Zümrüt SÖNMEZ
Felsefenin günü olur mu?

Felsefenin günü olur mu?

 

2002 yılından beri, her yıl kasım ayının üçüncü perşembesinin dünya felsefe günü olarak “kutlandığı”ndan haberiniz var mı? Hatta böyle bir gün önerisinin Türkiye Felsefe Kurumu’ndan geldiğini biliyor muydunuz?

 

Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, kadınlar günü, şu günü bu günü diye uzayıp dünyayı en az iki kez dolaşabilecek bir liste olduğuna eminim. Ama itiraf etmeliyim ki şimdiye kadar duyduklarım arasında en çok bunu yadırgadım. Felsefenin günü olur mu? Felsefe zamana mekâna sığdırılabilir bir şey midir? Modern çağın bireylerine binlerce yıllık kadim felsefi gelenek bir günde download mı edilecek yoksa filozofları anma partileri mi düzenlenecek?

 

Belirli günler ve haftalar oldum olası takvimlerin rütbeli askerleri gibi gelmiştir bana. Her birine bir görev verilmiştir. Vakti girince niyet edip kıyam pozisyonu alır, dikilirler Allahın gününün tepesine. Onlar, bir günü işlevsel kılmak, o günün önüne getirilen yapım ekini kutsamak üzere biçilmiş rahiplerdirler adeta. Zaten anlamak işimize gelmiyorsa kutsarız öyle değil mi?

 

İşte Dünya Felsefe Günü’nün işlevi tam da burada başlıyor. Soyut olan, aklın sınırlarını zorlayan kavramlara yenidünyada yer olmadığından, sınırlarını çizip kalıba sokuyoruz onları, böylece işlevsel kılıyoruz. İnsan elinin dokunup dönüştüremeyeceği, yani kullanıma, tüketime dâhil edemeyeceği hiçbir unsur bırakmamak adına özel günler icat edip maddeleştiriyoruz kavramları. Hâlbuki Felsefe varlığın mana boyutunda, birbirine ilişik milyonlarca soruyla bugünün dünyası için hiç de işlevsel bir alan değil. Biz cevapların peşindeyiz, felsefe ise soruların, biz çok konuşup çokça koşmaktayız sürekli, o ise durup düşünmekte…

 

Hal böyleyken, dünya felsefe gününde ben sizleri felsefenin asprinleştirilmesine karşı 24 saatlik itiraz duruşuna davet ediyor, kitaplığımdaki felsefenin tanıklığında “felsefe” kitaplardan öğrenilmez diyorum…

 

Kitaplığımdaki Felsefe

 

Sofie’nin Dünyası

 

Felsefe tarihi üzerine Jostein Gaarder tarafından yazılmış bu kitap türünün en bilinen örneği. 1991 yılında yayınlandığından beri kırka yakın dile çevrilmiş ve fazlaca satmış. 15 yaşındaki Sofie’nin posta kutusunda bulduğu notlarla başlayan macerası Norveçli bir felsefe öğretmeni olan yazarın anlatımıyla tam bir felsefe tarihi dersine dönüşüyor. Yer yer didaktik olan romanın en büyük kusuru ise bu şanlı tarihi batıdan başlatıyor olması. Felsefe söz konusu olduğunda kitap için bir yakın tarih anlatımı diyebiliriz bu yönüyle, ya da kusuru yazarın doğuyu hiç bilmeyişine (iyimserim!) verebiliriz.

 

Sokrates’in Savunması

 

Atina’nın üstadı Sokrates fikirleri, kendi döneminin sistemine getirdiği marjinal muhalefeti yüzünden idama mahkum edilir. Sokrates’in kendisine yönelik suçlamalara karşı yaptığı ünlü savunması biri Xenaphon’a biri de Platon’a ait iki metin üzerinden günümüze ulaşmıştır. Pek çok yayınevi tarafından farklı edisyonlar ve inceleme metinleriyle birlikte yayınlanmış olan bu eser Sokrates’in tartışma sanatını ve felsefi metodunu da gözler önüne seriyor.

Devlet

 

Platon hocası olan Sokrates’i konuşturduğu diyaloglarıyla felsefeyi yazıya en iyi aktarmış filozoflardan biri. Onun devlet tasavvurunu da yine bu diyalogların “politea” adı verilen bölümünde buluyoruz. Platon’un kendi ülkesinin politik sorunlarının eleştirisi üzerinden temel kavramları sorgulayarak şekillendirdiği platonik devleti geçen binlerce yıla rağmen ilham verici özelliğini koruyor.

 

Felsefenin Öyküsü ve Büyük Filozoflar

Büyük boy, kuşe kağıtlı, bol resimli bir albüm özelliğindeki bu kitap felsefe tarihi üzerine hazırlanmış en anlaşılır kaynak kitap. Bryan Magee batı felsefe tarihini temel hatlarıyla anlatan ansiklopedik bir rehber sunmuş bizlere. Yazarın bir diğer kitabı olan Büyük Filozoflar’da ise detaylara sızıp, tartışmaya başlıyorsunuz. Magee bu kitapta, filozofların düşünme tarzlarını, kendilerine konu edindikleri felsefi problemleri, dünyaya armağan ettikleri büyük teorileri ve derin ufukları, kendileri de birer filozof olan ünlü yorumcularla tartışıyor.

 

İslam Düşüncesi Tarihi

 

M. M. Şerif’in editörlüğünde hazırlanmış 4 ciltlik bu kaynak eser, yukarıda sıraladığım kitapların eksik bıraktığı yerden, yani daha gerilerden başlıyor anlatmaya. Klasik Çin, Hint, İran düşünceleri yani kadim doğu felsefesi, batı felsefesine kaynaklık etmiş geniş bir külliyatı bünyesinde barındırıyor. İnsanoğlunun varoluşundan bugüne sorulan sorular aslında hiç değişmemiş. Bu yüzden aslında Doğu ve batı sadece politik cetvellerle birbirinden ayrılabilir. Düşünce tarihini bir bütün olarak izlediğimizde oluş ve bozuluşun nasıl da döngüsel bir süreç olduğunu ve tüm yönlerin onun potasında nasıl bir olduğunu daha iyi anlıyoruz.

 

* Bu yazı 23.11.2009 tarihli Milli Gazete Kültür sayfasında yayınlanmıştır.



zumrut.sonmez@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

Ayın En Çok Okunanları