Aynı çağda yaşayan liderler, davranış, yetenek ve karakter açısından benzerlik gösterirler. Bu benzerliğin gerekçesi nedir diye düşündüğümüz zaman cevap olarak karşımıza çıkacak olan temel unsur yine çağın kendisi olacaktır; çağın şartları, sorunları, ihtiyaçları… Çağın kimliği, çağın lider tiplerini belirlemektedir. “Dağına göre kar” gibi doğal bir kuraldır bu.
Geçmiş yüzyılın lider tipine “soğuk savaş tipi liderlik” diyebiliriz. Bir istatistik yapmadan da söyleyebiliriz ki, geçen yüzyılda dünyayı yöneten liderlerin meslek, yetenek ve kariyerleri bu tip liderliğe uygun alanlarda yoğunlaşıyor olmalıdır. Soğuk savaş dönemi 1940’lar ile 1990 arası sayılsa da, liderliği oluşturan sosyal, siyasi ve askeri şartlar sebebiyle, 20. asrın tamamını aynı kategoriye dahil etmek mümkündür.
SSCB’nin dağılmasıyla başlayan süreç, soğuk savaş tipi liderliğini de sona erdirmiş olması gerekiyordu. Kısmen de öyle oldu. Ancak yaşadığımız yeni çağın liderlik tipi henüz netleşebilmiş değil. Liderlikte ara dönem yaşanıyor diyebiliriz. Çünkü soğuk savaş döneminden kalma kimi liderler –bir şekilde- siyasi ve sosyal süreçlere müdahil durumdalar. Bazı siyasi şartlar da buna elverişli zaten. Ülkemiz için de, AB ve Amerika için de durum aynıdır. Arap dünyası zaten soğuk savaş dönemini tamamlayabilmiş değil.
Soğuk savaş tipi liderlik ve mühendislik… Soğuk savaş liderlik tipinin temel özelliği aslında “toplum mühendisliği”ne dayanmaktadır. Yani bireyi (cüz’i iradeyi) yok sayan sadece toplumu hedef olarak belirleyen, ancak toplumu da gerçeğe (hidayete, doğruya, kurtuluşa, çağdaşlığa, modernliğe… ) eriştirilmesi gereken ferasetsiz, bilinçsiz, amaçsız insanlar kalabalığı sayan bir zihniyet… Bu zihniyetin ürettiği yönetim tarzı ise hiç şüphesiz; gizlilik, güç, korkutma, kavga, baskı, ceza, adam yerine koymama, kast oluşturma, muhatabı dinlememe gibi insan doğasına aykırı ve hiçbir dinin temel tebliğ ve iletişim aracı kabul edemeyeceği hususlara dayanmaktadır. Bu zihniyette, çok basit bir bilgi aktarmak bile, kazanma ve yenme duygusuyla yerine getirilir. Dolayısıyla, bu zihniyetin temsilcisi sayılan soğuk savaş tipi liderlikte, kamuoyunun eğilimi ve milletin ihtiyaçları gibi analizler yoktur; görüş alma – istişare bile kendi görüşlerini kabul ettirme veya yeni bir uygulamaya zemin oluşturabilme amacıyla yapılır.
Bu öyle bir iklimdir ki, sadece siyasiler ve bürokratlar değil, bu tip ülkelerin havasını soluyan gazeteciler hatta reklamcılar bile böyle çalışırlar ve baskıcı mantıkla üretirler.
Tam burada “toplum mühendisliği” ile insanların hayra, iyiliğe, hakka çağrılmasını esas alan idealizmi de ayrı tutmak gerektiğini bir ara cümle olarak ilave etmek gerekir. Çünkü emri bi’l maruf bir toplum mühendisliği değildir. Daha uzun yazılması gereken bu bahse şimdilik girmiyoruz.
Ara dönem liderliği… Liderlik tipinde bir ara dönem yaşanıyor. Soğuk savaş tipi liderlik dönemi bitti ancak yeni çağın liderlik dönemi henüz başlamadı. Ara dönem liderlik tipinin en başarılı ismi şimdilik Obama gibi gözüküyor. Obama, Tayyip Erdoğan ve Tony Blair gibi isimlerden daha esnek çünkü. Yani, soğuk savaş tipi liderlik kalıntıları Obama’da daha az gibi. Obama’nın başkanlık süresinin henüz başında olduğunu düşünerek yanılma payımızı da buraya not etmiş olalım. Ara dönem liderleri, toplumu (reelpolitiği, demokrasiyi, ihtiyaçları, eğilimleri) daha çok dikkate almalarıyla soğuk savaş döneminden ayrılmakla beraber kavgacı, çatışmacı, bilgiden ve tahammülden uzaklıkları sebebiyle de soğuk savaş dönemi liderlerine yakınlaşmaktadırlar. Onların esneklikleri bizatihi değil bir kamufle gibidir; hedefe ulaşmak için...
Yeni liderlik… “Bu çağın lider tipi ne zaman şekillenecek” şeklindeki bir soruya cevap olarak tarihsel bir başlangıç vermek zor. Ancak bu yeni lider tipini asrımızın çok geciktirmeden insanlığa hediye etmesini istiyorum.
Yeni liderlik tipinin daha barışçı, adaletçi, özgürlükçü, bilge, şeffaf, mütevazi, paylaşımcı, kanaatkâr olacağını ümit ediyorum. Çünkü çağın ihtiyaçların ancak bu özelliklere sahip liderler ve programlar karşılayacaktır.
Yeni liderliğin öncü isimlerinin hangi coğrafyadan, iklimden, medeniyet vadisinden çıkacağı meselesi de önemlidir. Bu konuda keskin bir öngörüde bulunmak doğru olmamakla beraber şunu söyleyebiliriz: Yeni liderlik ne sömürgeci ne de sömürülen milletlerden olmayacaktır. Çünkü çağın ihtiyaçları bu iki yetişme ortamını da reddedici özelliğe sahiptir.
Biz bekliyoruz, çocuklarımız da bekliyor, bütün bir dünya bekliyor. Hiç de ütopik olmayan bir beklenti bu.
*
Henüz Yorum Yapılmamış