İran Devrimi’nin de etkisiyle tercüme eserlerden beslenen bir nesil yıllarca İslam Devrim’ini savundu. Geleneksel cemaat ve gruplar ise hep bu anlayışa karşı teenni ile yaklaştı ve bunun Türkiye gibi köklü İslami geleneği olan bir toplumda mümkün olamayacağını ifade etti.
Bu söylediğim tartışmalar bir takım artçı tartışmaları da beraberinde getirdi. Bunlar, tarikatçılık, particilik, Vahhabilik, Selefilik ve hatta tekfircilik gibi toplum nezdinde yaygın olmayan ama belli kesimler içinde sürekli tekrarlanan ve sonu gelmeyen tartışmalardı.
Bugün gelinen noktada bu tartışmaların yeri olmadığını biliyorum.
Çünkü dünyada ve Türkiye’de İslami cemaat ve grupların büyük kısmı artık parlamenter demokratik sistemin Müslümanlar için iyi bir seçenek olduğunu kabullenmiş durumdalar. Müslüman Kardeşler, Cemaati İslami, Nahda Hareketi gibi tüm dünya İslami hareketlerini etkileyen gruplar ve hareketler artık demokratik parlamenter sistemi kabullenmiş durumda. Hatta devrim yanlısı Hizbullah bile Lübnan’da parlamento seçimlerine katılan bir parti hüviyetinde.
Elbette parlamenter sistemi kabullenmeyerek silahlı mücadeleyi tercih eden hareketler de var. Fakat bu hareketlerin büyük kısmı yoğun baskı altında zulme maruz kalan ve demokratik mücadele zemini bulamayan hareketler.
Dünyada ve Türkiye’de gelinen nokta ve özellikle Türkiye ve Mısır gibi ülkelerde yaşanan tecrübeler Müslümanlara çok şey öğretti. İran deneyiminin aynı zamanda Şiilik gibi katı kuralları olan bir mezhebi bağlılıkla ortaya çıktığının farkına vardık. Bugün bile İran rejimini ayakta tutan sistemin mezhebi bir bağlılıkla sağlandığı ortada. Ayetullahların İran halkı üzerindeki etkisi ve elitist yaklaşımları İran halkının demokratik bir tercih ortaya koymasının önündeki en büyük engel. Oysa Lübnan Hizbullah’ının manevi Lideri olan Fadlallah’ın İslami ilerleme ve gelişmeyi örneklendirirken Türkiye tecrübesinin önemine yaptığı vurgu İslami mücadelede belirlenmesi gereken yöntem konusunda önemli tespitler içeriyor.
Müslümanların İslami mücadelede belirleyeceği yöntem ve stratejinin ne olacağı konusunda Türkiye Müslümanlarının geçmiş tecrübeleri çok iyi bir analiz ve süzgeçten geçirmesinin zamanı gelmiştir. Türkiye’de sisteme eskisinden çok daha fazla angaje olmuş ve sistemi içselleştirmiş İslami grup ve cemaatlerin bugün AK Parti sayesinde tutundukları ve bulundukları konumların herhangi bir iktidar değişimi yaşandığında nasıl bir hal alacağı ciddi bir muamma ve risktir. AK Parti’ye tümüyle destek veren veya tam karşısında yer alan cemaat/grupların konumlanmalarının AK Parti’nin iktidarda olmadığı veya zayıf düştüğünde sistemle nasıl bir ilişki içerisinde olacakları ve sisteme karşı nasıl bir tavır geliştirecekleri henüz yeterince tartışılmış ve düşünülmüş değildir.
İslami mücadelede devrimci yaklaşımlar artık alternatif bir yol olarak benimsenmediğine ve dışlandığına göre, ıslah hareketi sayılabilecek cemaat/grupların toplumsal değişimi ve İslami mücadeleyi gerçekleştirirken nasıl bir yol izleyeceklerini doğrusu ben de merak ediyorum.
Tarikat/cemaat/parti ve iktidar ilişkilerinin içinden çıkılmaz bir hale geldiği artık herkesin malumudur. Bireyselliğin güç kazandığı ve bağlılık/biat/intisap gibi kavramların aslında çok da bireyi bağlayıcı olmadığı bir süreçte, kitleleri ve toplumu İslami değişim ve dönüşüm için yönlendirmenin zorluğu ortadadır.
Türkiyeli Müslümanlar, her zaman olduğu gibi maalesef bugünü/anı yaşamak ve gelecekle ilgili adımlar konusunda plan yapmamak için direniyorlar.
Bu konuda Müslüman cemaat/grupların kendi içlerinde veya ortak zeminlerde yeni bir tartışmanın fitilinin ateşlenmesi gerekmektedir. Üstelik bu yöntem ve gelecek tasavvuru için yapılacak tartışmalar belki her yıl düzenli olarak yapılmalıdır.
Gündemin belli konuları konusunda böylesine kafa patlatan Müslüman aydınların ve entelektüellerin İslami mücadelede yöntem konusunu tartışmak için AK Parti iktidarının bitmesini bekliyorlarsa bu büyük bir yanılgıdır. AK Parti aslında bir parti değildir. AK Parti toplumsal taleplerin ve sokaktaki halkın ihtiyaçlarının dayatması sonucu ortaya çıkmış bir çatıdır. Bu yapının yönetim erkini elinde bulundurmak ve Müslümanların 28 Şubat sürecinde kaybettiği kazanımları geri almaktan başka bir rolü yoktur.
Yani AK Parti’den gerçek anlamda çözüm beklemek ve gelecekle ilgili bir tasavvur geliştirmesini beklemek AK Parti’ye haksızlık etmek olur. Zaten AK Parti’nin bizzat kendi yetkili isimleri böyle bir iddiaları olmadığını defalarca dile getirmiştir.
Öyleyse bize düşen görev İslami mücadelede yöntem konusunda yeni bir tartışma zeminini oluşturmak için katkı yapmak ve başta Refahyol iktidarı, 28 Şubat ve AK Parti iktidarı dönemi olmak üzere tecrübeleri/kazanımlar/kaybedilenleri gözden geçirmek ve geleceğe bakmak olmalıdır.
Henüz Yorum Yapılmamış