Zümrüt SÖNMEZ
Ergenekon'u yazmamak!

Ergenekon'u yazmamak!

Hayır, Ergenekon'u yazmayacağım.

Tüm köşe başı yazarlarının, gazetelerin, dergilerin, tv dizilerinin ve hatta duvar yazılarının aksine, yazmayacağım.

Hem, nesini yazacağım ki?

Ülkenin bir yarısının diğer yarısına karşıt olduğu masalını mı, nevzuhur tanımlarla günbegün bölündüğümüzü, bölündükçe azaldığımızı mı? Parçalanıp bölünen yerlerimizin her geçen gün yeni yaralar bağlayıp, sızım sızım sızladığını mı yoksa?

İrade sahipleri bir parçadan diğerine allı pullu rozetler, sazlı sözlü icraatlarla “açıla açıla” bitmeyen kapılar yaparken bir adam boyunu çoktan geçmiş duvarlar ardında önümüzü göremediğimizi mi? Çünkü kapı, 4 tarafı duvarlarla çevrili odalara yapılır ve bir yere kapı yapmak duvarlarını da inşa etmek demektir. Onlar bilmezler mi, bir yandan kapıları açarken diğer yandan duvarları da daha görünür ve muhkem kıldıklarını ve bu duvarların atom parçaları gibi güçlü yargılarla, yaftalarla sıvandığını?

Neyi yazacağım? Bu ülkede birileri kurmaya çalışırken birilerinin mütemadiyen yıkmaya hazırlandığını mı? Asırlar göstermemiş midir ki bir yeri, bir kimseyi kontrol etmenin yolu onun kafasını karıştırmak orayı kaosa sokmaktan geçer. Fitneyi orta yere bırakır saatlerinizi ayarlarsınız. Sonra bütününden ayrılan her parça savunmasızca düşer avucunuza, istediğiniz şekle sokarsınız. Tarihin bize çoktan bağışladığı bu hakikati mi yazmalıyım? Yoksa çukurlarda saklanan saygınlığı, silahlardan mütevellit dokunulmazlığı mı? “Paşa paşa” sorgulananları ya da “çağdaş”lığın da sorgulanabilir oluşunun kimilerimizin kafasında yarattığı travmayı mı?

Yo, yoo. Ergenekon'u yazmayacağım.

Yeni şeyler söylemeli bugün, tüm bu olanlar malumun ilamı değil midir? Bir başlık atıp dalga dalga, dizi dizi önümüze konanlar yıllardır ucu ucuna birleştirdiğimiz zincirin ta kendisi işte. Komplo teorileriyle dolu tv dizileri bir yana çoktan kahvehanelere, meydanlara, sokaklara düşmüştü derin devlet meselesi. Çok sıkı Amerikanizm eleştirisi yapan Holywood filmlerinde olduğu gibi sistem çoktan üretmişti kendi eleştirisini. Zihnimiz mayalanmıştı çoktan.

Hayır, yazmayacağım; çoktan deşifre olduğu için kendi kendini imha eden bu ütopyayı. Yazıldığı gibi okunmuyor mu zaten, olduğu gibi ayan beyan ortada değil mi? Emniyet önlerinde kameralara “bay bay” yapan “albay”ların yüzleri başörtülü kızların okullarının kapılarında asılı duruyor. “Bayım beni okula gönderin” diyen o kızlar asık suratların nerede bitip okulun kapısının nerede başladığını hala bilmiyor.

İlim yuvalarına nifak sokanların buz dağının altı gibi peyda olan hain emellerine şaşırmıyorum. Değil mi ki üniformaları, bol yaldızlı kasketleri gulyabani gibi memleketin üzerinden eksik olmadı. Zahirdekini ikiye bölmenin en kolay yolunun bıçak gibi keskin “korkular” üretmek olduğuna hükmettiğimden beri bir elmanın iki yarısını ne zaman ayrı düşmüş görsem orada duydum uygun adım postal seslerini.

Şimdi ne şaşmalı ne de kalem yorup yazmalı bu seyirlik düzeni. Hayır, Ergenekon yazmayacağım seni!



zumrut.sonmez@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (2)
seyrani tarafından 2010-01-23 12:15:27 tarihinde yazılmış
yazmayın
evet yazmayın bendece tarih yazmıştır zaten çok dogruları vurguladınız tşk ederim
sara tarafından 2009-05-27 23:21:39 tarihinde yazılmış
nefis...
Bir yazı yazmam deyip de bu kadar mı güzel yazılır... tebrikler