istediğini düşünebilir tabii. Fakat ABD’nin ve Rusya’nın başını çektiği birçok ülkede medyumların ve başka varlıkların istihbaratta kullanıldığını biliyoruz.
Ağzından “Haçlı Savaşı”, “ Tanrı’nın elini kıyamete zorlamak” türünden incilerin döküldüğü ve yine Fransa eski cumhurbaşkanı Chırac’a, Irak işgalinden birkaç hafta önce “Ortadoğu’da Yecüc ve Mecüc ( Gog ve Magog) harekete geçti. İncil’in öngördükleri yaşanmaya başladı. Bana yardım etmelisin” diyen de ABD eski başkanı Bush’tu değil mi?
Ya da Vatikan’ın son dönemde uzaylıları kastederek“Onlar da aynı Tanrı’nın evlatları” açıklamasına ne demeli.
(Konuyla ilgili : http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=67586 )
(Şahsen, “insanlığın gidişatından üzüntü duyan ve onlara yardım etmek isteyen iyiliksever varlıklar” olarak lanse edilen varlıkların “Uzaylı” değil, başka boyuttaki varlıklar olduğunu ve onların bu şekilde lanse edilmesinde de, başka derin hesaplar olduğunu düşünüyorum. Bu ayrı bir konu olduğu için geçelim)
Bütün bunlar aklınıza ve mantığınıza ne kadar uygun geliyor?
Pozitivist eğitim anlayışı zihinlerimizi o kadar tesir altına almış ki, maddeye ve görünene o kadar şartlanmışız ki, ahir zamanda yaşanacakların bir kısmı bizzat Peygamber efendimizin hadislerinde de haber verilmesine rağmen, zihnimiz algılamakta güçlük çekiyor ya da o günleri nedense bizim göremeyeceğimiz kadar uzak günler olarak algılanıyoruz.
Ben naçizane, üçlerin, yedilerin, kırkların yeryüzünde eksik olmadığına ve gizli ya da aşikâr olmuş bu mübarek insanların, tüm insanlığın iyiliği için her daim dua ve mücadele halinde olduğuna inananlardanım. Bu mücadele bugünlerde artmışsa, ya da önceden sadece Hak dostlarına açılan bir takım sırlar izin verildiği ölçüde de olsa, yine bazı kullar vesile kılınıp halkın bilgisine sunuluyorsa, bu da yaşadığımız dönemin sıradan bir tarih dönemi olmadığını gösteriyor bana göre.
İLLİZYONLAR çağındayız. Medyanın gücünü de arkasına alanlar, tüm bir insanlığa İLLİZYON çağını yaşatıyor. Biz şapkadan çıkan tavşanı seyirle meşgulken arka planda başka işler dönüyor olamaz mı?
Neyse efendim. Amacım kimsenin reklâmını yapmak değil. Zaten Oktan Bey’in reklâma ihtiyacı yok görebildiğim kadarıyla. Geniş bir okuyucu ve hayran kitlesi mevcut.
Şimdi gelelim Oktan Keleş’in yazısına. Söz konusu yazıda geçen cümleleri aynen alıyorum.
“DEŞİFRE -1- : Yüce Allah (c.c) yükselteceği milletin neslini zeki doğurtur. Bu bir alamettir anlayana. Türk çocukları şimdi çok zeki. Bilgisayarından başka alanlardaki birçok teknolojiye kadar birçok konuya hâkimler. İyi bir eğitimle bu zekâları 'Büyük Türkiye' için yönlendirilmeye hazırdırlar. Şimdi dikkat! Okullarda ve dershanelerde sık sık sınavlar yapılıyor. Seviye tespit sınavları ve diğer sınavlar… Bunlar bir bilgisayarda toplanıyor. Şeytaniler bu bilgileri tüm dünyadan topluyorlar. Ve IQ’ su en yüksek Türk öğrencilerini görüyorlar. Bu yüzden boş durmuyorlar. Aldıkları kararla; Türk milletinin zekâsını mongol yapmak için; özellikle okul kantinlerinde, bugün tüm sağlık uzmanlarının zararlı dediği, çocukları obez yapan, patates, cips vs ve daha bilinmeyen birçok maddeleri çocuklarımıza yediriyorlar. Okul dışında da; TV’lerde sık sık izlediğimiz, esrar ve uyuşturucu belalarını taşeronları vasıtasıyla çocuklarımıza musallat ediyorlar. İnternet ve CD’ler vasıtasıyla gayri ahlakiliği yaymaya çalışıyorlar. Bu nesli, şeytaniler potansiyel tehlike olarak görüyorlar. Duyurulur!“
Evet, iki ayrı yazar ve yazısı. Birinin haber kaynağı en azından bildiğimiz kadarıyla, tarihsel bilgisi, tecrübeleri, gözlemleri yani maddi âlem. Diğerinin kaynağı mana âlemi ya da “metafizik istihbarat”.
İlginç olan bu bilgilerin birbiriyle örtüşmesi. Ben paylaşmak istedim. Yorum size ait.