Nazım MAVİŞ
Milliyetçiliğin İdeolojik Baskınlığı

Milliyetçiliğin İdeolojik Baskınlığı

Milliyetçilik birçok siyasal akımın beslendiği önemli bir kaynak olmuştur. Milliyetçiliğe böyle imtiyazlı bir konum kazandıran nedir? Öncelikle tespit etmemiz gereken şey: milliyetçiliğin yeni devletin resmi ideolojisinin ana ekseni olduğudur. Yani T.C. kendini bir devamlılık içinde üretirken Milliyetçiliği var olmasını mümkün kılacak unsurların en önemlisi olarak görmüştür. Resmi ideoloji milliyetçiliğin yaşatıcılığına dayanarak kendini üretmiştir. Dolayısıyla milliyetçiliğin Kemalizm’le olan bu ilişkisi, Kemalizm’in diğer siyasal akımlar üzerindeki etkisine koşut bir imtiyazı milliyetçiliğe de sağlamıştır.

Aslında bundan önce, milliyetçiliğin yeniçağda, milletlerin var olmalarının zorunlu şartı halini kazanmış olması milliyetçiliği baskın bir konuma taşımıştı. Yeniçağ milletler çağı olarak doğdu. İmparatorluklar dağıldı. Etnik kimliklere dayalı yeni Ulus – Devletler oluştu. Ulus – Devletlerin varlığı milletin varlığına bağlıydı. Dolayısı ile dünyanın her tarafında ulusların varlıklarını sürdürebilmeleri bir ulus kimliği etrafında devletleşmelerine, devletlerin varlıklarını sürdürebilmeleri de bir ulusal kimlik yaratabilmelerine bağlı kalmıştı. Bu açıdan Ümmetçi İslamcılık ve Evrenselci solun dışındaki tüm akımların temel meselesi millet olarak var olabilme, devletin varlığı ve devamlılığının sürdürülebilmesidir. Böyle olunca müracaat edilecek en önemli kapı milliyetçilik olmuştur.

Osmanlı’da Milliyetçilik “Devleti Nasıl Kurtarabiliriz?” sorusu etrafında şekillenmiştir. 18. ve 19. yy’ın düşünce ortamında Milliyetçilik akımlarının tehdidiyle karşı karşıya kalan Osmanlı, ya içindeki farklı etnik unsurları muhafaza edebilecek bir yol bulacaktı ya da, devletin kurucu unsuru olan Türkleri yaşatacak ve dolayısı ile devletin varlığını sürdürmesini mümkün kılacak bir yol bulacaktı. Milliyetçilik bu yollardan biri olarak doğmuştur.

Ayrıca da Milliyetçilik bir doktrin değildir. Özünde refleksif bir duyguya dayalıdır. Kaynağı sosyolojik bir olgudur. Milletler çağının saldırgan milliyetçilikleri karşısında, doğal bir insani refleksif tarafı da vardır. Bu taraf onu her siyasal akımın içinde var olabilecek bir zenginliğe kavuşturmuştur. Bununla beraber her siyasal düşünce kendini üretirken meşruiyetini millete dayandırmak zorunda kaldığı için bir ölçüde milliyetçilikten izler taşımaktadır. Sözgelimi muhafazakârlık; milli değerlerin sürdürülebilmesini, örf, adet, gelenek gibi değerlerin yaşatılabilmesini hedeflerken bu tutumun meşruiyetini millette arar. Her milletin milli kimlikleri ve o millete ait özelliklere vurgu yapar. Bu değerlerin savunusu bir anlamda milliyetçiliğin üretilmesidir. İslamcılık düşünceleri içerisinde her ne kadar “İslam Birliği” ya da Müslüman Kardeşliği gibi kavramlar, öncelikli yere sahip olsalar da, din milletin içindedir. Ve millete gitmek dine gitmektir. Milleti savunmak bir anlamda İslam’ı savunmak anlamına gelmektedir.

Tüm bunlardan sonra diyebiliriz ki Milliyetçilik yeni çağda milletlerin var olmalarını mümkün kılacak en önemli araç olması ve milletin sağladığı güçlü meşruiyet imkanı nedeniyle Osmanlı döneminden başlayan bir zamanda hemen her siyasi akımın yönelim alanı olmuştur.

Cumhuriyet döneminde ise başta da vurguladığım gibi yeni devletin kendini ideolojik olarak üretme zemini milliyetçilik olmuştur. Osmanlı yıkılmıştır. Farklı etnik unsurlar bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Yeni devlet kurulmuştur. Din yeni devletin kimlik üretici unsuru olmaktan çıkarılacaktır. Böyle bir zeminde Milliyetçilik yeni bir kimlik inşasının en güçlü aracıdır. Millete kimliğini kazandıracak olan Türk gerçeği olacaktır. İşte Cumhuriyetin ideolojik üretimi buradan beslenmiştir. Bu nedenle Cumhuriyet dönemi siyasal akımlarının meşruiyet zemini olarak da Milliyetçilik önemli bir konum kazanmıştır. Cumhuriyet döneminin tüm siyasi akımları modernleşmecidir. Modernleşme Batı dışı toplumlarda kendiliğinden bir oluş olmadığı için mutlaka planlı bir müdahale gerektirmektedir. Bunun aracı ise devlettir. Artık Devlet Usul – Devlettir. Devletin varlığı ulusa ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla modernleşmenin de önemli aracı milletleşmek ve milli kimliktir.

Ancak milliyetçiliği canlı kılan diğer bir önemli unsur ise Batının sömürgeci, saldırgan tutumları olmuştur. Batı gelişmişliğinin kaynağı sömürgeciliktir. Bu dönemde Batının sömürgeciliğine karşı milliyetçilik kurtuluş mücadelelerinin esin kaynağı olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nda da temel esin kaynağı milletin varlığı ve bağımsızlığının sürdürülebilmesidir. Çelişki; ezen - ezilen milletler çelişkisi halini aldıkça milliyetçilikler güçlenmiştir. Hemen bütün bağımsızlık hareketleri ideolojik yönelimi ister sol ister sağ ya da İslam olsun milliyetçilikten güç almıştır. İslam dünyasındaki Baasçılık bunun örneğidir. Baasçılık Batının sömürgeci tutumuna karşı bir bağımsızlık hareketidir. Sosyalist bir milliyetçilik çizgisine sahiptir. İslamcı Kurtuluş hareketlerinin de temel niteliği milli bağımsızlığın kazanılmasıdır. Milliyetçilik emperyalizme karşı bir mücadele kaynağı olmuştur. Yani rengi ne olursa olsun Anti-emperyalist hareketlerin esin kaynağı milliyetçiliklerdir.

Diyebiliriz ki milliyetçilik tüm siyasal akımlara hem meşruiyet alanı sağlamış hem de yeniçağın zorunlu durumu olarak kendilerini üretme zeminini doğurmuştur.

Milliyetçilik devletin ideolojik üretiminin aracı olmuştur. Sömürgecilik çağında bağımsızlık hareketlerine esin sağlamıştır. Modernleşmenin mümkün yollarından birinin milli kimliklerin üretilmesi olması birçok siyasal akımın milliyetçiliğe eklemlenmesine yol açmıştır.

Bu açıdan diyebiliriz ki tek bir milliyetçilik türü yok milliyetçilikler vardır. Muhafazakâr Milliyetçi, Milliyetçi Sol, Kemalist Milliyetçilik, İslamcı Milliyetçilik vb.



nazim.mavis@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

Ayın En Çok Okunanları