Medyanın Demokratik süreçler açısından rolü öteden beri tartışıla gelmiştir. Medyanın kamuoyunun oluşumuna ve siyasal karar alma süreçlerine dönük etkisi Medya – Demokrasi tartışmalarını ve sağlıklı işleyen bir demokratik süreç için medyanın rolü meselesini sürekli gündemde tutmuştur. Demokrasinin temel unsurlarından birini serbest seçimler oluşturmaktadır. Serbest seçimler aracılığı ile yönetilenler iktidar erkini kullanacakları belirlerler.
Sistemle halk arasında varolması gereken rıza seçimler kanalıyla yeniden üretilir. Modern Demokrasilerde bireylerin özgür iradesinin ve tercihlerinin oluşumu yönetenlerle yönetilenlerin kuracağı iletişime dayanmaktadır. Yaşadığımız çağda bu iletişimin en önemli kanalı medyadır. Bu açıdan medyanın demokratik rejimlerdeki işlevleri üzerine birçok tartışma yaşanmaktadır. Gerçekten medyanın kamuoyu oluşturma gücü ve yönetenlerle yönetilenler arasındaki en önemli iletişim kanalı oluşu medyanın fonksiyonlarını sağlıklı bir demokratik ortam ve süreç açısından önemli kılmaktadır.
Klasik teorilerde medyanın en önemli demokratik rolü yönetenler ve hükümetler üzerindeki kamu adına yürütmesi gereken denetim görevidir. Hükümet uygulamalarını denetlemek ve halkı olup bitenden haberdar kılmak suretiyle medya denetim rolünü yürütür. Yürütme gücünü elinde tutanlar genelde yasama gücünü de etkileyebilecek araçlara sahip olurlar. Demokrasilerde yargı bağımsızlığı hukuk devletinin en önemli argümanı olmasına rağmen “yargıya müdahale” ve “yargının siyasallaşması” gibi iddialar eksik olmaz. Her ne kadar çağdaş demokratik teori kuvvetler ayrılığı üzerine kurulu olsa da zaman zaman yasama, yürütme ve yargı erkinin çatışması ve özellikle yürütmenin yasama ve yargıya tasallutu tespit edilebilir. İşte bu durum modern demokratik düzenlerde bu üç erkten tamamen bağımsız bir “denetim erkine” ihtiyaç doğurmaktadır. Klasik teoriye göre denetim erki adı verilen bu gücün temel görevinin devlet mekanizmasının işleyişini denetleme ve eleştiri yolu ile sapmaları önleme olduğu kabul edilir.
Medyayı dördüncü güç olarak tanımlamamızı mümkün kılan temel unsur medyanın hükümetler üzerinde kamu adına kurduğu bu denetim işlevidir. Bu düşünceye göre medya, yasama, yürütme ve yargı erklerinin kullanılmasında ortaya çıkan olumsuz durumları ve erkin kötüye kullanımını açığa vuran bir işleve sahip olmalıdır. Medyayı dördüncü güç yapan düşüncenin temeli buraya dayanmaktadır.
Nixon’un başkanlığı dönemindeki Watergate olayının açığa çıkarılması ya da İsveç’te Bofars silahlarının yasadışı satışına devletin karışmasının ve Sovyetler Birliği’nde Nikiforov’un 1989’da öldürülmesine yol açan, yerel hükümet düzeyindeki rüşvet olayını açığa çıkarması gibi örneklerle yaşanan medyanın “Kamu Gözcülüğü” rolü demokratik işleyişi sağlıklı bir zemine taşımaktadır.
Medyanın sağlıklı bir demokrasi için önemli ikinci işlevi vatandaşların bilgi sahibi ve eleştirel olabilmelerinin imkanlarını üretmesidir. Halkın seçimler aracılığı ile gerçekleşen iradesi doğru bir bilgilenme ve haberdar olma sürecine bağlıdır. Bu anlamda medya vatandaşların haklarını kullanabilmeleri için gerekli enformasyonu sağlarken, aynı zamanda olayların yorumlanması ve tartışılmasına zemin hazırlamış olur.
Bununla birlikte toplumda var olan her düşünce ve fikrin kamuoyuna özgürce ulaşmasını sağlaması açısından da medya halkın demokratik iradesinin oluşumuna önemli katkılar sunmaktadır.
Özetle söylemek gerekirse medyanın demokratik işlevini “Kamu Gözcülüğü” ve “Bilgilendirme” olarak ifade edebiliriz.
Medyanın “Kamu Gözcülüğü” ve “Bilgilendirme” rolü demokrasiler için çok önem taşımakla beraber bu teorik yaklaşım pratikte bir dizi sorunu karşımıza çıkarmaktadır. Medyanın gerek kamu gözcülüğü, gerekse bilgilendirme rolünü nesnel olarak yerine getirmesini mümkün kılacak şartlar neler olmalıdır? Medya ve demokrasi teorilerinin önemli tartışma alanlarından birini bu soruya cevap aramak oluşturmuştur. Teorik olarak medyanın bu demokratik işlevlerini yerine getirebilmesinin mümkün yolu, özgür, bağımsız, şeffaf ve kamu yararını her şeyin üstünde tutan bir yapıda olmasına bağlıdır. Medya’nın özgür ve bağımsız olmasını mümkün kılacak araçlar nelerdir? Medya kimden bağımsız, kimden özgür ve nasıl şeffaf olacaktır. “Kamu Yararı”nı tayin kimin inhisarındadır. Ne kamunun yararınadır? Medyayı kamunun zararına konumlandıracak tehditlere karşı korunaklı hale nasıl getirebiliriz? Tüm bu sorular medya demokrasi ilişkilerinde önem taşımıştır. Medyanın demokratik işlevlerine dönük en önemli tehditlerin yönetim erkine sahip kişilerden gelebileceği varsayılmıştır. Özellikle siyasal iktidarların ellerinde bulunan güce dayanarak medya üzerinde hakimiyet oluşturmak suretiyle kamuoyunu yönlendirme çabası medyanın demokratik işlevleri açısından en önemli tehdit olarak algılanmış ve medyanın siyasal iktidarlardan bağımsızlığı ve siyasal iktidarların tasarruflarına karşı güvencelere kavuşturulması önem taşımıştır. Siyasal iktidarlar medyayı kendi iktidarlarının çıkarları için kullanmayı amaçlamış, medyanın özgür ve bağımsız kimliğini yaralamış, ellerindeki imkanlarla “Bağımlı bir medya” yaratmaya çalışmışlardır. Medya demokrasi tartışmaları içinde kullanılan “Bağımlı medya”, “Güdümlü medya”, “Satılmış medya” gibi saldırgan tanımlamalar muhalefet tarafından iktidarla medya arasındaki çıkar paralelliği ekseninde oluşmuş durumları ifade için kullanılmıştır.
Özellikle radyo ve TV gibi devlet eliyle işletilen kitle iletişim araçları bu tartışmaları daha yoğun hale getirmiştir. Medyanın demokratik rolünün güvenceye alınması demokrasinin güvenceye alınmasının önemli koşullarından biri olarak görülmüştür.
Medyanın özgür ve bağımsız çalışmasını güvence altına almak için bir dizi kural, ilke ve etik anlayış tartışılmış, çeşitli kuruluşlar oluşturulmuş ve bir dizi yasal düzenleme yapılmıştır. Gazetecilik Meslek İlkeleri’nin oluşturulması, Basın Konseyi’nin kurulması, birtakım yasal düzenlemelerin yapılması medyanın demokratik rolünü güvenceye almak için yapılmıştır.
1660’ta ilk günlük gazetenin yayınlanmasından bu yana medyanın demokratik işlevlerini özgür, şeffaf ve bağımsız bir şekilde yalnızca kamu yararını gözeterek yerine getirmesini mümkün kılacak bir düzen oluşturulabildi mi? Kitle iletişim araçlarının yapısında medyana gelen gelişmeler, medya ana başlığı altında topladığımız bu araçları insan hayatında oldukça merkezi bir yere taşımıştır. Toplumsal yaşam neredeyse medyanın ürettiği bir iktidar alanı haline dönüşmüştür. Ancak bugün yine medya ve demokrasi ilişkilerinde sorunlu durumları tartışıyor ve sağlıklı bir demokratik işleyişte medyanın konumunu yeninden üretmeye çalışıyoruz. Başlangıçtan itibaren siyasal iktidarların müdahalelerine karşı güvenceler oluşturan medya bugün demokratik süreçler açısından yeni tartışmaların odağındadır. Özellikle radyo ve TV’nin kitle iletişim sistemlerine eklenmesi ile beraber merkezi rolü daha da artan medya bugün gelinen nokta itibariyle mülkiyet yapıları açısından tartışılmaktadır.
Medya demokrasi ilişkilerinde artık en önemli tartışma konusu medyanın sermaye yapısıdır. Demokratik toplumlarda siyasal iktidarlar, medyaya etki açısından bir tehdit olarak algılansa dahi aslında geriletilebilecek görece savunmasız yapılardır. Yürütmenin etkisine açık olmakla beraber yine de bağımsız bir yasama ve yargı, sivil toplum kuruluşları, toplumsal gruplar, lobiler, dini, etnik ve kültürel grupların varlığı siyasal iktidarların varlığını sınırlayıcı rol üstlenmektedir. Ancak Kapitalizmin nihai zaferini ilan ettiği, özel teşebbüsün adeta kutsandığı, sermayenin sorgusuz sualsiz iktidarını pekiştirdiği bir çağda medyada meydana gelen sermaye yoğunluğu ve merkezileşme beraberinde daha ciddi sorunları doğurmaktadır. Medyanın siyasal iktidarlardan bağımsızlaşmasının yolu olarak özel mülkiyetin önemsenmesi bugün gelinen noktada medyanın büyük sermayeden özerkleşmesinin mümkün yollarını arama ihtiyacını doğurmuştur. Bu yeni durum medyanın gücünü “gücün medyası” haline dönüştürme potansiyeline sahiptir.
Medyanın demokratik işlevleri ile ilgili, siyasal iktidarlara karşı güvencelere kavuşturulması tezi çatışmanın birey ve devlet arasında var olduğunu öneren basitçi bir anlayışın sonucu olarak şekillenmiştir. Ancak bugün devlet dışındaki yapılar aracılığı ile sürdürülen iktidarlara karşı medyanın gözcülüğü rolünün yeni bir tanıma ihtiyacı vardır. Medya siyasal iktidarın olumsuz tasarruflarının gözcüsü olmak yerine daha geniş bir iktidar tanımından hareketle gözcü işlevini güncellemelidir. Artık medyanın büyük bir kısmı finans ve endüstriyel sermaye alanındaki büyük şirketlere bağlanmıştır. Mülkiyet yapısında meydana gelen bu değişiminin ürettiği yeni durum yeni tartışmaları da üretecektir.
ahmet eroltarafından2011-03-06 18:07:38tarihinde yazılmış
mdy
evet 28 şubatta medya iyi bir demokrasi örneği verdi . bugün aynı medya nedense yine güçlünün yanında daha önce karşısında olduklarının bayrağını sallamaktadır.selamlar kardeşim başarılar sana.