Filistin’e Yol Açık konvoyunda beraberdik onunla. 30 yaşındaki Casablanca doğumlu Cueava (Caoimhe) Butterly bugün dünyanın tanıdığı ünlü bir aktivist.
Aslen İrlandalı olan Cueeva, anne ve babası da insani yardım kurumlarında görev yaptığı için savaş ve yoksulluk bölgelerinde büyümüş. Oradan oraya gidip gelmeleri arasında eğitimini İrlanda’da tamamlayabilmiş. Aynı zamanda bir gazeteci olan Cueeva’nın yakınları İrlanda ve Fransa’da yaşıyor olsa da, o “benim evim sırt çantam” diyor ve istikrarlı bir yaşamı reddediyor.
Mesleği olmasına rağmen budur diyebileceği bir işi olmayan Cueeva Filistin meselesini de yardım amaçlı olarak gönüllü gidip geldiği Arap ülkelerinde tanımış. “İlk intifada döneminde insanların ayaklarını kollarını taşlarla koparıyorlardı, ben bunlarla büyüdüm” diye anlatıyor yaşadıklarını.
İkinci İntifada dönemini ise Bağdat’ta geçirmiş. Ardından Batı Şeria’da Cenin kampında bir süre yaşayan Cueeva’nın o günlerden kalma derin yaraları var:
“Savaş anında çocuklar sapanla tanklara taş atıyordu. Ben de orada bulunuyordum. Bacaklarıma iki kurşun yedim. Sonra tutuklandım. Ürdün’e gönderildim. İsrail tedavimi karşılamak istedi. Britanyalı bir gazeteci olduğum için yakından ilgilendiler. Ama kabul etmedim ve Irak’a geçtim. Irak’ta da savaş döneminde yardım görevlisi olarak bir süre yaşadım. Sonra Lübnan’a geçtim ve 2.5 sene orada kaldım.”
“Benim evim, nerede direniş varsa oradadır”
Ömrünü sivil yardım çalışmaları, savaş karşıtlığı, insan hakları vb. meselelere kafa yorarak geçiren, bundan sonrası için de başka türlü bir hayat düşlemeyen Cueeva “Free Gaza Movement” ekibiyle birlikte çalışıyor.
İngiltere merkezli “Viva Palestina” örgütünün bu yıl Türkiye’nin de katılımıyla üçüncüsünü gerçekleştirdiği yardım konvoyu organizasyonunun bundan bir yıl önce (Gazze savaşından hemen sonra) yola çıkardığı birinci konvoyda bulunmuş. Çok iyi Arapça da bilen Cueeva, İsrail’in yardımların girmesini kesinlikle yasakladığı bir dönemde Gazze’ye girmeyi başaran “Viva Palestina 1 Konvoyu” deneyimini şöyle anlatıyor:
“Gazze’deki savaş başladığında konuşmaktan başka şeyler yapmamız gerektiğini düşündük ve yola çıktık. Yardımlarımızı Kıbrıs’tan Gazze’ye gemilerle ulaştıracaktık. Toplamda Gazze’ye 5 gemi girecekti. Ama İsrail bunlardan 3’ünü bombaladı ve içindekileri tutukladı. Ancak 2 gemi Gazze’ye girebildi.”
İşte bu 2 gemiden birinin içinde olan Cueeva böylece Gazze’ye girmiş ve orada 1 yıl yaşayıp, ambulans şoförlüğü yapmış. Türkiye’nin de katılımıyla dünya çapında yankı uyandıran Filistin’e Yol Açık Konvoyu’nun yola çıkışından 3 ay önce gelmiş Gazze’den. Boş durmayıp bu arada Venezuella’ya da gitmiş. “Bundan sonra planının nedir?” diye soruyorum, hiç beklemeden yanıtlıyor: “Şimdi Gazze’ye 3 gemi daha sokacağız Kıbrıs’tan. Onun hazırlığını yapıyoruz.”
“Electronic intifada” ve “common dreams” gibi internet sitelerinde izlenimlerini yayınlayan Cueeva’nın sohbetimizi sonlandıran cümlelerini ise aynen aktarıyorum:
“Biz prensesler gibi değiliz. Biz de mücahidiz. Bakmayın gözlerimin sürmesine, bir yumruk atarım sürmeli yumruk olur.”
Yolculuk boyunca pek çok şeyi paylaşıyoruz. Birlikte yiyor, içiyor, uyuyor, uyanıyor, zaman zaman böyle küçük sohbetler ediyoruz. Ulusların, devletlerin ve insanların sınırlarına dair tüm bildiklerimi yerinden oynatan bu yolculuk, Cueeva’yı tanıdıktan sonra daha da anlamlanıyor.
Dünya üzerinde hâlihazırda var olan tüm sınırların kâğıt üzerinde çizilip ezberimize yerleştiğine kesin olarak inanıyorum artık. Biliyorum; şayet yanlış yerden çizilmişse kaldırılamayacak hiçbir sınır, kafa tutulamayacak hiçbir insan ürünü kanun yok.
Henüz Yorum Yapılmamış