Ayşe ZORLU
Münevver Karabulut Cinayeti

Münevver Karabulut Cinayeti "One Minute" ün İntikamı Olabilir Mi?

Fazla zorlama bir başlık gibi mi geldi? Belki..Fakat günümüzde iletişim ağlarını kontrol eden güçlerin kimlik ve niyetleri (ki bir sonraki yazıda bunu sizlerle paylaşacağım) düşünüldüğünde şu ayeti aklımızdan çıkarmamız gerekiyor . “Size bir fasık haber getirdiğinde durup gerçeği araştırın. Yoksa istemeden insanların hukukuna tecavüz eder ve sonra yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız”(49:6) Bu ayette öne çıkan nedir? Tabi ki ŞÜPHE. Evet, ŞÜPHE çağımız Müslümanlarının modernizmin, popüler kültürün, medyanın ve aklınıza gelen çağın bütün dayatmalarının iğvasına düşmesine engel olacak bir hakikat olarak karşımıza çıkıyor. Burada anlatmak istediğimi bir sonraki yazıda daha iyi anlayacağınızı belirterek, bu yazının konusuna dönmek istiyorum.
 
Olayı biliyorsunuz. Medyada yeteri kadar işlendi zaten. Hatta fazlasıyla demek daha doğru olur. Medyanın eskilerin tabiriyle “şuyuu vukuundan beter”(yani yenilerine yol açabileceği endişesiyle duyulması gerçekleşmesinden daha kötü)  bu tür hadiseleri işleyiş biçimini önceki yazılarımızda eleştirmiştik. Bu haberin basılı ve görsel medyada, kanlı testere görüntüsüne varıncaya kadar bütün teferruatıyla günlerce yer almasının ardından, aynı şekilde vahşice işlenmiş cinayet sayılarındaki artışı inceleyen bir istatistik yapılsaydı, ne demek istediğim anlaşılırdı. Bunu aşmak için medyaya yeni yasal düzenlemeler getirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. “Kamuoyunun haber alma özgürlüğü” ilkesine sığınılarak tüm ayrıntılarıyla işlenen bu tür olaylar, toplumdaki hasta ruhlu, psikolojik destek alması gereken insanları tahrik etme özgürlüğüne, dolayısıyla bizzat toplumun kendisine yönelik bir tehdide dönüşmemeli.
 
Medyada ilk zamanlarda yer alış biçimine göre üst gelir düzeyine mensup bir ailenin “iyi eğitimli” oğlu tarafından vahşice işlenen bir cinayetten bahsediyoruz. Yani söz konusu aile sıradan bir aile değil. Medya, olayı önce, yabancı dil eğitimi alması için küçük yaştan itibaren yurtdışında tutulan bir çocuğun, aileden uzak kalmasının psikolojik olarak oluşturduğu sevgi boşluğu açısından değerlendirdi. Sonra kıskançlık cinayeti olarak lanse etmeye başladı. Konu gündüz kuşağı kadın programları da dâhil, her yerde işlendi. Gün geldi, bizzat Celalettin Cerrah’ın ağzından kızlarına sahip çıkmadıkları için, kızın ailesi suçlandı.
 
Fakat son perdede, Cem’in cinayeti tek başına işlemediği, baba Nida Garipoğlu’nun da gayet planlı bir şekilde cinayete iştirak ettiği ortaya çıktı.
 
İşte bu noktadan sonra adeta film koptu. Medya hayreti mucip bir şekilde babanın cinayete nasıl veya hangi gerekçelerle iştirak ettiğini kurcalamadı. Bu cinayet hasta baba ve oğulun sadistçe işledikleri bir cinayet olarak kapatılmak isteniyor gibi bir izlenim oluştu. Tam da medya için hakiki bir malzeme çıkmışken bu sessizlik dikkat çekici. Konu adli makamlara intikal etti. Belki bu bir gerekçe olabilir. Fakat medyanın bas bas bağırdığı günlerde de konu adli mercilerin takibindeydi.
 
Bir de Münevver’in babasının ciddi iddiaları var. “O gün o evde ayin yapıldı” şeklinde. Baba bu iddialarını raporda da yer alan Münevver’in boynundaki ters V şeklindeki kesiklere dayandırıyor. Ve Cem’in satanist sitelere üye olduğuna dair iddiaları da var babanın. İnternetten de ulaşabileceğiniz cinayet raporunda olayın  “büyük bir kin ve vahşet duygusuyla” işlendiği ve “ayin cinayeti” olabileceği yönünde, babanın bu iddialarını destekleyen görüşler var.
 
Farz-ı muhal, Cem’in gerçekten küçük yaşta aileden uzak kalmasının da etkisiyle psikolojik olarak normalliğini kaybettiğini farzedelim. Peki, babaya ne oluyor. Böyle bir vahşete normal bir baba nasıl ortak olabilir.
 
Garipoğlu ailesinin kökeni ve karanlık ilişkileriyle ilgili nette birçok iddia dolaşıyor.  Nette dolaşan bu tür haberlere ne kadar itibar edersiniz bilmem ama tüm bunların üstüne bir arkadaşıma konuyla ilgili olarak gelen bir mail, gerçekten insanın içini acıtacak cinsten. Bu slaytı affınıza sığınarak  sizlerle paylaşacaktık fakat teknik sorunlar sebebiyle bunu yapamıyoruz. Yine de slaytın içeriğini tahammül sınırlarında kalmaya çalışarak size açıklayayım:
 
Slayt 3 Mart tarihine dikkat çekerek başlıyor. 3 Mart 'ın  yani "Hebrew takvimine göre7ADAR tarihinin, Musa'nın doğduğuna ve öldüğüne inanılan ve aynı zamanda Moloch'a(tapılan melek, şeytan) insan kurban edilen gün" olduğu belirtiliyor. Slaytın devamında antisabatayist ve antisiyonist bir yazar olan Cevat Rıfat Atilhan'ın "İĞNELİ FIÇI" adlı kitabına atıfta bulunuluyor. Bu kitapta senede bir kez müslüman asıllı olmak üzere, özellkle bir kız çocuğunun kurban edilmesi töreninden bahsediliyormuş. Aynı kitaba atfen yahudilerin Pessah dedikleri mayasız bayramlarının Avrupa'da her yıl küçük çocukların kaybolduğu ve daha sonra cesetlerinin kanları tamamen çekilmiş olarak bulunduğu dönemler olduğuna işretle, Yahudilerin bulundukları ülkelerden sürülmelerinin nedenlerinden birinin de bu sapık adetleri olduğu vurgulanıyor. Osmanlı döneminde de yahudilerin bazı kollarının bu sapık adetleri uyguladıkları 1633,1863,1868,1870 yıllarında kayıtlara geçen vakalar olduğu belirtiliyor. Filistin'de ise her yıl 100' den fazla çocuğun kaybolduğu slayttaki bilgiler arasında. Slayt son olarak Cem'in yakalandığı andaki  saçı traşlı fakat sakalı uzun (Atatürk havalimanında ayin yapan yahudilere benzer şekilde)   görünüşüne dikkat çekerek şu cümlelerle sona eriyor: "Bir insan saçını niye traş ettirir de sakalını ettirmez. Belki de dininin gereği olduğu için.Bununla ya dindaşlarına 7ADAR kurbanının zaferini gösteriyor ya da,dedikleri gibi Mossad O'nu İsrail’de sakladı ve bu tiple saklaması zor olmasa gerek" 
 
Bu iddiaların bir an için gerçek olduğunu kabul edersek, insanın aklına şöyle bir soru takılıyor: Yahudilerin bir kolunun sahip olduğu belirtilen bu  sapık inanç, herhalde bu yüzyılda en çok da İsrail'in imajına zarar vereceği endişesiyle "medeni" avrupa ülkelerinde artık uygulanmıyordur. Veya tüm dünyada medya ağını büyükölçüde ele geçirdikleri için , bu tür habeler su yüzüne çıkmıyor da oalbilir.
  Filistin'de "her yıl 100'den fazla çocuğun kaybolduğu"nu düşünürsek, bu konuda orda neler olup bittiğini bilmek zaten imkansız.  
Peki 29 Ocak 2009'da  Davos'ta Başbakanımızın ağzından Filistin'de yapılan vahşet, bunu yapan ülkenin cumhurbaşkanının yüzüne tokat gibi çarparken ve sonrasında Türk halkının  coşku ve sevinç gösterileri karşısında birileri, yaklaşan ilk kutsal günde bunun intikamını almaya yemin etmiş olabilirler mi? Bu durum karşısında nasıl bir halet-i ruhiye içine girdiler? Rapordaki gibi kin ve intikam olabilir mi?  Kendi sapık inanışlarına göre “kutsal bir tarih” olan bu günde, kurban etmek için neden bir Türk kızı seçildi?
 
Belki bu cinayetin asıl sebepleri infial uyandırmamak için kamuoyuna hiçbir vakit açıklanmayacak. Yine de, bundan sonraki süreçte medyanın bu dosyanın takibine olan ilgisi çok şeyi açıklayabilir. Yoksa medyanın sessizliğini “Kuzuların Sessizliği” olarak mı okumalıyız? Ne dersiniz?
 
 


ayse.zorlu@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (1)
selda tarafından 2009-12-15 09:48:59 tarihinde yazılmış
zaten çok etkilenmiştim...
bu olay beni çok etkilmişti zaten. yaptığınız açıklamalar ve yorumlar oldukça gerçekçi. benim anlamadığım konu ise bunların yapıldığı biliniyorsa kim oldukları ve nerelerde bulunduklarıda az çok biliniyodur neden bir önlem alınmıyor bizim ülkemizde de her yıl 10 larca çocuk kayboluyo kim bilir içlerinde kaç münevver var....
Ayın En Çok Okunanları