Osman AYYILDIZ
Kel Aliçoloji

Kel Aliçoloji

Kel Aliço’yu bilir misiniz? En azından adını duymuşsunuzdur. Şimdi Bulgaristan sınırlarında kalan Lofça’da 1844’de doğmuş, 1919’da Edirne İpsala’nın Aliçopehlivan (Koyunyeri) köyünde vefat etmiştir. Sultan Abdülaziz’in saray başpehlivanlarındandır ve güreşi bıraktığı 1894 senesine kadar tam 27 sene Kırkpınar başpehlivanlığını kimseye bırakmamıştır.

190 cm boyunda, 100 okkalık dev bir pehlivan, lakabı “Gaddar Aliço”… Hatta bu gaddarlığından dolayı bazı seneler karşısına hiçbir rakip çıkmaksızın başpehlivanlığını sürdürmüştür. Biz de hikâyemizi ona bu lakabı sağlayan güreş taktiği ve günümüzdeki yansımaları üzerine kuracağız.

Efendim, derler ki Kel Aliço karşısına istikbal vaad eden genç ve güçlü bir pehlivan çıkarsa onu hemen yenmezmiş… Altına aldığı rakibini hemen kündeye getirip tuş etmek yerine paça–kasnak atar ve başlarmış sırtında kemane çekmeye… Tabii o zamanlar güreşte süre kısıtlaması olmadığından alttaki genç pehlivan da “Beni yenemiyor, tuş edemiyor, yenemeyeceğini anladı, zaman kazanmaya çalışıyor” diye güreşe asıldıkça asılırmış. Kel Aliço’nun kemaneleri masaj gibi gelirmiş rakibine. Tabii bu arada Kel Aliço rakibini çektiği kemanelerle gevşetir, iliklerini boşaltır, mafsallarını zedeler, adalelerini ezermiş. Kemane faslı sona erip işlem tamam olunca Kel Aliço paça–kasnağı boşaltır, kündeye geçermiş. İşte o zaman, o iri cüsseli genç pehlivan, bir patates çuvalı gibi devrilir ve yerden de güçlükle kalkarmış.  Neticede genç pehlivan sadece yenilmekle kalmaz, güreş hayatı da bitermiş.

Bugün siyasete baktığımızda, özellikle taşra seviyesindeki il siyasetçilerinin başpehlivanı ayarındakilerin sıklıkla aynı taktiğe başvurduklarını görüyoruz.

Eğer ilde istikbal vaad eden genç bir siyasetçi, ya da genç bir bürokrat varsa; başlıyorlar kemane çekmeye… Yaptıkları ayak oyunları ile önce onları biraz cesaretlendiriyorlar. Genç siyasetçi de zannediyor ki ben artık daha büyük yerlere doğru yol alıyorum, daha genç yaşta bir yerlere aday olup yeldeğirmenlerine karşı bir savaşa tutuşuyor. Yaşlı kurt, gencin etrafına yerleştirdiği adamlarıyla onun daha da bir havaya girmesini sağlıyor, cesaretlendiriyor, başkaldırması için tahrik ettiriyor. Daha sonra da “yılanın başını küçükken ezmek” mantığıyla gencin siyaset hayatını erkenden bitirmesini sağlıyor.

Neden? Çünkü orası onun çöplüğüdür ve her horoz kendi çöplüğünde öter! Kendisinden başka hiç kimse karar verici durumunda olmamalı, iktidar erkini kendisiyle paylaşmak cüretinde bulunmamalıdır.

Çünkü sınırlı kapasiteli kurt siyasetçiye göre “siyaset bir rodeo yarışıdır”. Bu tabiri (şecaat arz ederken sirkatini söylemek babından) Demirel’den duyduğumda “tam da ona göre bir söz!” demiştim. Çünkü bu tip insanlar için üzerine bindiği atın bir hedefe doğru koşması önemli değildir. İsterse olduğu yerde tepinip dursun at, o üzerindedir ve önemli olan ne kadar yol alınacağı değil, atın üzerinde ne kadar uzun süre durulacağıdır.

Bu sığ ve kısır zihniyet yüzünden siyasette usta – çırak ilişkisine çok seyrek rastlanır. Birçoğunun derdi meydanda rakipsiz dolaşmaktır. Memlekete hizmet etmek, bir kılıftan öteye gitmez onlar için… Acımasızdırlar, yakınlarında yardımcı olarak dolaştırdıkları insanları “hiçbir zaman kendinden daha üst seviyelere gelemeyecek” kapasitesiz insanlardan seçmeyi yeğlerler.

Makyavelist bir mantıkla, “su içmeyi yasakla, ama su içenleri asla cezalandırma” felsefesini kullanırlar. Etraflarındakilere küçük imtiyazlar sağlayarak onları bu ulufelerin minneti altında ezmeye çalışırlar.

Yazımızı bitirirken önce Kel Aliço’nun hikâyesini tamamlayalım: 27 sene böyle geçtikten sonra ilk kez karşısına “kemaneye kapılıp karşısında gevşemeyen bir pehlivan çıkmış: Koca Yusuf… Gençliğinin verdiği avantajı da kullanarak uzun bir mücadeleye girişmiş. Bu noktada Aliço’nun da hakkını teslim edelim, “hava karardı, güreşi berabere bitirelim” diyenlere “A be burası Kırkpınar’dır. Er meydanıdır buncağız. Burada yenişene kadar güreş tutulur. Zift fıçıları, çıralar ne güne durur? Tutuşturun oncağızları. Pişmiş güreş yarıda konur mu hiç? Bu kızancağıza yenilmek kaderimde varsa koverin yensin beni. Hem ben artık bu er meydanından çekileceğim. Aliço’yu yenmek talihini bir daha bu Yusufçağız nerden bulcak?”

Bu sözleri duyan Koca Yusuf, bir his sağanağına tutulur, gözleri nemlenir, Kel Aliço’nun ellerine kapanır ve büyük ustanın elini öper ve şöyle der: “Ustaların ustası, pehlivanların pehlivanı koç yiğit ağam benim. Gel bırakalım bu güreşi, sözlerinle yendin sen beni. Elimde, ayağımda dermanım kalmadı. Bu söylediklerinden sonra tutamam gayrı ben seni. İstersen sen tut beni, vur sırtımı yere.”

Aliço’da duygulanmış ağlamaklı olmuştur… “Bu meydan bundan sonra senindir. Senin gibi bir pehlivan ortaya çıktıktan sonra gözüm arkada kalmadan ayrılacağım buralardan. Ödül de, pehlivanlık da senindir. İkisine de güle güle sahip ol. İkisi de sana helal olsun oğul.” der ve Koca Yusuf’u galip ilan eder.

Şimdi de kendi hikâyemize dönelim: Eğer Kel Aliço bunu yapmasa zelil olacak ve belki de unutulup gidecekti. Yani tüm gaddarlığına rağmen son andaki mertliği ile zilletten kurtuldu.

Bir de siyaset meydanına bakın ve bu mertliği gösteremediği için siyaset sahnesinden zilletle ayrılanları düşünün. Zilletin sebebi de bir türlü mertçe davranmayı başaramamaları olsa gerek… Merkez sağın bu kronik hastalığının camiamıza bulaşma eğilimini görüyor ve bulaşmamasını niyaz ediyoruz.

 





Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (1)
Büyük Mandıralı tarafından 2009-12-24 09:48:32 tarihinde yazılmış
Doğru dersin be agacım.
Sağ ol be agacım... Ben BüyükMandıralı,(KAVASOĞLU'nun, ŞAMDANCI BAŞI KARA İBO'nun..iki saray pehlivanı'nın,köyündenim:BABAESKİ/KIRKLARELİ)Çok doğru yazarsın be agacım ALLAH tuttuğunu altın etsin,abe agacım şimdiki kızanlar tanımazlar ya,ne yusuf'u ne aliço'yu...içim kan ağlar be agacım...ep ten olmuş bu gençlik diskotekçi...Neyse elinize beyninize sağlık be agacım ALLAH razı olsun ne güzel satırlar. Sicim gibi yaş akar okudukça güzlerimden. ALLAH'a,emanet olasın.