Herhalde, dünyanın hiçbir ülkesinde bizim ülkemizde olduğu kadar kazan kaldırma, espiyonaj, suikast, fail-i meçhul, siyaseten katil, ihtilal, darbe, muhtıra, e-muhtıra, postmodern darbe, irtica, istismar, andıç, bilgi notu, eylem planı, üst rütbeli subay beyanatı vb. kelimeleri mebzul miktarda konuşulmuş ve yaşanmış değildir. İsterseniz kadim Çin ülkesine, isterseniz entrikaları ile meşhur Bizans’a, isterseniz Kisra saraylarına, Mısır firavunlarına, 30 yıl - 100 yıl savaşlarının Avrupa’sına bakın, bu böyledir. Vakıa, her devirde ve her yerde siyasal iktidar ve muarızları tarafından karşılıklı olarak akılları zorlayan, aksiyon filmlerine taş çıkartan uygulamalar olmamış değildir.
Burada üzerinde durmamız gereken bazı hususlar vardır:
Öncelikle, devlet aygıtını kim yönetecektir? Yönetim erkini elinde bulunduracak kişi/kurumlar bu göreve nasıl gelecektir? Toplam erkin kişi ve kurumlar arasında yetki sınırları ile denetimi hangi çerçevede olacaktır. Pratik olarak; kim yasa koyacak ve denetleyecek, kim yürütmeyi yapacak, yargı kimin elinde olacak, bürokrasinin asker-sivil unsurları hangi sınırlar içinde görev yapacak, emri kimden alacak, kime kim ne kadar dokunacak/dokunamayacak, bütün bunların hesabını millete kim verecek? Daha uzaması/detaylandırılması mümkün/gerekli olan bütün bu soruların cevabının gerçekten millet iradesine dayalı ve sahiden sosyal mukavele olan bir anayasada olduğu aşikardır.
İkinci olarak, iktidarı elinde bulunduran, daha açık ifadeyle yasama, yürütme, yargı, bürokratik makamlar, basın, ekonomik güç mevkilerinde bulunan kişi ve kurumların ahlakı nasıl olacak? İktidarın güç adacıklarına sahip olanlar, elinde bulundurduğu gücün gereklerini, sınırlarını neye göre tanımlayacak? Millet adına, vatan adına, uygarlık adına, laiklik adına önüne gelen herkes “durumdan vazife çıkarma” ya devam edecek mi? Mesela, bir medya patronu hem savcı, hem yargıç, hem infaz memuru, hem vazıı kanun olup, hem psikolojik harp mi yürütecek, yoksa adam gibi halkın bilgi/haber alma ve fikir serdetme zemini olan medya işiyle mi uğraşacak? Yine bir asker mevzuatında kendisine verilen görevi mi yapacak, yoksa siyaset ve envai çeşit darbe ile mi meşgul olacak? Keza siyasetçi bir şekilde elde ettiği yasama, denetleme ve yürütme işini millet adına mı yapacak, yoksa ne pahasına olursa olsun bu mevkide durayım, bazen horozlanayım, bazen de iç-dış güç odakları ile kapalı kapılar ardında stabilizasyon için mutabakat yapayım mı diyecektir? Uzun yıllardır, barışı, ümranı, medeniyeti, üretimi, adil paylaşımı, adaleti, yüksek erdemleri törpüleyen bu yapıyı neden değiştirmiyoruz? Bunun baş sorumlusu TBMM ve içindeki siyasi gruplar değil midir?
Üçüncü olarak, pratik bir mevzu haline gelen Ergenekon davası, mayınlı arazi mevzusu derken iktidar partisi ile bir içtimai grubun tasfiyesine yönelik gündemi meşgul eden olaya gelirsek; var mıydı, yok muydu, varsa münferit miydi, kurumsal mıydı, Sayın Başbakan ile Sayın Genel Kurmay Başkanı görüştü, askeri savcı-ergenekon savcısı, kriminal inceleme, asıl belge, fotokopi belge, muhalefetin tepkileri… etrafında olayın sıcaklığı devam edeceğe benziyor. (Bu arada mayınlı arazi yasasının onaylanmasının dikkate şayan olduğunu not edelim.) Bu olayda andıç imzacısı olduğu öne sürülen görevlinin askeri-sivil savcı ikilemine düşmeden, behemehal sivil savcı tarafından sorgulanması ve varsa belgenin kriminal incelemesi de bu savcı tarafından titizlikle yapılması gerekir. Genel Kurmay Başkanlığı idari olarak gereklerini yapmalıdır. Siyasal iktidar hesabını sormalıdır. Demokrasi açısından bu olayda şimdilik iyi bir noktada olan muhalefet bu tavrını ısrarla sürdürmelidir. Ve her kurum ve muhatap kişiler hukuk devleti ve meşruiyet kuralını yeniden hatırlamalıdır. Diyelim iktidar partisi kurumsal olarak veya mensupları münferit olarak “suç” olan bir söz veya fiil içindeler, yine diyelim ki bir kişi veya sosyal grup/grup üyesi keza bir suç işledi. Bunun anayasa ve yasalarda müeyyidelendirilmesinin mekanizmaları varken, nasıl olur da bir kişi/kurum görevi/yetkisi olmadan/aşarak eylem planı yapar ve icrasını detaylandırıp uygulamaya koyar. Bu hem kanun vazetme, hem savcı hem hakim hem de infaz memuru olma sıfatlarını tevhit eme çabasından öte nedir? Dahası, “komplo” unsurları taşıyan yani olmadığı halde var kılınmaya çalışılan suçlamalar işin vehametini daha da artırmaktadır. Aslı yoksa şüyuu bir facia, aslının olması başka bir facia!
Ortada kişilere veya topluma/devlete yönelik bir suç/suç örgütü yapılanması varsa yapılacak şey, ilgili/lerin şikayeti, ihbarı, istihbarat birimlerinin gereği için verileri ilgili makamlara ulaştırması suretiyle yapılacak soruşturma ve gerekirse kovuşturma, nihayet yargılama yapılması yolu iken bu ne cürettir. Bu ve benzerlerinden milletin çektiği yetmez mi?
Dördüncü olarak, başta kendime ve milletimin bütün fertlerine soruyorum: Biz böyle mi yönetilmeliyiz? Neden iktidarın asıl sahibi olduğumuz halde işlerimizi yapsınlar diye seçtiğimiz insanları, atadığımız asker-sivil memurları, yetkisini sadece bizim adımıza kullanan yargıçları asıl görevlerine döndürmüyoruz? Neden vekaleti ve memuriyeti bihakkın yap/a/mayanlara, sınırlarını aşanlara haddini bildirmiyoruz. Bizim maddi ve manevi bütün enerjimiz bu şekilde ve çoğu kez bizimle hiç alakası olmayan alanlarda heba ediliyor? Milletçe şimdi halletmemiz gereken meselelerden bazıları şunlardır:
1-Öncelikle, ülke bizimdir. Ülkemizin tüm maddi kaynaklarını kardeşlik ve barış içinde, eşit ve adil bir sistemle paylaşma irademizi kuşanacağız. Tarihimizle, kendimizle barışık olarak bugünü yaşayacak ve geleceğimizi inşa edeceğiz.
2- Bizi adam edilecek/cahil, bir şey bilmez zanneden zadegan takımına, oyu bizden alıp hizmeti ve hesabı başkasına verenlere görevlerini hatırlatacağız ve bize kulaklarını tıkayanlara asla bir daha vekalet vermeyeceğiz.
3-Elindeki para ve medya gücü ile değerlerimize savaş açanlara, bizi manipülatif bilgi kirliliğine boğanlara, bizim maddi ve manevi varlıklarımızı kendilerine ve uşaklığını yaptıkları efendilerine transfer edenlere biz de haddini bildireceğiz.
4- Bize ait olan iktidarı vekalet yoluyla almaya talip olanları kadro ve program bazında yeterli çabayı sarf ederek görevlendireceğiz. Seçtiğimiz iktidarlara seçme sebeplerimizi sürekli hatırlatacağız, ancak bizim irademizle seçilenleri yine biz görevden alacağız. Asla bizim dışımızda birilerinin şamar oğlanı haline getirmeyeceğiz. Yani en iyi kadro ve programı seçeceğiz, denetleyeceğiz, gerektiğinde azledeceğiz ama asla vekillerimizin eli-kolu bağlı olmasına razı olmayacağız.
5-Devletimize sahip çıkacağız. Devletimizin adil ve güçlü olması için var gücümüzle çalışacağız. Devlet aygıtımızı, memur ettiğimiz kişilerin eksik-yanlış uygulamaları nedeniyle zaafa düşürmeyeceğiz, “bana ne” demeyeceğiz. Yine özel olarak ordumuzu kurum bazında gözümüz gibi koruyacağız. Fakat ordumuz içinde bizim irademize ve değerlerimize savaş açan -en alttan en üste hangi rütbede olursa olsun- hiç kimsenin gözümüzü oymasına/namlularını bize çevirmesine izin vermeyeceğiz.
6-Dinimizi öğreneceğiz, bilinçli/tahkiki bir imana sahip olacağız. Salih amel işlemeye gayret göstereceğiz. Ahlakımızı yücelteceğiz. Hak ile batılın karıştırılmasına izin vermeyeceğiz. Mukaddesatımızın siyasal, sosyal ve ekonomik çıkar vasıtası yapılmasına asla izin vermeyeceğiz. Ancak dinimizi hem kendi nesillerimize anlatma ve hem de başkalarına anlatmada, Allah’ın Kur’an’da, Hz. Peygamberin de sünnetinde açıkça ortaya koyduğu metodun dışına çıkmayacağız ve bileceğiz ki biz ancak bir tebliğci olabiliriz, hidayet ise Allah’tandır. Başka inanç ve kanaat sahiplerine “sizin dininiz size, benim dinim bana” düsturu ile yaklaşacağız ve “kimsenin rabbine sebbetmeyeceğiz ki kimse de bizim rabbimize sebbetmesin.” Bu arada birilerinin dinimizi ortadan kaldırmaya, buna gücü yetmez ise mahiyetini değiştirmeye çalıştığını, bunu yaparken de, bazen açıktan açığa alay etme, tahrif etme, fiziki güç kullanma yanında bazen de sureti- haktan görünmeyi metod olarak seçtiğini, bazen kaba softa ile bazen samimi ama cahil insan ile bazen bilgili ama samimiyetsiz “belam” ile dini ifsada yöneldiğini gözden ırak etmeyeceğiz. Biz dikkat edeceğiz, doğruyu bulmaya çabalayacağız, ilmin kadın-erkek herkese farz olduğunu bileceğiz. Bir şey daha bileceğiz; onların Rabbimizin mesajını bertaraf etmeye gücü yetmez!
7- Nihayet yukarıdaki hak ve ödevlerimize zemin hazırlayacak bir anayasa yapılmasını en yüksek sesle ve ısrarla birinci önceliğimiz olarak gündeme getireceğiz ve sonuç alıncaya kadar gündemden düşürmeyeceğiz, düşürülmesine izin vermeyeceğiz.
İyi dileklerimizle.
Henüz Yorum Yapılmamış