Emine UÇAK ERDOĞAN

"Zalimler İçin Yaşasın Cehennem"

 
 
Sana bu mektubu hapishaneyi andıran bir hastane odasından yazıyorum berivanım. Vakit gecenin üçü. Büyük bir ıssızlık hakim koridorlara. Göğsümde sızı, gözlerimde uyku seni ve akranlarını düşünüyorum. Gecenin ıssızlığında o dört duvar arasındaki yalnızlıklarınızı, korkularınızı... Gardiyana benzeyen bir hastabakıcının sesine, azarlamalarına dayanamazken, gerçek gardiyanların gözetiminde işkenceyle geçen anlarınızı. O her yerin sessizleşip kendinizle baş başa kaldığınız anları… En çok da siz oralarda uyuyamazken; bizim rahat yataklarımızda uyuyor olmamızı...
 
Ne çok okuyoruz ve yazıyoruz sizi bir bilsen... Hepimizin bir hatta bir çok fikri var sizinle ilgili. Kimimize göre orada oluşunuzun tek sebebi Kürt olmanız, kimimize göre, şiddetin içinde doğduğunuz için başka seçeneğinizin olmadığı... Kimimize sorsanız özgürlük savaşçısınız, kimimize göre sokağa salınmış bomba...
 
Diyorum ya çok konuşuyoruz ve çok yazıyoruz. Ama bilmediğimiz bir şey var o da sizin o uzun gün ve gecelerde yaşadıklarınız. O da böyle sızıdan uykunun tutmadığı geceler gelip çörekleniyor gözlerimize...
 
Sızı diyorum da berivanım. Annelik bir yürek sızısıdır derim hep ben. Göğüsten göz pınarlarına yürüyen ve orada yaşa dönüşen bir sızı... Bir akıştır anlayacağın. Sütten gözyaşına dönüşen bir pınar. Sizi düşünüp de o sızıyı duymadığım an yok... Bu sızıyı en çok sızlatan ise çaresizlik...
 
Size o soğuk dört duvar dışında bir seçenek sunmayan herkese öfke duyuyorum. Benim çocukluğumu bir gecede bitiren bu kirli savaşın aktörleri sizin üzerinizden hükümranlıklarını sürdürmeye çalışıyor. Senin yaşıtların bilmez. Ama bizim coğrafyamızda da bir zamanlar çocuklar gerçekten çocuktu. Ben ve benim yaşıtlarım sanırım son çocuklarıyız o artık silikleşen güzel günlerin. Ceylan gibi bir hain avcıya yem olmadan, meşe ormanlarında, dağlarda, bostanlarda özgürce yürüyebilen.
 
 Kardeşlik, birlik, demokratik açılım deyip dururken, yasal düzenlemeleri rafa kaldıran hükümet, elinizde taşlarla sokaklardeyken ileride sizi izleyenler, bir iki satır karalayıp vicdanınızı temizleyen benim gibiler kısacası hepimiz vebal altındayız.  En çok da sizin orda geçirdiğiniz her gecenin bu yangın yerini yarınlara taşımaktan başka bir işe yaramadığını görmek istememekte ısrar edenler.
 
Bunu söylerken bile ne kadar bencilce davrandığımı düşünüyorum. Çünkü sizi değil, yarının çocuklarının derdine düşüyorum. Onlar bari gün yüzü görsünler istediğim için. Biz yandık bari onlar yanmasın der ya şarkısında Ahmet Kaya... Oysa asıl sizin yanmamanızın derdinde olmalıyım. Senin, Elif’in, ve daha birçoklarının. Ateşe değen yaralarınızı sarmanın, o ateşin tekrar bedenlerinize değmemesinin derdinde.
 
Büyüdükçe bencilleşiyor insan. Dün gece hemen yanıbaşımdaki yatakta yatan bir genç vefat etti. O can derdindeyken diğer hastaları görmeliydin. Hepsi doktorların kendilerine bakmasını istiyordu; korktukları için. Öyleki o gencin can çekişmekte olduğunu bile unutacak kadar. Başucundaki komidinde suyu, ilaçları bir de annesinin kalem gibi sardığı yaprak sarmaları kaldı geride.
 
 
 
Dünden beri bitmek bilmeyen koşuşturmacalarımızı, hesaplaşmalarımızı, öfkelerimizi düşünüyorum. Oysa hepsi boş. Seni ve yüzlerce yaşıtını o duvarlar ardından geleceksiz ve umutsuz bırakanlar; aniden göçüp gideceklerini unutuyorlar bu dünyadan.
 
Ölüm korkutuyor insanı çoğu zaman. Ama ilahi adalete inanmak böyle zamanlarda iyi hissettiriyor insana... İşte böyle zamanlarda en çok Said Nursi’nin sözleri geliyor aklıma… Sana ve yüzleri, gönülleri kavruk o binlerce çocuğa bu dünyada ‘mahşer yeri’nden başka bir ömür tanımayan zalimler için ‘yaşasın cehennem’


emine.ucak@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış