21 Ağustos günü Mescid-i Aksa’nın yakıldığı günün yıldönümüydü. Tam 40 yıl önce Aksa’nın üzerine ilk ateş düşürülmüştü. O gün bugündür yakmaya devam eden bu ateş sadece Kudüs halkını değil tüm Müslümanların kalbini yakıyordu şüphesiz ama en çok canı acıyanlar Aksa’nın eteğinde konaklayanlardı. Aksa gibi yanan/yakılan yüreğine rağmen, Kudüs’ün çıplak toprağını dünyanın hiçbir yerine değişmeyen Fevziye Cabir de onlardan biri.
Bugün 52 yaşında olan Cabir o gün sokakta oynayan bir kız çocuğuydu. Aksa yandıkça o büyüdü. Savaşın hileleri eklendi bildiği tüm çocukluk oyunlarının kurallarına. Bir mermi atılana, bir bomba düşene kadar sürdü hangi oyunu kurduysa.
Yıkıldıkça kurmayı, bozuldukça düzeltmeyi, hep en baştan başlayabilmeyi, varoluşunun gerektirdiği herhangi bir edim gibi benimsedi. Evi yıkıldı, sokakta bırakıldı, eşini bu yıkımlar yüzünden kaybetti. O Kudüs’ün kadın muhafızı… Şimdi bir yıkıntının üzerine kurduğu kocaman dünyanın içinden sesleniyor bizlere. Aksa’nın küllenmeyen hikayesini anlatmak için dünyayı dolaşıyor.
Geçtiğimiz günlerde de İstanbul’daydı. Ben de İHH’da gerçekleştirilen toplantıya onu dinlemek için gidenlerden biriydim. Toplantı sonrasında tanışma ve kısa bir sohbet gerçekleştirme fırsatı da buldum. Sarılıp içime çektim Kudüs’ün kokusunu. Sonra aynı hafta içinde ikinci kez farklı bir mekanda, o yine konferans için gelmişken tesadüfen karşılaştık. Bu kısa tanışlığın sıcacık selamını ömrüm oldukça taşıyacağım kalbimde. Ve biliyorum ki Fevziye Cabir (Ümmü Kamil) Hanımefendi asırlık bir direnişin kadın kahramanı olarak, hakikati ünleyen kavi bir ilmek gibi örülü kalacak zihnimde.
Halksız Kudüs’ün evsiz halkı
Fevziye Hanım, “Burası Mirac’ın gerçekleştiği yer” deyip Kudüs’ün Allah’ın göğe uzattığı yol olduğunu hatırlatarak başladı konuşmasına. Hikayesi Kudüs’ün hikayesiydi, yıkılan evi ise tüm Müslümanların evi…
Kudüs’ün İsrail tarafından hızla dünyadan ve kendi halkından soyutlandığını, Mescid-i Aksa’nın cemaatsiz, Müslümanların evsiz bırakıldığını anlattı. Sahte evraklar düzenleyerek evleri ellerinden alınan Kudüslüler, üstüne bir de para cezalarına çarptırılıyor, topraklarını terke zorlanıyordu. Fevziye Cabir gibi direnenlerin evlerini ise tipik İsrail yayılmacılığı ile önce gasp edip sonra ite ite çıkarma yoluna gidiliyordu. Fevziye Hanım’ın da evinin bir kısmını 2001’de gasp eden İsrail askerleri çeşitli baskı ve işkencelerle onu evinden etmek istemiş ama başaramamıştı. Ta ki 2008 yılına kadar.
Fevziye Hanım ve eşinin yaşadığı ev 9 Kasım 2008’de gecenin 3’ünde İsrail ordusundan 50 tane silahlı askerin baskınına uğradı. Kolundan tutulup yaka-paça dışarı atılan Fevziye hanımın eşi bu tahliye sırasında kalp krizi geçirdi. Askerler yaşlı adamın ambulansla hastaneye götürülmesine bile izin vermedi. Eşyaları boşaltılıp evi gasp edildikten sonra serbest bırakılan Fevziye Hanım o gün karar verdi. Bu toprakları asla terk etmeyecekti. Evinin yanına bir çadır kurdu. Ancak eşi yaşadıkları karşısında duyduğu üzüntüden dolayı bir hafta içinde üç defa kalp krizi geçirdi ve vefat etti. Böylece evsizliğine bir de yalnızlık eklendi.
Fevziye Hanım’dan Aksa’nın bugünkü hikayesi
Fevziye Cabir yani namı diğer Ümmü Kamil evsiz bırakılan ilk Kudüslüdür. O bugün evinin yıkıntıları üzerine kurduğu çadıra tüm dünyayı sığdırıyor. İsrailliler tarafından durmadan sökülüyor çadırı, o ise her defasında yeniden kuruyor. Ağır para cezalarına çarptırılıyor, İsrail kendi gasp ettiği evin eşyalarını koyduğu deponun kirasını bile ondan alıyor. Fevziye Hanım tüm baskılara, yıldırma politikalarına rağmen dünyanın dört bir yanından gelen barış gönüllülerini ağırladığı çadırında, tüm vakarıyla bir yandan Kudüs’ü kolluyor, diğer yandan barışı.
Mescid-i Aksa’nın yakılması olayı 21.yy’da İslam dünyasının yaşadığı en önemli dönüm noktalarından biri. O gün ateşi elleriyle söndürmeye çalışan Kudüs halkı bugün alevleri arşa dayanan bu yangın ve yıkıma karşı çaresiz bırakılıyor. Çünkü (Fevziye Hanım’ın anlatımıyla):
“Mescid-i Aksa’nın altında şu anda 61 tane Yahudi sinagogu inşa edilmiş durumda. Ayrıca Aksa’nın altındaki tünel kazıları da devam ediyor. Mescidi Aksa delik deşik edildi. Yahudi aşırı dincileri bugün Mescid-i Aksa’nın içerisinde (kendileri için ayırdıkları bir bölümde) ibadet etmeye başladılar. Cuma günleri gençlerin Cuma namazı kılması engelleniyor. Şu an Mescid-i Aksa dünyadan soyutlanmış durumdadır. Onu halksız cemaatsiz bırakmaya çalışıyorlar. Filistinlilerin Kudüs’te kendilerine ev yapmaları yasak. Yıkılan evlerini onarmaları yasak. Resmen bir soykırım uygulanıyor. İsrail topraksız bir halk oluşturmaya çalışıyor.”
Yaptığımız kısacık sohbetten notlar
Şu anda içerideki hayat nasıl akıyor?
Periyodik olarak toprak gaspı, ev gaspı söz konusu. İsrail devleti şu an çok hızlı bir şekilde Kudüs’ü ele geçirmek istiyor ve Filistinlilerden boşaltmak istiyor. Belki 10 yılda yapabileceği şeyi planlı olarak 10 ayda yapmaya çalışıyor.
Halk ne durumda?
Kadınlar, erkekler ve çocuklar hep beraber direniş gösteriyor. Bir tek ben değilim. Ancak herkesin dayanma gücü birbirinden farklı. Kimi daha fazla tahammül ediyor, kimi daha az ama Filistin halkının tamamı büyük bir mücadele veriyor.
Siz toprağınızı terk etmiyorsunuz, peki ya edenler?
Tabii ki bu da var. Para karşılığında kabul edip gidenler de var. Ancak ben kendimden sorumluyum. Onlar hakkında da bir hüküm vermek istemiyorum. Benim gibi kendi topraklarına bağlı olan insanlar hiçbir şey karşılığında bırakıp gidemiyorlar. Ben de onlardan biriyim. Bir elin parmakları bir değil.
Bu direniş şuurunu ayakta tutacak ne yapılıyor Filistin’de?
Bu konuda güçlü bir birliktelik var. Sivil toplum kuruluşları var ve Filistin’in içerisinde de Selam diye bir insan hakları grubu var. Avrupa birliğinden insanların, Hristiyanların ve Müslümanların tamamının birlikte hareket ettiği oluşumlar var. Ciddi bir birliktelik ve dayanışma söz konusu. Ben de buradan sonra Avrupa’ya geçeceğim. İsveç’ten ve 4-5 ülkeden davet var.
Korkmuyor musunuz?
Ben Allaha iman ediyorum. Kimseyi öldürmedim, kimseye zulmetmedim. Onlar beni evimden çıkardılar, kocamı öldürdüler. Korkum yok. Niye korkayım ki “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır”.