İsrail doğumuza yerleşir mi? (Reel-politik zırvalara itirazımdır)
“Biz büyüdük ve kirlendi dünya…”
Bazı yazılar yazarken yorar sizi…
İçinizde bir yerleri kanatır.
Kırgındır bir yanınız.
Bir yanınız hemen ümitsizliğe kapılmamayı telkin eder.
Neye karar vereceğinizi bilemeden sarılırsınız kaleme…
Yazacağınız bazı kelimelerin ok olup kalbinize saplanacağını bile bile…
Bu yazı onlardan biri işte.
Tüm reel- politik zırvalarına inat,
Mihenk taşı vicdanıdır insanın.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” demişti Şeyh Edebalı.
Devletin temeli insansa, insanın temeli vicdandır. Vicdandır insanı insan yapan. Ötesi yok.
Malumunuz mayınlı araziler gündemde. Gündem yazmayı sevmesem de bazıları içimde bir yerlere çarpıyor ve her çarpmada olduğu gibi kalemimi vicdanıma batırıp öyle yazıyorum.
Efendim, bu konudaki reel politik sebep şu: Ottowa Sözleşmesi, 21 Ekim 2004 tarihinde onaylamış; 2005 Nisan ayında da yürürlüğe girmişti. Buna göre Türkiye'nin, en geç 1 Mart 2008'den itibaren depolarında bulunan mayınları imha etmesi, en geç 1 Mart 2014'e dek toprağa döşeli tüm mayınları temizlemesi gerekiyor. Yani zaman kısa, maliyetler (kesin rakam verilmiyor) yüksek.
Gelelim vicdanımın reddiyelerine;
Anlayamıyorum…
Sözkonusu araziyi mayınlardan temizleme konusu 1992'den beri konuşuluyor. O halde yıllardır bu ülkenin bütçesinden en fazla payı alan Silahlı Kuvvetler bunca zamandır niye bu iş gerekli teknolojiye ve uzman personele sahip olamamıştır?
Mayın temizleme ile organik tarım yapmanın farklı işler olduğu gerekçesiyle Danıştay tarafından iptal edilen düzenlemede herhangi bir değişiklik yapmayarak önceki kararında direten Hükümet, sözkonusu karara rağmen niye ısrarla mayın temizleme ile organik tarımı aynı firmanın yapmasını istemektedir?
5 yıllık temizlemenin ardından, içinde muhtemelen petrol rezervleri de bulunan verimli topraklar, 44 yıllığına, hem de Türkiye’yi “kutsal ülke” olarak gören ve yaşadığı coğrafyayı mezbahaya döndüren İsrail gibi terörist bir devletin firmasına, neden gözü kapalı verilmek istenir anlayamıyorum.
O topraklarda yıllardır Mossad ajanlarının kol gezdiğini sağır sultan bile duymuşken,
O topraklar Arz-ı Mev’ud sınırları içindeyken,
İsrail, Yahudilerin kayıp 13. kabilesi olarak Türklere, Alevilere ve şimdilerde de Kürtlere el atan yeni tarih tezleri üretmişken,
Son yıllarda hamile Yahudi kadınların Şanlıurfa’ya gelip doğum yaptıkları ve çocuklarına Doğum Yeri: Şanlıurfa yazılı kimlik çıkartıp ülkelerine döndükleri bilinirken,
Daha bir süre önce merkezi İsrail’de bulunan “Hazera” adlı sözde Fransız şirketinin, Ziraat Fakültesi öğrencilerini köy köy dolaştırıp “ en çok tohum getirene bedava laptop” karşılığında geleceğin en stratejik ürünü olarak görülen doğal tohumlarımızın peşine düştüğü bilinirken, böyle bir karara imza atmak en hafif tabiri ile gaflet değilse nedir?
İsrail Tüm dünyaya GDO 'su değiştirilmiş, ilerleyen yıllarda insan DNA’sında kalıcı bozukluklara da sebep olabileceği birçok bilim adamı tarafından ifade edilen “FRANKEŞTAYN TOHUMLAR” pazarlarken, o bölgelerde kim için organik tarım yapacak? "Üstün ırk İsrail halkı " için mi?
Böylece aynı zamanda yıllardır mayınlı arazi olduğu gerekçesiyle kapatılan bu topraklar şimdi organik tarım gerekçesiyle kapatılmış olmayacak mı?
Ne için kapatılacak?
Bu topraklarda yıllar önce bulunan ama üstü kapatılan petrol kuyuları olduğunu artık çocuklar bile biliyor. Ya da kayıp 13. kabilesi olduğunu iddia ettikleri YAHUDİ- KÜRT DEVLETİ için mi?
Bu konuya milli ve dini hassasiyetlerle karşı çıkanları “Vatan Millet edebiyatı yapmakla”, “hamasetçi” olmakla suçlayan şimdiye kadar sağduyusuna güvendiğimiz bazı köşe yazarlarını da anlayamıyorum.
Ve bütün bunların üstüne Davos’ta tüm dünyanın gözleri önünde malum çıkışıyla hepimizi onurlandıran Sayın Başbakanımızın, bu konuyla ilgili parti grubundaki çatlağı kastederek “aramıza mayın döşemek isteyenler var” demek suretiyle nasıl olup da bu konuda oybirliği istediğini anlayamıyorum.
Beynim zonklasa da düşünmekten, anlayamıyorum.
Evet, “bakkal dükkânı değil devlet” yönetiyorsunuz biliyorum… Ama ne yazık ki, ne Ottawa Sözleşmesinin maddeleri, "ne paranın ırkı, dini, imanı olmaz" söylemleri vicdanımda karşılık bulmuyor. Başbakanımızın bu konuya eleştirel yaklaşanları yabancı sermaye düşmanlığıyla suçlaması da, eğer sözkonusu İSRAİL ise, zorlama bir yorum olmaktan öteye geçmiyor bana göre.
Bilemiyoruz tabii, kendilerini istemedikleri kararlara imza atmaya zorlayan bizim bilmediğimiz başka sebepler mi var? Eğer öyleyse bunların da milletle paylaşılması gerekmez mi?
Kaynaksa kaynağımızı kendimiz bulalım. Kendi mayınızımızı biz temizleyelim.
O topraklarda organik tarım yapılacaksa biz yapalım. Bu ülkenin kalkınmasında kullanalım hep birlikte.
Fakat bir yanda yukarıdaki gerçekler ortada dururken, bu konuda ileri sürülen hiçbir reel politik gerekçe benim vicdanımı ikna etmeye kâfi gelmiyor.
Ve diyorum ki,
Tüm reel politikler sizin olsun… Bana vicdanımı verin!
Not: İlgilenenler için konuyla ilgili bazı linkler aşağıda verilmiştir.
.
ayse.zorlu@10yazar.com
Henüz Yorum Yapılmamış