Ayşe ZORLU
Medyanın Götürdüğü

Medyanın Götürdüğü "Cesur Yeni Dünya"

 Sözün kutsallığından, hakikatin kuşatıcılığından ve vahyin merhametinden bağlarını koparan insanlık, merkezini medyaların, görselliğin ,imajın belirlediği “modern uygarlık”la tüketmeye ve tükenmeye devam ediyor.
 
Birçok iletişim ve toplumbilimciye göre enformasyon bir devrim. Alvin Toffler, insanlığın tarım ve sanayi devriminden iletişim devrimi aşamasına geçtiğini söyler.
 
Bununla birlikte bu devrimin, insanlığa huzur getirmediğinin de artık herkes farkında. Gelişen teknolojiye paralel olarak, giderek kirlenen çevre, artan doğal felaketler, küresel ısınma, nükleer savaş tehdidi, intihar ve boşanma oranlarındaki artış, artık ilkokul seviyesine inen uyuşturu kullanımı, her geçen gün daha fazla kana bulanan Ortadoğu   v.s 
 
Evet, artık apaçık ortada ki, enformasyon devrimi dünyaya barış ve huzur getirmek şöyle dursun,  vaad ettikleri "özgürlük", Batılı ülkeler ve çok uluslu şirketlerin kontrolü altında   tam bir tehdide, “bilgilenme” hikayesi ise tam bir cehalete dönüşmüştür. Masum kelimelerle süslenen tanımlar, batının yeni sömürgecilik projelerini gizleyen birer maskedir çoğu zaman.
 
Bu yazıda size çağın kültürünü anlamak için ağır medya kuramlarından bahsetmeyeceğim. Bırakın teoriyi, sadece ortalama bir Türk ailesinin günlük yaşamını gözden geçirmek , ya da televizyonlardaki kadın kuşağı programlarına şöyle bir göz atmak bile yetecektir aslında. Sayıları durmadan artan ve yılan hikayesine dönen diziler de cabası. Dizilerle yaşayıp, yaşlanan bir toplum olduk malum. Gerçek ve hayal o kadar iç içe girdi ki, nerdeyse dizileri gerçek sanırken, yaşadığımız hayatı dizi gibi algılıyoruz.
 
Bütün insanlık adeta küresel bir hipnoz seansında. Seansın gerçek yöneticileriyse perde arkasında konumlanmışlar. Schıller bu durumu şöyle ifade eder: “Manipülasyon bir yandan çoğunluğa olup bitenlerde sanki kendisinin de aktif olarak yer aldığı inancını aşılamakta, bir yandan da bu insanların gelişmenin imkanlarından yeterince faydalanmasına üstelik kavga gürültü de çıkartmadan engel olmaktadır”( Herbert Schıller, Zihin Yönlendirenler, Pınar Yay. S.13)
 
Hamelink ise, yaşanan sürecin “üçüncü dünya ülkeleri”ndeki karşılığını ise şöyle açıklar: “Enformasyon teknolojisindeki gelişmeler özerk, özgün ve farklı kültürel oluşumlara imkan tanımamakta, aksine dünya çapında egemen, başat tek bir kültürün oluşumuna katkıda bulunmaktadır.”(Cees Hamelink, Enformasyon Devriminden Sonra Yaşam Sürecek mi? s.21)
 
 
George Orwell’ın 1894 adlı kitabındaki görüşleriyle, Aldoux Huxley’in Brave New World(Cesur Yeni Dünya) adlı kitabındaki görüşlerini karşılaştırdığımızda, çağın kültürüyle medya arasındaki ilişki daha netleşecektir. Şöyle ki;
 
Orwell, dıştan dayatılan bir baskının insanları ezeceğini belirtirken Huxley, insanların zamanla üzerlerindeki baskıdan hoşlanmaya ve düşüncelerini dumura uğratan teknolojileri yüceltmeye başlayacaklarını söylemiştir.
 
Orwell, kitapları yasaklayacak olanlardan korkuyordu. Oysa Huxley buna gerek kalmayacağını çünkü kitap okuma heveslisi kimsenin kalmayacağını söylüyordu.
 
Orwell, insanların acı çekerek denetleneceğini söylerken Huxley, sevdikleri şeylerle hazza boğularak denetleneceğini söylemiştir.
 
Bu görüşler son yüzyılın önemli düşünürlerinden Jean Baudrillaard’ın özellikle Batı toplumları için yaptığı tanımlamalara denk düşer.Ona göre artık kitle diye bir şey kalmamıştır.
 
“Batılı toplum bugün yaratıcı düşünce ve eleştirel düşünce açısından tükenmiş durumdadır ve bir similasyon dönemi yaşamaktadır”... “Kitle toplumsalın içinde kaybolduğu kara bir deliktir.”(Jean Baudrillard, Sessiz Yığınların Gölgesi, ss.11-13)
 
Weber ve Habermas’ın anlam kaybı sorununu bir adım daha ileri taşır Baudrillard: “Bugün artık anlam bunalımı yoktur. Çünkü her yerde giderek daha çok anlam üretilmektedir. Yetersiz kalan artık taleptir. Sistemin asıl sorunu bu talebin üretimidir.”(S:31) 
 
Baudrillard, insanlığın içine düştüğü bu fatal evrede alternatif üretebilecek tek potansiyel olarak İslamı gördüğünü, kendisiyle ölmeden önce yapılmış bir söyleşide belirtmişti.
 
Yaşadığımız sürecin pratikteki sonuçlarını günlük hayattan ve dünyadaki olaylardan çıkarmak mümkünse de, yürütülen projenin ilerleyen safhalarını ve safhalarda medyaya verilen görevi  göstermesi bakımından, aşağıdaki linkte bulunan “Amerika Şeytanilerinin Gün Yüzüne Çıkmamış Dehşet Planları " başlıklı videoyu mutlaka izlemenizi  öneririm.
 
Bu video, “Cesur Yeni Dünya”nın gerçekte ne olup ne olmadığını çok iyi açıklıyor.

http://www.hakanyilmazcebi.com/?sayfa=oku&id=73


ayse.zorlu@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

Ayın En Çok Okunanları