Emine UÇAK ERDOĞAN
Doğunun Kapısı Diyarbakır

Doğunun Kapısı Diyarbakır

 ‘’Şehirlerin göksel kaderine inananlar, o kaderin gökyüzünden göründüğünü bilirler.
   Diyarbakır, gökyüzünden Anadolu’nun bağrında bir kalp gibi görünür.
 
     Bir kalp gibi yoğun ve hayati olduğunu hissettirir.
 
      Diyarbakır sadece Anadolu’nun değil, Ortadoğu’nun da kalbidir.
 
     Amida, Kara Amid, Arabi bir sesin “Amid-i Sevda” dediği, önce gökyüzünde tasarlanmış. Öylece inmiş yere…
 
     Bir varlık olarak duran, hep olan…
 
     Diyarbakır, sen karanlığın girmeye korktuğu şehirsin. Gölgenin titrediği…’’
 
 
Böyle sesleniyor Doğunun Kapısı Diyarbakır kitabının sunuşunda Bejan Matur.
 
 Matur'un o insanı en derininden yakalayan şiiriyle harmanlanan bu çalışmaya
kitap demek çok yetersiz kalıyor. Birbirinden güzel fotoğraflarla, şiir gibi bir anlatımla harmanlanan bu kitap tam da Diyarbakır'a layık bir eser olmuş.
Çünkü aşkla sevilecek şehirlerdendir Diyarbakır... İnsanın bir vurulursa bir daha ömür boyu büyüsünden kurtulamadığı. Gidemediği zaman eksik kaldığı, eksik hissettiği.
 
Diyarbakır'ı kara taşlarıyla sevdim ilk. Taşın sevildiği de nerden görülmüş demeyin... Şehrin girişinde ve çıkışında kara taş tarlalarını her gördüğümde bir gelincik tarlası görmüş gibi olurum.  Karacadağ'ın, kara yazıların taşlarıdır onlar. Bazen Ulu Cami'nin kuytu bir köşesinde çıkar karşınıza, bazen yüzü beyaz çiçeklerle süslü bir evin avlusunda... Her haliyle güzeldir bu kara taşlar. Kara yazısı gibidir çünkü güneydoğunun... Ama en çok tarlalarda severim
ben o kara taşları. Doğduğum topraklardan her ayrılışımda gözyaşlarıma ortak oldular.
 
Taksim'deki bir cafede Diyarbakır'ın taşlarını, bağlarını, surlarını yad edip, gözlerimiz yaşardığında hissetmiştim Bejan'ın Diyarbakır tutkusunu. Zaten onu tanıyıp da Diyarbakır’a olan sevgisini fark etmemek mümkün değil. Bu sevgiyle yola çıktı. Önce Diyarbakır Kültür ve Sanat Vakfı'nı kurdu. Ardından Doğu'nun Kapısı Diyarbakır geldi. Santral İstanbul’da düzenlediği tanıtımda; şiir kitapları için hiç tanıtım toplantısı düzenlemediğini, bu kez konu Diyarbakır olunca bu toplantıyı düzenlediğini anlatırken de hissediliyordu  sevgisi.
 
Nadide bir gergefi işler gibi aşkla ve incelikle anlatıyor Diyarbakır’ı, Bejan bu albüm kitapta... Bağlığını, sevgisini hepimizin huzurunda Diyarbakır'a sunuyor adeta. Başta söylediğim gibi, kitap deyip geçmek çok eksik kalıyor. Tam da hak ettiği şekilde tanıklık ediyor Bejan Diyarbakır'a... O annenin yavrusunu andığı an hissettiği yürek sızısı gibi, derinden sarsan ama bir o kadar da yakın kılan bir bağlılık akıyor her sayfasından.
 
"Şiirdeki sesi Diyarbakır'ın. Ezan sesi.. Kürdi sesi.
Adı yedi olan gecede, acılar dağları hazırlıyor
Acılar dağları hazırlıyor
Ne çok acı ne çok dağ var uzakta
Çünkü çığlıkların uzattığı bir gecede
siyah olan şehirde bedenin Allaha yükselişi
Ne çok yükselmiş ruh var göklerde, ne çok acı
Şimdi susmalı. Başlangıcı söyleyen bir ses yükseliyor Ulu Camiden
Bir ses yükseliyor şehrin kalbinden
Diclenin suları duysa, duaları Allaha götürecek.”
 
Diclenin suları neler duymadı ki. Diyarbakır'ın etrafındaki bağları gördü, bağlarla birlikte yok olan o eski zaman gölgelerini ve kervanlarını... Çaresizliğin, acının yüreklere en çok da çocukların gözlerine indiğini... Kimsesizliği, kimsesizlerin kimsesizliğini…
 
Ama yüzyıllara direnen surlarıyla Diyarbakır kimsesizliğe de direniyor. Artık kimsesiz değil zaten. Bejan gibi ona aşkla bağlı sevenleri var...


emine.ucak@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (1)
osman kaya tarafından 2010-02-01 11:37:53 tarihinde yazılmış
duygulandım
Ne güzel anlatmışsınız diyarbakır' a olan sevginizi, bizim hissedip anlatamadığımız şeyleri... Teşekürlerrrr