Fatih AKYÜZLÜ
Üç Lira, Beş Lira ve Misafir Ağırlama

Üç Lira, Beş Lira ve Misafir Ağırlama

Misafirperver bir millet olarak, misafir ağırlamayı, ikramda bulunmayı, hoş sohbeti sever, misafire gereken saygı, sevgi, huzur ve güler yüzü gösterir, evimizin kapısını her daim ardına kadar açarız. Çünkü biz misafir ağırlamayı sadaka bilen, bereket sayan bir gelenekten gelmekteyiz.

 

Bazen komşularımızı, bazen akrabalarımızı, bazen ise dostlarımızı misafir ederiz evimizde. Evimizin en özel yerinde ağırlar, başköşeye yerleştiririz onları. Tabii ki, ağırlama ile ilgili dikkat edilmesi gereken hususlar bulunmaktadır. Böyle bir gelenekten geldiğimiz için ayrıntılarına girmiyorum. Arife tarif gerekmez. Bu yazımızda daha ilginç bir durumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Konumuz, misafir ağırlamada ikram ve tabii ki ekonomik durum.

 

Misafiri kendimizden biri, hatta daha önemli gördüğümüzden, ağırlama süreci ev halkı için son derece heyecanlı bir o kadar da coşkulu geçer. Zaman zaman daha iyi hizmet için stresli ve telaşlı anlar bile yaşanır. Tüm bu duygular, evimize gelen misafiri nezaketle ağırlayıp, itina ile konuk etmek içindir.

 

Geçenlerde bu konuda bir dostumuzla görüşürken, misafir ağırlamayla ilgili ilgi çekici, bir o kadarda önemli bir anısını paylaştı bizimle. Müsaadenizle bu anıyı yaşanan diyaloglarla sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

***

 

Misafir ağırlamada ikramın yeri ayrıdır. İkramı da her zamanki gibi evin hanımı hazırlar. Önce alınacaklarla ilgili bir liste hazırlanır. Listede ağırlanacak misafir için ikramlar bulunmaktadır. Bu sırada beyefendiye iş çıkışı telefon gelir. Arayan hanımefendidir.

 

Hanımefendi:

- Bey, bugün eve misafir geliyor. İkram etmek için gelirken bir şeyler alabilir misin?

 

Beyefendi:

- Tabi alayım, ancak malum ay sonundayız.

 

Hanımefendi:

- Yok yok. Fazla bir şeye gerek yok zaten. Sadece senin ve misafirin tabağına koyacak kadar ikram olsa yeterli olur.

 

Beyefendi:

- Peki.

 

Hanımefendi:

- Alınacakları söyleyeyim o zaman: Biraz kuru pasta, biraz tatlı, biraz çerez, biraz meyve, bir de ekmek.

 

Beyefendi, talimata göre alışverişe koyulur. Oradan oraya koşuşturur. En son alışveriş yapacağı yere geldiğinde alacağı iki ürünün fiyatını sorar. Satıcı ise; “üç lira, beş lira” diye işaret eder. Bu cevap, beyefendiye hiç de yabancı gelmemiştir. Çünkü diğer alışverişlerinde de aşina olduğu rakamları söyler satıcı. Beyefendi, cebindeki son para ile alışverişi tamamlar, eve doğru yola koyulur. Eve geldiğinde ise hanımı karşılar kendisini.

 

Beyefendi:

Yahu hanım, hani fazla bir şeye gerek yok demiştin. “Üç lira - beş lira, üç lira - beş lira” diye diye 30 lira harcadık. Bu nasıl iştir böyle.

 

Hanımefendi:

!!!

 

***

 

Beyefendi mutlaka sözünün devamını getirmiştir. Krizin gerginliği üzerinde fazlası ile hissedilmekte. Görünen o ki ekonomik kriz, bu geleneğin devamına engel olmak için elinden geleni yapmakta. Bu kültürü yaşatmak ve gelecek nesillere ulaştırmak ise elbette ki bizim vazifemiz.

 

Bu hadiseyi inceledikten sonra “Birçok küçük bir büyük edermiş” sözü geldi zihnime. Doğrusu, günlük hayatta önemsemediğimiz, göze gelmeyen küçük şeylerin, bir araya getirildiğinde aslında büyük yekûn tuttuğunu görmek hiç de zor olmasa gerek. Bunun için düşünmek istiyorum; acaba “ÜÇ LİRA, BEŞ LİRA” bizim hayatımızı ne kadar etkiliyor?



fatih.akyuzlu@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (2)
Fatih KANLI tarafından 2009-07-06 09:45:14 tarihinde yazılmış
Ufak Şeyler!
Fatih kardeşim ufak şeyleri büyütmemek lazım. Ufakken yok etmek lazım ki büyüyünce dert olmasın.:) Selametle... Seni seviyorum güzel insan...
suavi tarafından 2009-07-01 10:51:58 tarihinde yazılmış
3.5.7 demeyin total 15
millet olarak misafir ağırlamayı severiz.hatta evdeki son lokmaya kadar ikram etmek isteriz.lakin ekonomik kriz nedeniyle 3,5 lira yı hesap eder olduk.yazarımızın dediği gibi 3,5,7 denemeyin.total 15
Ayın En Çok Okunanları