Kendi kendime şu üç eseri yeniden okumalıyım diye düşündüm.
Su Üstüne Yazı Yazmak, Güvercin Gerdanlığı ve Gariplerin Kitabı.
Üçünün de ortak noktaları olduğunu düşünüyordum çünkü. Daha doğrusu kendi ruh yolculuğumda beni benden alıp başka bir ben olmam için yardımcı olacaklardır diye düşünüyordum.
Bu üç eserde de beni çeken bir şeyler var.
Bir hikmet var bu işte.
Nereden mi çıkardım.
O zaman hikayemi dinleyin.
Üç eserden birincisi olan Muhyiddin Şekür’ün “Su Üstüne Yazı Yazmak” isimli eserini alıp yeniden okumaya başladım. Eserin müellifinin ve eserde anlatılan kısa hikayeler üzerinde düşünerek ilerliyordum. Henüz daha ikinci bölümü bitirmiştim ki; değerli dostum Yavuz Selim Kurt Muhyiddin Şekür’ün Türkiye’ye geldiğini ve önceki akşam Eyüp’te onunla buluştuğunu söyledi. Üstelik eşinin ve kayınvalidesinin Muhyiddin Şekür’le çok iyi tanıştıklarını ve Amerika’dan yakın dostları olduklarını anlattı.
İşin ilginç bir yönü de Konya’ya gitmiş ve Mevlana Hazretlerini ziyaret edememiştim. Tıpkı Muhyiddin Şekür’ün eserinde anlattığı Şeyh Nun’un kendisine bir seyahatinde Şam’a uğra orada büyük bir zat var, onu mutlaka ziyaret etmelisin demesine rağmen İbnul Arabi’yi ziyaret edememesi ve seyahat dönüşünde hastalanması gibi ben de Konya’dan beni bir hafta kadar neredeyse hayattan koparan bir diş ağrısıyla dönmüştüm. Konya’ya gidip Mevlana Hazretleri’ne uğramadan geri dönmek derin bir acıya dönüşmüştü.
Muhyiddin Şekür’ün eserini yeniden okumaya başlamam ve kendisinin de o günlerde İstanbul’da olması ve üstelik bir dostumun onun çok yakınında olması önemli bir tevafuktu.
Nihayet kendisiyle buluşma ve tanışma imkanı buldum.
Uzun boylu, siyahi ve dingin bir adamdı. Şeyh Nazım Kıbrisi’nin dediği doğruydu. Mürşid kıvamında bir kamil insan vardı karşımda. Söylenen her sözü ve sorulan her soruyu derinlemesine düşünüyor ve tane tane konuşuyordu. Tevazuu ile etkileyiciydi. Hayata Müslümanca bakışı ve hikmet arayışı tıpkı eserde anlattığı kadar duruydu ve sürüyordu.
Güzel, sade bir mümin olmak böyle olsa gerek dedim.
Sonra kendime döndüm ve baktım.
Ne için yaşadığımı ve nereye doğru yol aldığımı bir kere daha düşündüm.
Nelere kızıp neler için sevinç duyduğuma baktım. İbadetlerimden neden tat alamadığımı sordum.
Kuran’dan nasıl bu kadar uzak kalabildiğimi?
Neden Allah anıldığında kalbimin titremediğini?
Neden sade bir yaşama razı olamadığımı?
Neden kısa ve gelip geçici olan bu dünya denen misafirhane için böylesine çabalayıp durduğumu?
Neden ebedi hayata yeterince hazırlık yapmadığımı?
Ve nefsim adına daha birçok şeyi düşündüm ve kendimle hesaplaştım.
Muhyiddin Şekür ve Su Üstüne Yazı Yazmak isimli eseri işte böyle tesir bıraktı bende.
Tevafuklar, iç hesaplaşmalar ve iyiye güzele doğru çıkılan bir yolculuk.
Üç eserin birincisinin hikayesi böyle.
Belki de yaşadığım bu hikaye üçünün de hikayesidir.
Yolculuk devam ediyor…
Henüz Yorum Yapılmamış