Yanlışı, hepimiz benimseyerek yapsak, yanlış olmaktan çıkıp doğru haline gelir mi?
Kokain bulundurmak ve kullanmaktan 24,5 yıla kadar hapsi istenen şarkıcı Deniz Seki, cezaevinde görme engelliler için sosyal bir projeye imza atacak ve içerde kurulacak özel stüdyoda görme engelliler için kitap okuyacakmış.
Bu haberi geçtiğimiz Perşembe günü Sabah Gazetesi’nde okumuştum, sonrasında gördüm ki her yerde yayınlanmış. Anlaşılan habere sağlam PR desteği atılmış ki girmediği medya mecrası kalmamış.
Bekri Mustafa’nın Sultanahmet’e imam olmasına benzeyen bu duruma ne diyeceğimi bilemiyorum. Projenin neresi sosyal bunu da anlayabilmiş değilim. Üstelik astarı yüzünden pahalı bir iş bu.
Aylardır “kokain”le özdeş hale gelmiş / getirilmiş bir ismin, çocuklarımıza, engelli insanlarımıza ve onların ailelerine model olarak sunulmasını sosyal bir çaba olarak görmek için kendimi zorlamayı düşünsem de vicdanım buna bir türlü elvermedi.
Medya ve bu sosyal projeyi planlayanlar, şimdi aynı ismi hepimizin en hassas olduğu kelimelerle yan yana kullanarak karşımıza çıkıyorlar. Ne olursa olsun, bu girişim sadece bizi enayi yerine koymak anlamına gelmiyor, diğer sanatçılara da haksızlık anlamı taşıyor. Elbette, insanın geçmişi sürekli ona ayak bağı olmamalı, ancak henüz devam eden bir süreç bu. Perşembe günü Deniz Seki’yi sosyal proje ile karşımıza çıkaran medya, Cuma günü ise yeniden Seki – kokain haberlerine sayfalarında sütun sütun yer vermekten çekinmedi. Cumartesi gün de özellikle muhafazakâr medyada Seki’nin namaza başladığını okuduk bu defa. Anlayacağınız iki –üç kampanya aynı anda ve iç içe devam ediyor.
Görme engellilerin faydalanabileceği sesli kitaplar hazırlama işi için söylenebilecek söz sadece teşekkür, tebrik cinsinden olabilir. Katkısı olacaklardan Allah razı olsun. Ancak, engellilerle ilgili defalarca yazı yazan ve bu konuda hassasiyet sahibi bir insan olarak şunu sorma hakkımı kendimde fazlasıyla buluyorum: İyi de, bu işi daha şık organize etmek varken neden can sıkacak unsurlara bulaştırıyorsunuz?
Haberde can sıkıcı iki de detay var; onları da paylaşayım.
Bu projeye Milletvekili Lokman Ayva da destek veriyormuş. Ayva, projeyi elinden geldiğince destekleyeceklerini söyleyerek şöyle demiş: "Cezaevindeki kadınlardan görme engelliler için böyle anlamlı bir destek almak çok güzel bir çalışma. Sonuna kadar destekliyorum. Çalışma gönüllülük ilkesine dayanıyor".
Can sıkıcı ikinci detay da şu: Projeyi yürütecek ekip, Deniz Seki’nin sosyal projesi için Hayrunnisa Gül’den de destek isteyecekmiş. İnsaf demek yeter mi, bilemiyorum.
Psikologlar, pedagoglar, engelliler için çalışan dernekler, bilim adamları, Milli Eğitim Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı bu işe ne diyor bilemiyorum ama ben sevmedim bu işi. Popülerlikle iğdiş edilmiş pragmatist zihinler böyle iş görüyor, ben de bu iş görme tarzından irkiliyorum.
Belki de Deniz Seki, hukuki sürecin sonunda aklanacak, belki de onun sadece bir kurban olduğu ortaya çıkacak. Ancak her şey o kadar ruhsuz, özensiz yürütülüyor ki; sonuçta bütün bu hengâme ibahiyeciliğimizin artmasına sebep oluyor.
Yanlışı, hepimiz benimseyerek yapsak, yanlış olmaktan çıkıp doğru haline gelir mi?
Cevap: Hayır. Biz sadece onu doğru zannederiz ve kendimizi kandırırız.