Küresel güce yerel destek!
Biraz gecikmeli seyrettiğim Kurtlar Vadisi Gladio filminde en beğendiğim ve en beğenmediğim konu, filmin sonuna damgasını vuran “avukat kızın gladiocu çıkması” klişesi oldu. Bu sonu beğenmemin sebebi; kedi gibi 9 canlı ve sürekli dört ayak üzerine düşen İskender’in ‘senden büyük gladio var” hesabı en sonunda ve beklenmedik şekilde alt edilmesi. Beğenmediğim tarafı ise, gladionun özenle yetiştirdiği tek kişilik imha timi İskender’in yeni yetme avukatın, hem yatının, hem arabasının oluşu ve daha bir sürü kafa kurcalıyıcı durum ve mafya adamlarının başına ne gelirse gelsin kadınlardan geldiği klişesine rağmen, avukat kıza güvenmesi…
Bu yazı bir film kritiği yazısı değil kuşkusuz. Ama son bir iki aydır yaşadıklarımız, onun ötesinde son 30 yıldır yaşananlar tam da Gladio filminin sonu gibi. Filmi izlerken gladionun tam bir kabus gibi çöreklendiğini ve her zaman bir B plana sahip olarak, karşısına çıkan herkesi yok ettiğini görüp ürperiyorsunuz. Ama bana göre daha da kabus olan, İskender gibi onca görmüş geçirmişliğe rağmen; herkesin her an zaaflarına yenilebilmesi.
Memleketin hali tam da böyle değil mi?… Birkaç yılda bir yaşanan olaylar hep aynı değil mi? Daha da trajik olanı bu olaylardaki tarafların, muhatapların tavırları da aynı değil mi?
Bu kabusun sürmesinde birilerinin parmağının olduğu kesin. Ama birilerinin bu parmağı yağlayıp balladığı da kesin. DTP’nin kapatılmasıyla ivme kazanan bu süreçte beni en çok rahatsız eden parmağı olanlardan çok, bu parmaklara istediği ortamı sunanlar... Küresel güçler, senaryolar bizi aşabilir. Ama onların bir oyunu varsa “Allah’ın da bir hesabı vardır” diyebilecekler artsaydı, bu oyunlar ters tepebilirdi.
Barış diye sokağa dökülenlerin, aslında savaşın ekmeğine yağ sürdüklerini görmüyor oluşu… PKK’nın bir terör örgütü olduğunu unutmaya bu kadar meyilli olmak. Gerilla edebiyatıyla güya Kürtleri onore ettiğini düşünüyor olmak.
Sokaklar yangın yerine dönüp, bir belediye otobüsünde masum bir genç kız katledildikten sonra, demokratik hak talebinin sokakları savaş alanına çevirmekle aranmayacağını görüyor olmak. Reşadiye katliamını üstlenilmesine rağmen; bu bir provokasyondur diyerek; provokasyon oluşun olayın vehametini ortadan kaldırmıyor olduğunu görememek. Yüzlerce çocuk, hapishane köşelerinde, adliye koridorlarında yarına olan umutlarımızı yok edecek kadar bileniyorken; ön saflara yeni çocuklar koyuyor olmak. Bir yandan dağdan gelenleri davul zurna ile karşılayıp bir yandan dağa yeni çocuklar gönderiyor olmak… Parti kapatılmasından en çok kendisi zarar görmüş iktidar hükümetinin, gerekli anayasal değişikliklerini yapmıyor oluşu. Demokratik açılımları kendi milletvekillerine bile kabul ettiremeyen bir hükümet. Ve daha nice kabus hali.
Örneklerimiz çok ve benzer. En vahimi bu.. Hep aynı olaylara rağmen, aynı sonu bulmuşuz. O yüzden artık sahiden şapkayı önümüze koyup düşünme vakti. Bu sonları, bu klişeleri daha ne kadar hak edeceğiz. Bize yazılan senaryoları ne zaman doğaçlama bir üslupla değiştirebileceğiz.
Hani televizyondaki o görünmez yönetmene arada kafa tutan oyuncu gibi, adı gladio, ergenekon, derin devlet, küresel güç velhasıl ne olursa olsun bu görünmez yönetmenlere yerel destek olmaktan ne zaman vazgeçeceğiz. Kürt, Türk kısacası bu toprakların insanları olarak ne zaman ‘edi besse/artık yeter’ diyeceğiz. Bize dayatılanı kini, öfkeyi, yok saymayı değil merhamet ve adaleti seçeceğiz.
Seçimlerimizle bu oyunu bozduğumuz zaman, açılım kesintiye uğramayacaktır. Aksi taktirde bu ülkenin çocukları daha çok açılım süreçleri yaşamaya devam edecek.
emine.ucak@10yazar.com