YÖK yıllardır süren bir haksız uygulamaya, bir adaletsizliğe nokta koydu ve katsayı çilesini şimdilik çözdü. Şimdilik diyorum çünkü hayatlarını paranoyalarla geçiren bir kesim Danıştay’a ya da Anayasa Mahkemesi’ne giderek bu kararı iptal etmek için elinden geleni ardına koymayacak. Baştanbaşa hukuksuz olan bu durumu kendi istedikleri hukuka uyduracaklar. Tam bir ironi.
Bu paranoya sahiplerinin dışındaki vicdan sahibi tüm insanlar YÖK’ün kararına sevindi. Sevindik çünkü adalet herkese olunca bir anlam taşıyor. Adaletle, hukukla gelen adaletsizlik daha incitici. Katsayı uygulaması böyle bir uygulamaydı. Tıpkı başörtüsü yasağı gibi. Umarım bir sevinci de bu anlamsız yasak kalkınca yaşarız.
Bu ülkede en çok ihtiyacımız olan şey adalet ve hukuk. Daha doğrusu hukukun adil ve eşit olması. Öyle ucu açık yasalarımız var ki; vicdanı olmayan bir hukukçunun elinde hukuk değil hukuksuzluğu getiriyor.
Uğur Kaymaz’ı bilirsiniz. Babasıyla bir akşamüstü sırtından vurulduğunda 12 yaşındaydı. Sırtından çıkan kurşun sayısı bile ondan büyüktü. Tam 13 kurşun. Onu vuranlar, “terörist olduğu istihbaratını almıştık; karanlıktı elinde silah var sandık” savunmasıyla cezadan kurtuldular. Yargıtay da bu beraat kararını onamakta sakınca görmedi. Sizce hukukla verilen bu kararda, adalet yerini buldu mu? Uğur terörist olsa bile 12 yaşında sırtından 13 kurşunla vurulmayı hak ediyor muydu? Bir başka deyişle Uğur’u terörist sanıp, sorgusuz sualsiz, aydınlığı beklemeden vuran özel hareketçileri cezalandırmayan hukukçular haklı mıydı?
Ergenekon davasında yargılananlar sağlık gerekçeleriyle tahliye ediliyor ya da hastaneye kaldırılıyor. Kiminin şekeri var, kiminin kronik baş ağrıları… Mahkûma da adalet lazım, evet ama bu Güler Zere olunca göz ardı ediliyor. Güler Zere 14 yıldır cezaevinde ve yıllardır kanserle mücadele ediyor. Cezasına bir de sağlık çilesi eklendi. Hem de büyük bir çile. Adli Tıp raporuyla, hastanenin mahkûmlar koğuşunda yer yok bahaneleriyle Güler Zere göz göre ölüme terk ediliyor. Onun kaderi zaten ölümü beklemek ama en azından bir hapishane ranzasında yapmamalı bu bekleyişi. Ergenekon sanıklarına gösterilen hak ve hukuk Zere’den esirgeniyor.
DTP’lilerin öldürülmesi için davetiye çıkaran yerel gazete düşünce özgürlüğü hukukunu(!) elde ediyor. Baskın Oran açık şiddet tehdidi ve hakaretler alıyor. Bunu yapanlar da Yargıtay’a göre düşünce özgürlüğünün koruması altında. Hrant Dink “tehdit ediliyorum” dedi kimse kale almadı bir anlamda göz göre ölüme terk edildi. Ben burada sadece birkaç örnek saydım, gazeteler ve arşivler bu gibi hukuksuz hukuk olaylarıyla dolu.
Hukuku hukuk yapan eşitlik ve göreceli olmaması bana göre. Sahibinin dünya görüşüne göre şekillenen bir hukuk; adaleti değil tam da adaletsizliği doğurur. Dilimizle değil vicdanımızla isteyelim adaleti. En çok da kendimizden olmayan için adalet istemeyi bilelim.
Sağcısından Solcusuna, Alevisinden Sünnisine, Kürdünden Türküne, yazarından öğrencisine, bir mazlumlar ordusuna döndüğümüz bu ülkede; hepimizin gerçek bir adalete ihtiyacı var. Ama ondan önce birbirimizin adaletinin takipçisi olmaya ihtiyacımız var.
Bu yüzden, bütün mazlumlar için yaşasın adalet… Ve bütün ölü sevicilerin, bütün paranoyacıların inadına yaşasın hayat…